Afganistan’dan Notlar
21 Ağustos 2009’da Afganistan’ın başkenti Kabil, ve ondan sonra Mezar-ı Şerif ve Şebirgan’ı gezdiğimde protokolden bazı insanlar ile yüz yüze görüştüm. Örnek vermek gerekirse, Afganistan Meclisi Güvenlik Komisyonu Başkanı Zelmai Müceddedi ve Afganistan’ın güney sınırı ve kabilelerinden sorumlu devlet bakanı Vahidullah Sabaun, bilim insanlarından Afganistan Tarihi ve Arkeoloji Uzmanı Prof. Esmetullah Osmani, Belh Üniversitesi Rektörü Prof. Habibullah ve Kabil Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Başkanı Prof. Muhammed Faruk’la görüşme imkanı buldum. Bununla beraber halktan farklı gruplarla buluşup, Afganistan’ın geleceği ve seçim sonuçları hakkında görüşlerini almaya çalıştım. Adı geçen siyasetçilerin çoğu Karzai taraftarı olduğundan, Afganistan Cumhurbaşkanı adaylarından Hamid Karzai’nin kesin kazanacağını ve seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra da herhangi bir sorun çıkacağını zannetmediklerini söylediler. Fakat Abdullah taraftarı siyasetçiler ve onu destekleyen halk bunun tam tersini düşünüyor. Onlara göre yabancıların, özellikle ABD ve İngiltere’nin, Afganistan’ı kritik ve çok tehlikeli bir hale getirdiklerini düşünüyorlar. Çünkü yabancılar daha seçimler başlamadan önce Afganistan’da seçimlerin sonucu için endişe duyduklarını söyleyerek sanki Abdullah’ın taraftarlarını Karzai’ye karşı tahrik edeceklerdi. Diğer bir söyleyişe göre ABD’nin Afganistan’daki seçim sonuçlarından endişe duymasından şöyle bir anlam çıkartmamız mümkün: “Seçim sonuçlarına itiraz edenlerin arkasındayız.” Yine de Abdullah taraftarlarına göre seçim sonrası, özellikle de eğer birinci turda Karzai kazanırsa, Afganistan bir kez daha büyük bir faciaya şahit olacaktır. Çünkü Afganistan seçimlerinde büyük sahtekârlıklar olmuştur. Hem yabancı gözlemciler hem de bazı yerli gözlemciler bu gerçeği kabul etmiş durumda. Ancak bu sahtekârlıkların çoğunun Karzai’nin taraftarları tarafından yapıldığını düşünüyorlar.
Bence her şeyden evvel Afganistan’da seçimlere katılması beklenen seçmen sayısı en az 15 milyon kişiydi. Fakat seçimlerde Afganistan’da Seçimden Sorumlu Komisyon’un verdiği sayıya göre, seçimlere 5 milyon 198 bin kişi katılmıştır. Bu sayıya göre Afganistan seçimlerine nüfusun %38’i katılmıştır. Seçimlerde oy kullanmak üzere katılanların sayısı da tartışmalara açık bir rakamdır. Fakat Afganistan’ın seçim kanunlarına baktığımız zaman sanki Afgan milletinin çoğu seçime katılmamasına dayanarak bir kanun hazırlamışlar. Çünkü seçim kanununda Cumhurbaşkanı adaylarının ve seçmenlerin sahip olduğu hak ve sorumluluklara dair uzun ve detaylı olarak bahsedilirken, bu kanunda seçimlerin geçerli olması için nüfusun kaçta kaçının seçimlere katılmasının gerektiğine ise yer vermemişler. Özellikle Abdullah ve diğer cumhurbaşkanı adaylarının taraftarlarının iddialarına göre, seçimlerde büyük sahtekârlıklar yapılmış, sahtekârlığın en önemli boyutunu da bir kişinin birden fazla oy kullanması ve bazı bölgelerde güven sorunundan dolayı seçim sandıklarının bazı adayların taraftarlarınca o bölgede kimse oy kullanmadığı halde; seçim noktalarında doldurulmuştur. Bu da gerçekten çok önemli konudur. Çünkü iddialar doğru çıkarsa, nüfusun %38’inin bile seçimlere katılmadığını gösterir. Bir ülkede nüfusun %38’i bile seçimlere katılmazsa, o zaman bu seçimlere uluslararası kamuoyu ne kadar itibar gösterir? Zaten benim kafama takılan da bu.
