Türkiye'nin Nükleer Enerji Süreci
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Mayıs 2008'de yaptığı açıklamada nükleer santral ihalesiyle beş ülkenin ilgilendiğini, bu ülkelerin Japonya, Kanada, Fransa, Belçika ve Rusya oluğunu belirtti. Ne var ki, 2009 Eylül itibariyle ihalede 3. fiyat zarfı açılma noktasına gelindi ve tek teklif Rus “Atom Stroy Export and Inter RAO UES” ile Türk ortağı Ciner Grup'un oluşturduğu konsorsiyum tarafından verildi.
İhaleye tek teklif verilmiş olması başlı başına sorun teşkil etmektedir. Rekabet eksikliği, hem teknolojik yeterlilik hem de maliyet açılarından Türkiye'nin aleyhine bir durum oluşmasına sebep olmaktadır. Teknik olarak, Rusya'nın teklifi sadece Rus reaktörlerde kullanılabilen bir tür Uranyumu gerekli kılmaktadır. (EK-1)
Bir başka sıkıntılı durum da, halen, elektrik ihtiyacının % 35'ini, Rusya'dan aldığı doğalgazla karşılayan Türkiye'nin, santralin devreye girmesiyle beraber, elektrik temininde Rusya'ya %55'lik bir bağımlılıkla karşı karşıya kalacak olmasıdır.
(Tıkla-1)
Sonuç itibariyle TAEK(Türkiye Atom Enerjisi Kurumu), 3. zarfı hiç açmayabilir. Ancak, son söz yine hükümetin olacaktır. Enerji Bakanı Yıldız'ın 10 Ağustos'ta yaptığı basın toplantısında, Rusya ile yapılan görüşmelerde, Türkiye'nin fiyat beklentisi içinde olduğunu, makul bir fiyatta anlaşılması durumunda kamu hisselerinin oranı konusunun (%15 ile % 25 arasında değişen oranlarda) gündeme gelebileceğini açıkladı. Aynı toplantıda, basın mensuplarının enerjide Rusya'ya bağımlılığın artması konusunu gündeme getirmeleri üzerine Bakan Yıldız,
“Rusya'ya bağımlıyız dersek bundan önce sorulması gereken soru şu, petrolde ya da doğal gazda bağımlılığın azaltılması konusunda ne tür teklifler var, bu teklifler nasıl değerlendiriliyor. Bize bir ülkeden teklif geldi de (biz bu teklifleri değerlendirmeyiz) diye mi düşünüyoruz yoksa bunları son derece realistik ve rasyonel şekilde Türkiye'nin büyüme hızına karşılık gelebilecek yapıyla karşılamaya mı çalışıyoruz. Ben her yumurtanın aynı sepette olmasını istemem. Türkiye'nin çok önemli bir enerji politikası ve stratejisi vardır ancak Türkiye’nin aynı zamanda birebir karşılaştığı gerçekleri de vardır ”
Bu ihale Türkiye'nin ilk nükleer santral kurma girişimi değildir. Türkiye 1970'lerden itibaren nükleer santral kurulması için gereken girişimlerde bulundu. Mersin Akkuyu, yapılan incelemeler sonucunda inşaat alanı için uygun bulundu ve hatta 40 milyon dolar civarında bir yatırım yapıldı. Ancak 40 yıldır, farklı dönemlerde konu gündeme alınmasına, hükümetlerin kalkınma planlarına konmasına rağmen somut bir adım atılamadı. Bu süreçte, Türkiye Fransız, İsveç, İsviçre, Kanada, Kore, ABD ve Rusya ile santral yapımı konusunda muhatap oldu.
