Karabağlı Dramı
Karabağlıların çilesi bitmedi. 1992’den bu yana evinden yurdundan edilmiş, sürülmüş insanların dramı bu. Âdeta ölenler, öldürülenler kurtulmuş, acıları dinmiş insanlar olarak kabul edilebilir. Yaşayanlarınki ise bitmek bilmiyor. Miktarı hiç de az değildir. Ermenilere göre sürülenler; 200 bini Ermenistan'dan, 30 bini Karabağ'dan, 500 bini Karabağ dışındaki işgal edilen bölgelerden olmak üzere toplam 730 bindir. Azerbaycan'a göre, evlerinden sürülen Azerilerin sayısı 950 bindir. Bir milyon, bir buçuk milyon yazanlar da bulunmaktadır. Neticede evsiz, yurtsuz, çile çekmeye mahkûm bırakılanlar insandır. Miktarın farklı oluşu acıyı dindirmiyor. Sayının azlığı veya çokluğu çekilen çileyi meşrulaştırmaz. Yalnız üzüntü verici olan insanlığın genel tavrıdır. Eğer bir dram varsa bu insanlık âleminde niçin görülmemektedir? Dramı büyüten de asıl işin bu yönüdür. 1992’deki Ermeni işgalinden bu yana yurdunu-yuvasını kaybeden bir milyon civarında insan nasıl yaşamaktadır? Neredeyse çeyrek asra yaklaşan bir süredir tren vagonlarında yaşayanların, tren istasyonlarında derme-çatma barakalarda doğup-büyüyenlerin bulunması dünyanın niçin dikkatlerini çekmemektedir? BM, AB, AGİT; özellikle insanlığa karşı işlenen suçlara duyarlı olduğunu öne sürerek doksan yıl önceki olayları parlamentolarında kanun konusu yapan ülkeler, niçin bu kadar duyarsız, sağır ve görme özürlüdür? Tren vagonlarında yaşayan, barakalarda doğup-büyüyenler insan değil mi? Niçin vagonlar, niçin istasyonlar mekân tutulmuştur? Öncelikle evleri, yurtları işgal edildiği, asıl vatanlarında yaşama şansı bırakılmadığı, evlerine Ermeniler yerleştirildiği için, denecektir. Bundan öte bir anlamı daha olmalı istasyon yaşayışının. Elbette ayrı bir yürek yangısıdır bu. Her şeye rağmen Karabağlılar, Yukarı Karabağlılar, vatanlarına dönme umudu içindedirler. On sekiz yıldır süren insanlık dramının bir gün görüleceği, haksızlığın giderileceği, işgalin sona erdirileceği umudunu, yoksul bedenleri ile birlikte yaşatmaktadırlar. Bu umudun bitmemesi, bitirilmemesi gerekmektedir. Onun için de dramın görülmesi önemlidir.
Karabağ’daki insanlık suçunu görmeyen devletlerin, kuruluşların suça ortaklıklarının olduğu kabul edilmelidir. Bu Karabağ’ın içine düşürüldüğü durum ve öncesine bakıldığında görülecektir. Karabağ, bilindiği üzere Türklerin binlerce yıl önce yurt edindiği dağlık, sulak 18.000 kilometrekarelik bir yurdun adıdır. “Dağlık Karabağ” veya “Yukarı Karabağ”; Karabağ’ın içinde 4392 kilometrekarelik bir kısmıdır. Karabağ tümüyle, Büyük Selçuklular, Osmanlılar devrinde, insan unsuru olarak Müslüman Türklerin yoğun yaşadığı bir bölgedir. Azerbaycan toprakları içerisinde yer alan bölge, Rus yönetimine geçtikten sonra bugünkü sonuç hazırlanmıştır. 1828’de Türkmençay Antlaşması ile Kuzey Azerbaycan’la birlikte Rusya’nın yönetimine geçtiğinde 200.000 civarındaki nüfusunun % 95′i Türk’tür.
Rusya, Kafkas ve ötesi ile ilgili idealleri doğrultusunda bölgeye Ermeni nüfus yerleştirerek yapıyı değiştirmeye çalışır. Çarlık Rusya’sının politikası ile bu yönüyle Stalin despotizminin farkı yoktur. Stalin, özellikle Karabağ’ın yukarı kısımlarına 1923’te Ermeni nüfus yerleştirmeye devam eder. Ardından da Azerbaycan’dan ayırarak özerk bölge haline getirir. Adı da “Dağlık Karabağ” olarak değiştirilir. Ruslar ve Ermeniler, bölgeye “Dağlık Karabağ” veya “Yukarı Karabağ” diyeceklerdir. Kafkaslardaki parçalama, Müslüman nüfusu etkisiz hale getirme işine bir yenisi daha böylece eklenmiş olur. Yeni özerk bölgede Rus yönetiminin gayreti ile Ermeni nüfus artırılır. Diğer taraflarda ise Azeri nüfus çoğunluktadır.