Afganistan seçimleri sadece Afganların değil aynı zamanda Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi Kai Eide ve Amerikan asıllı yardımcısı arasında da tartışmalara neden olmuştur. Kai’nin yardımcısı Afganistan’daki seçimlerde kullanılmış oyların tamamının tekrar sayılmasını isterken, Kai’nin ve Avrupa’nın 25 ülkesinden gelen 70 kişilik gözlem ekibine göre, kullanılmış oyların bütününde, 1.2 milyon şüpheli oy vardır. Onlara göre sadece şüpheli oyların tekrar sayılması gerekiyor. Bu konu tartışma nedeniyle Kai’nin Amerikan asıllı yardımcısı Afganistan’ı terk ederek New York’a gitmiştir. Bu tartışmalar devam ederken, tam bu sırada ister Afgan halkı ister Afgan hükümeti, yabancı gözlemcilerin Afganistan seçimlerine müdahale etmemesini ısrarla istemektedirler. Fakat şimdiye kadar kullanılmış oyların sayılması konusunda da Seçimlerden Sorumlu Komisyon’un başkanı Davud Necefi %10’unun tekrar sayılmasını istemektedir. Şu anda da söz konusu oyların sayılmasına devam ediliyor.
Afganistan’da Seçimlerle İlişkin Şikayetlerden Sorumlu Komisyon’un verdiği rakama göre; şimdiye kadar gelen şikayetlerin sayısı 2000’e ulaşmış. Bu 2000 şikayet arasında 600’ü ciddidir. Şikayetler sıklaştığı takdirde seçim sonuçlarına büyük çapta etki edebilir. Bununla oyların %10’unun bile tekrar sayılması, seçim sonucunu haftalarca ertelemektedir. Seçimlerin ertelemesi ise Taliban’ın işine gelmektedir. Seçim sonuçlarının gecikmesi, gün geçtikçe Afganistan’da güvensizliği artıracaktır. Çünkü Afganistan şu an tam bir siyasi boşluk içerisindedir. Devlet başkanı Karzai bile bir gün sonra Afganistan’da ne olacağını bilememekte, pek çok konuda karar alamamaktadır. Örnek verilirse, Mezar-ı Şerif’in Valisi Ata Muhammed Nur, Afganistan İçişleri Bakanı Atmer’i, Mezar-ı Şerif’teki bazı grupları silahlandırarak Kuzey Afganistan’ın güvenliğinin bozulmasına neden olmakla suçlamaktadır. Fakat bu konu ile ilgilenecek bir yetkili yok. Aslında bu çok önemli ve üzerinde durulması gereken bir iddiadır. İddia gerçek ise; Afgan hükümeti İçişleri Bakanı uyarılmalıdır. Çünkü hükümet, Afgan halkının elindeki silahları toplamada güçlük çekmektedir. Eğer halk, devletin bakanları tarafından tekrar silahlandırırsa, Afganistan’da çıkabilecek bir iç savaşı kimse durduramaz. Hükümet vakit kaybetmeden İçişleri Bakanına, iddianın gerçek olmaması halinde ise; Mezar-ı Şerif’in valisine gereken yaptırımları uygulamalıdır. Bu konulara ilgi göstermedikçe hükümet, bugün otorite kaybına uğramakla beraber, gelecekte de çıkabilecek sorunlara hiç engel olamaz.
Seçim sonuçlarının gecikmesi daha büyük sorunlara yol açabilir. Herkes iktidar için birbiri ile yarışmaktadır. Afganistan’da Taliban ve istikrarsız yapı unutulmuştur Örnek verilirse, 17 Ağustos’ta Kabil’de yapılan intihar saldırısında 6 İtalyan askeri ve 10 sivil ölürken, 50 sivil yaralanmıştır. 18 Ağustos’ta Şibirgan’ın ilçesi Akça’daki seçimlerde Karzai’yi destekleyen ve halk arasında ünlü bir kişi, Şir Muhammed, faili meçhul kişiler tarafından öldürülmüştür. Seçim sonuçlarının gecikmesi nedeniyle Afganistan bunun gibi çok sayıda olaya şahit olmuştur.