Netice alınamamasındaki en büyük etken, yapılan tekliflerin Türkiye'nin fiyat beklentilerini aşmasıdır. Bunda da dış dünyada Türkiye'nin risk derecesinin yüksek algılanmasının etkisi büyük olmaktadır. 1997 yılında Mersin-Akkuyu projesi yeniden gündeme alındığında, Kanada'da nükleer güç üretiminin çevreye etkilerini Kanada kamu yararı açısından inceleyen bir konsorsiyum olan CNP (Campaign for Nuclear Phaseout) adına yapılan bir çalışmada Türkiye'nin risklerinden söz edilmektedir. Bu kapsamda, Mersin'in Kıbrıs'a yakın olması ve Türkiye-Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki sorunlara, Kıbrıs'ın elindeki Rus yapımı S-300 füzelerine dahi dem vurularak değinilmektedir. Öte yandan PKK tehdidi, Mardin-Midyat'ta petrol boru hattına 1997 Ocak'ında yapılan saldırının açtığı maddi hasar örnek verilerek vurgulanmaktadır
. (Tıkla-3)
Bu tabloya bakıldığında Türkiye'nin yeni dış politikasının önemi ve gereği daha iyi anlaşılacaktır. Dış işleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak ile Suriye arasındaki olası bir gerginliği önlemek için Bağdat'a oradan Şam'a geçmekte, yolculuğu sırasında Türkiye'nin demokratik açılımlarının iç huzuruna ve istikrarına yapacağı katkıyı dile getirmektedir. Şam'dan Lefkoşa’ya geçerken, Türkiye ile Ermenistan arasında, İsviçre arabuluculuğunda hazırlanan protokol dünya ile paylaşılmaktadır. Bölgesinde “0” sorun hedefini yakalamış, komşularıyla ekonomik ilişkilerini geliştirmiş Türkiye'nin dünyadaki algısı hem güvenlik hem de moral değerler açısından çok daha olumlu noktalara ulaşmaktadır.
Türkiye politik gelişimini ekonomik gelişimle paralel olarak sağlayabilir. Bu açıdan en büyük sıkıntıyı yaşadığı enerji temini noktasında nükleer enerji gereklilik arz etmektedir. Dünyada enerji üretiminde nükleer reaktörlerin payı her geçen gün artmaktadır. Dünyada bugün, 440 reaktörle, dünya elektrik ihtiyacının %17'si karşılanmaktadır. Fosil yakıtların tükenmekte olması ve küresel ısınma açısından doğurduğu tehditler, doğalgazın Türkiye'ye olan yüksek maliyeti nükleer enerji seçeneğini kaçınılmaz kılmaktadır.
(Ertuğrul Yaprak, Çevre ve Enerji Masası)
EK 1:Nükleer Reaktörlerin Çalışma İlkeleri ve Türleri
NR(Nükleer Reaktör), basitçe, ısı üreten bir araçtır. Geleneksel kömür santrallerindeki kazanların yaptığı işi , burada reaktör yapar. Elektrik enerji üretimi açısından bakıldığında amaç su buharı üreterek büyük tribünleri döndürerek jeneratörler üzerinden elektrik enerjisi üretmektir.
(Tıkla-4)
Yakıt olarak radyoaktif element olan Uranyum kullanılmaktadır. Uranyum çekirdeklerinin parçalanması sonucu ortaya çıkan enerji ile ısı elde edilmektedir.
Nükleer reaktörlerin ana bileşenleri aynıdır. Bu bileşenler, yakıt, yavaşlatıcı, soğutucu, kontrol çubukları ve diğer yardımcı sistemlerdir.
Nükleer sistemler kullandıkları soğutucuya göre farklılık göstermektedir:
1. Su soğutmalı reaktörler
i. PWR: Basınçlı su reaktörleri. En yaygın türdür. %50’lik bir paya sahiptir. Çoğunluğu ABD, Fransa ve Japonya'da yer alır.
ii. BWR: PWR'den sonra en yaygın türdür. PWR'den farkı soğutma suyunun daha düşük basınç altında tutulmasıdır.
iii. RBMK: Rusların geliştirdiği reaktördür. Çernobil reaktörü bu türdendir. 1986'daki kazadan sonra tercih edilmemektedir.
iv. VVER: Rusların geliştirdiği basınçlı su reaktörüdür. Çoğunlukla, Rusya ve Ukrayna'da bulunmaktadır. Türkiye verilen teklifte, VVER reaktör önerilmiştir. Ancak VVER reaktörleri, çağdaş güvenlik kriterlerine uymadığı gerekçesiyle Bulgaristan ve Slovakya'da kapatılmıştır.
2. Ağır Su soğutmalı reaktörler
i.
CANDU: Soğutucu olarak döteryum, ağır su kullanmaktadır. Kanada'ya özgü reaktörlerdir. Kanada elektrik ihtiyacının %17'sini karşılamaktadır.
(Tıkla-5)
3. Gaz soğutmalı reaktörler
i. GCR
4. Ağır Metal soğutmalı reaktörler
i. FBR