ABD’nin Uluslararası Sorunların Çözümü Yolundaki Gayretleri
ABD eski Başkanlardan Bill Clinton’un Kuzey Kore’ye gidişini izleyen kısa süre içinde, Kuzey Kore’nin nükleer silahları konusundaki uzlaşmaz tutumunda bazı esnekliklerin ortaya çıktığı görülmektedir.
Kuzey Kore, bu konuyu daha çok Amerikan yönetimi ile ikili düzeydeki görüşmeler yolu ile halletme eğilimi gösterse de, bir yandan ABD diğer yandan Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) önderliğinde kurulmuş olan, mevcut altılı komisyona yeniden işlerlik kazandırılması hususunda, ısrarlı bir davranış sergilemişlerdir. Kuzey Kore, sonuç itibariyle, ÇHC, ABD, Japonya, Rusya ve Güney Kore’nin katılımları ile kurulmuş bulunan 1+5 (Altılar) Grubu ile müzakereleri kabul edebileceğini ancak bu arada ABD ile ikili düzeyde bir anlayış birliğine varmak arzusunu açıklamış bulunmaktadır.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Doğu Asya işleri Bakan Yardımcı Vekili Kurt Campbell’i ÇHC ve Japonya’ya göndererek altılı toplantının zeminini hazırlama girişimini başlatmıştır. Ancak bu girişimlerden sür’atli bir sonuç çıkması beklenmemelidir. Kuzey Kore’nin şu aşamada izlemekte olduğu siyaseti geçen Mayıs ayında yaptığı nükleer deneme sonrası bölgede iyice ısınan havayı bir ölçüde yumuşatabilmek ve uluslararası düzeyde yalnızlık ve dışlanmışlıktan kurtulmak arzusu olarak değerlendirilebilir.
Orta Doğu barış süreci konusunda, ABD’nin önce Özel Temsilci George Mitchell, daha sonra BM Genel Kurulu sırasında bizzat Başkan Obama tarafından yürütülen ısrarlı girişimleri, bugüne kadar olumlu bir sonuca varmış olmasa dahi, Başkan Obama’nın bu işin peşini bırakmak niyetinde olmadığı görülmektedir.
Nitekim, Özel Temsilci George Mitchell tekrar bölgeye gelerek, önce İsrail Hükümetinde Koalisyonun küçük ortağı, Sağcı Yisrael Beitenu Partisi Genel Başkanı Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, daha sonra İsrail Cumhurbaşkanı Shimon Peres ile bir araya gelmiştir. Mitchell’in dün (9 Ekim Cuma) Başbakan Benjamin Netanyahu ile Kudüs’de ve Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas ile de Batı Yakasındaki Ramallah kentinde buluşması beklenmekteydi.
Obama’nın bu konudaki gayretleri, kendisine Nobel Barış Ödülü verilmesinde rol oynayan faktörlerden biri olmuştur.
Başkan Obama’ya, yaklaşık 1,5 milyon dolar tutarındaki, Nobel Barış Ödülü’nün 10 Aralık 2009 tarihinde verilmesi beklenmektedir.
Obama’nın bu ödüle layık görüldüğü açıklanırken, Norveç Nobel Komitesi’nin göz önünde bulundurduğu özellikler şöyle sıralanmıştır:
a)Halklar arasında uluslararası işbirliği ve diplomasiyi güçlendirmek hususundaki olağanüstü gayretleri,
b)Nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya,
c)En zor uluslararası uyuşmazlıklar alanında bile diyalog ve müzakereye verdiği önem,
d)Mutlu bir gelecek konusunda halkına aşıladığı umut,
e)Dünyanın iklim konusunda karşılaştığı büyük tehlikeleri göğüsleyebilmek alanındaki daha yapıcı rolü
Nobel Barış Komitesi’nin bu beyanları, bugün için, Dünyanın neresinde olursa olsun, insanların ve yönetimlerin duyarlılıkla yaklaşmakta oldukları konuları göstermesi açısından da ilginçtir.
Bosna- Hersek’de, yönetimdeki iki başlılığın ortaya çıkardığı zorlukların bir etnik gerginliğe yol açması olasılığından da endişe eden Avrupa Birliği ve ABD, 1995 yılındaki barış görüşmelerinden sonra “İkinci Dayton” olarak adlandırılan görüşme dizisini başlatmışlardır. Bu görüşmelere İsveç Dışişleri Bakan Carl Bildt ve Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Jim Steinberg başkanlık etmektedirler. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Oll Rehn de görüşmelere katılanlar arasındadır.
Sırpların öteden beri süre giden daha fazla özerklik talepleri ile birlikte Hırvatlar da, birleşme sağlanamadığı takdirde, kendilerinin de bir cumhuriyete sahip olma hakkının bulunduğunu dile getirmeye başlamışlar ve kuşkusuz bu durum Bosna-Hersek’deki belirsizlikleri artırıcı bir rol oynamıştır. ABD ve AB, bu ülkenin, birleşmiş bir şekilde, AB’ye üye olmak yolunda sür’atle ilerlemesi gereği savını dile getirmektedirler.
(Nüzhet Kandemir, ABD Masası,10.10.2009)