Bence de Afganistan gerçekten bugünlerde çok büyük bir tehlike içinde olmakla birlikte önemli bir sınavla da karşı karşıyadır. Karzai’nin rakiplerinden Doktor Abdullah Abdullah seçimi kaybetmesinin ardından seçim sonuçlarını reddederse, bu tutumun Afganistan’da kanlı olaylara yol açacağı düşünülmektedir. Afganistan’ın komşusu İran’daki seçim sonucuna itiraz sonrasında çıkan eylemlerden ve kargaşalardan daha ciddi sorunların, Abdullah’ın taraftarlarınca Afganistan’da da çıkarılabilme ihtimali ortadadır. Bilindiği gibi İran halkı Afganlara göre daha aydın ve anlayışlı olduğu halde eylemler onlarca insanın canına mal olmuştur. Afganistan’da çıkabilecek eylemlerin onlarca değil en az yüzlerce insanın canına mal olacağından kimsenin şüphesi olmasın. Bir de bu tehlike ile birlikte önemli bir sınavdan bahsetmiştim. ABD’nin şimdiki çabası, Karzai’yi, en güçlü rakibi olan Abdullah ile bir araya getirerek ortak bir hükümet kurmaktır. Eğer bu iki rakip anlayışlı davranarak ortak bir paydada buluşursa, işte o zaman daha önce dediğim gibi, bu önemli sınavı başarıp yakın zamanda Afganistan’daki bütün sorunları çözerek bağımsız ve güçlü bir Afganistan oluşturma veya en azından ülkeyi yabancı güçlerin olmadığı bir ortamda ayakta durabilecek bir duruma getirebilme imkanı vardır. Çünkü bu iki aday Afganistan’ın iki büyük etnik grubundandır. Karzai Peştunlardan, Abdullah Taciklerdendir. Peştun ve Taciklerden sonra Özbekler, Türkmenler ve Hazaralar gelmektedir. Adı geçen grupların liderleri de Karzai’yi desteklemektedir. Bir diğer önemli konu; her iki adayın seçimler sırasında Cumhurbaşkanlığını kazandıkları takdirde Afganistan’da barışı sağlamak için çabalayacaklarına söz vermesidir. Bu sözlerin anlamı şu an devlete karşı savaşan Taliban ve Hikmetyar’la görüşerek barışı sağlamaya çabalayacaklarıdır. Bence ABD’nin Afganistan’da kurulması muhtemel ortak bir hükümet projesinde de, Hikmetyar ve Taliban’ın ılımlı kesimleri yer alacaktır. Afganlar bahsi geçen tehlike ve sınavı sorunsuz atlatabilirse, yabancı güçler de kısa bir süre sonra Afganistan’ı terk edeceklerdir.
Bence yabancı güçler Afganistan’dan çıkmaya çoktan razıdır. İngiltere’nin önde gelen gazetesi Guardian’ın haberine göre, ABD, aslında Afganistan’da savaş açmamış, tersine Amerikan ve İngiliz askerleri için mezar kazmıştır. Bu haberden çıkarabileceğimiz anlam, kimsenin kendi mezarını kendisinin kazmayı istemeyeceği için açıkça Afganistan’dan çıkalım diyerek kendi devletlerine mesaj vermesidir. Bu haberden daha önemlisi ise, 15 Eylül 2009’da ABD Devlet Başkanı Obama ve Kanada Başbakanı Stephen Harper’ın görüşmesinde, Harper’ın “Obama istemese bile biz 2011’e kadar Afganistan’dan çıkacağız.” diyerek kesin bir tarih vermesidir. Bence ister Kanada başbakanının açıklaması ister İngiliz gazetenin açıklaması olsun, ABD ve İngiltere Afganistan’daki savaşı kaybetmektedir. Buna diğer örneği de ABD’den vermemiz mümkün. Geçen ay ABD’nin Afganistan’daki kuvvetlerinin komutanı General Stanley Mc Chrystal’ın ABD Savunma Bakanlığı’na sunduğu gizli bir raporunda ABD’nin Afganistan’a daha fazla asker göndermezse, Afganistan’da üstlendiği görevin başarısızlığa uğrayacağının altını çizerek Obama’yı uyarmıştır. Ancak bu günlerde bilindiği gibi Obama, Afganistan konusunda Amerikan halkı ve Demokrat Parti üyelerinin baskısı ile karşı karşıya kalmıştır. Obama, Beyaz Saray’a ayak basar basmaz Afganistan’a 21 bin asker göndereceğini açıklanmıştı. Fakat bahsettiğim baskılardan dolayı Obama, son açıklamasında “Afganistan’a daha çok asker göndermeyeceğini belirtmekle beraber, ülkelerin sinirsiz olarak işgal edilmesinin taraftarı da değilim” dedi. Ancak “Afganistan’dan kısa vadede geri çıkmayı da düşünmüyorum” diye açıklanmıştı. Times Gazetesi Mc Chrystal’ın raporunu değerlendirerek ABD’nin yeni stratejisi olarak Afganistan’da askerlerin sayısını artıracağı öngörüsünde bulunmuştur. Yine Times’a göre, Afganistan hep büyük imparatorlukların (İngiltere ve Sovyetler Birliği ) mezarı olmuştur. Obama bir diğer açıklamasında, “Afganistan’daki savaşı kazanmanın yolunun Pakistan’daki El-Kaide grubunu temizlemeye bağlı olduğunu ve aldığı raporlara göre Usame Bin Ladin şimdi Pakistan’daki dağlara sığınmıştır.” demiştir.