Rusya’nın dağılma sürecine girdiği yıllar Ermeniler, Stalin rejiminin oldu-bittisini realiteye çevirmek üzere, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan alınarak Ermenistan’a bağlanmasını isterler. Ermenistan Parlâmentosunda “Karabağ’ı ilhak kararı” alınır. Bu karar aslında savaşın 1988’de ilânıdır. Ermenistan, bu doğrultudaki istek ve çalışmalarını, Sovyet Cumhuriyetlerinin dağılması sırasında sınır çatışmalarına dönüştürerek ısıtır. Ermeni iddiaları nüfus sayımı ile de beslenir. 1989 sayımına göre Dağlık Karabağ nüfusunun yüzde 75’i Ermeni'dir. Ardından 1990'da kendi aralarında referanduma gidip bağımsızlığı tercih ederler. Artık Dağlık Karabağ ayrı devlet olacaktır. Bağımsızlığı, Ermenistan başta kimse kabul etmez. Yalnız, Erivan, Rusya, Fransa ve Lübnan'da temsilcilikler açılır. Amerika ise resmen tanımadığı halde kongre bütçesinden, insani yardım olarak Karabağ'a her yıl 5 milyon dolar gönderir.
Dağılırken bile Azerbaycan üstüne ordusunu göndererek Bakû katliamını gerçekleştiren Rusya; gelişmelere, sınır çatışmalarına seyirci gözükmektedir. Aslında Rusya olmadan, bir Ermenistan ve Karabağ sorunu olmayacağı gibi çatışma da olmayacaktır. İç oluşumunu sağlayamayan, ordusu-silahı yetersiz Azerbaycan’ın yenilgisi ile Ermenistan, hem Karabağ’ın tamamını hem de Karabağ ile Ermenistan arasında kalan Azeri topraklarını (Ağdam, Laçin, Kelbecer, Fuzuli, Cebrayıl, Zengilan, Gubadlı), işgal eder. Azerbaycan toprağının yüzde yirmisini bulan işgal; üzerinde yaşayanlar için tam bir afettir.
Karabağ’da 7 bin insanın yaşadığı Hocalı işgali, iki ülke ordularının savaşı gibi seyretmez. 25 Şubat gecesi; eli silahsız, Azerbaycan Türkleri, çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapılmadan katledilir. Resmi açıklamalar, bir gecede 613 kişinin hunharca öldürüldüğü yolundadır. Bunların 83’ü çocuk, 106’sı bayandır. Yaralanan, rehin alınan, öksüz-yetim kalanlar, işkencenin akıl-vicdan almaz tiplerine muhatap edilenler hesaba gelmez durumdadır. Onun için ölenler kurtulmuş, böylesine vicdansız, izansız bir dünyada yaşama zilleti altında kalmamıştır. Ama canı sağ kalarak, evinden, yurdundan olanlar her şeye rağmen yaşamaya devam etmektedirler. Sürgünde, “göçgün, kaçgun” sefaleti içinde yeni nesiller, yeni aileler oluşmuştur.
Onlara artık haklarının teslim edilmesi, insanlık suçunun bedelinin ödenmesi gerekmektedir. Burada en büyük pay da Rusya’ya düşmektedir. Ermenistan’ı ordusu, silahları ile destekleyen hatta fiilen yöneten Rusya, sonuçtan sorumlu bir ülkedir. Yaraların sarılması konusunda da sorumluluk üstlenmek zorundadır. Ermenistan, Uluslararası hukuka göre tamamı Azerbaycan'a ait olan Karabağ’ı ve dışındaki yedi Azerbaycan şehrini geri vermelidir. Sürekli düşmanlığı canlı tutarak, sürekli acıları tazeleyerek kendi ülkesinde daha ne kadar huzur içinde yaşayacaktır? Dünyaya kapalı, halkı gün geçtikçe yoksullaşan ve eriyen Ermenistan; Rusya’nın, Amerika’nın, Ermeni diasporasının ianeleri ile ne kadar daha ayakta kalacaktır?
Barış, huzur ortamı gelişmenin, yükselmenin olmazsa olmazıdır. İnsanlar gibi yönetimler de neye talip olduğunu netleştirmek durumundadır. Barış, huzur dolayısıyla gelişmeye, yükselmeye mi, tersine mi?
(Caner Arabacı, Kafkasya Masası, Kıdemli Araştırmacı, 25.09.09)