Bence büyük imparatorlar hep aynı hataya düşerek, Afganistan’ı çok kolay bir şekilde ele geçirebilecekleri hesabına dayanarak Afganistan’a girmişlerdir. Örneğin Sovyetler Birliği işgalin başlangıcında sınırlı miktarda asker, para ve kısa bir süre içerisinde Afganistan’ı ele geçirebileceğini hesaplamış ancak işgale giriştiğinde on binlerce askerini kaybetti ve milyarlarca doları harcadı. Ancak Sovyetler bütün şartlarını zorlasa bile, Afganistan’da yalnızca on sene kalabildi. Afganistan’ı 1989 yılında terk etmek zorunda kaldılar. Afganistan’da Sovyetlerin hezimeti bütün dünyada pek çok tarihi olayı tetikledi ve Soğuk Savaşı sonlandırdı.
Bence ABD de şu an Afganistan’da kaybedeceğine inanıyor. Ancak bu zaman dilimde İngiltere ve Kanada gibi silah arkadaşlarını da kaybetmek istemiyor. Afganistan’daki bu savaşta zaten zor durumda kalmış ABD’nin bu iki müttefikinden ayrılmayı her ne kadar istemezse de planlarını bu yönde değiştirmek zorunda kalacaktır. Yabancı güçler özellikle de ABD ve İngiltere Afganistan’dan çıktıktan sonra, Afgan hükümetinin muhalifleriyle savaşacak bir gerekçesi de kalmaz. Çünkü senelerden beri Karzai’nin, Taliban ve Hikmetyar ile barış konusunda müzakere etmesine rağmen yabancı güçlerin ülkede kalması konusunda anlaşamamaktadır. Çünkü Taliban ve Hikmetyar, yabancı güçlerin çıkmaları için Karzai’den mantıklı bir takvim istiyorlardı. Bu takvim onlara verilence sorunun çözüleceğine inanıyorum. Çok nettir ki Afganistan’da savaş bittikten sonra istikrarsızlık da bitmiş olur. İstikrarsızlık sona erince uyuşturucu, El Kaide ve terör sorunu ortadan kalkar. Sözünü ettiğim sorunlar Afganistan’ın temel sorunlarıdır. Bunlar bitince eğitim, işsizlik, ekonomi gibi diğer sorunlar da kendiliğinden bitecektir. Aksi takdirde Afganistan’daki seçimlerin sonucunda kargaşa çıkarsa, bunu çok açık ve net söyleyebilirim ki böyle bir durumda ne biz Afganlar olarak tek başımıza ne de yabancı güçlerle birlikte Afganistan ayakta duramaz ve Afganlar yine onlarca sene barış yüzü göremezler. Afganistan’ın çökmesi bölgede başta Orta Asya Türk Cumhuriyetleri olmak üzere tüm bölge ülkelerinde istikrarsızlığı had safhaya ulaştırır.
Bence Afganistan’da işler beklendiği gibi sonuçlanmadığında ya ABD yakın müttefikleri ile birlikte Afganistan’ı kendi haline bırakıp gidecek ya da Afganistan’da kalıp Sovyetler Birliği gibi çökerek dünyadaki tek kutuplu güç olma misyonunu kaybederek sıradan bir devlet şeklinde süresini dolduracak.
(Khalilullah Rasuli, Asya – Pasifik Masası, Kıdemli Asistan,23.09.2009)