ABD-Türkiye: İç ve Dış Olaylar Kısaca Değerlendirme
Bilindiği gibi, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği konusu Amerikan Yönetimlerince ötedenberi desteklenegelmiştir.
Bugün, Basın Yayın Genel Müdürlüğü aracılığı ile ziyaretime gelen Mısırlı Al-Ahram Gazetesi siyasi yorumcularından ve Al-Ahram’a bağlı düşünce kuruluşu mensuplarından Beshir Fattah’ın, Almanya’daki son seçimler ve Türkiye- AB ilişkilerine etkisi konusundaki sorularından biri de ABD’nin bu desteğini, her şeye rağmen, sürdürüp sürdürmeyeceği şeklinde idi.Kendisine, ABD’nin, ötedenberi, dar görüşlü Avrupalılar’dan daha akılcı bir şekilde, Türkiye’nin tam üyeliğini desteklediğini ve adeta dış politikasının ana gündem maddelerinden biri haline gelen bu konuda yön değiştirmesini beklemediğimi söyledim.
Bu arada, BM Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan, Yunanistan’ın Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Anastassis Mitsialis, “ülkesinin Türkiye’nin AB üyeliğinin en samimi destekçisi olduğu” yolundaki beyanları büyük bir samimiyetsizlik ve iki yüzlülük örneğini de ortaya koymuştur. Zira, Büyükelçi, “AB üyeliği için gereken reformları yaptığında Türkiye’nin daha iyi bir komşu olacağını” hemen belirttikten sonra, “ülkesinin ilişkileri daha da geliştirmek için yaptığı girişimlere yanıt alamadığını” ileri sürmüştür.Yunan Büyükelçisi, ayrıca, “Türk jetlerinin Ege adalarında yaşayanları korkuttuğunu” ve “TBMM’nin ülkesine karşı savaş tehdidini sürdürdüğünü” iddia etmiştir.
Almanya’da koalisyon ortağı olacak Hür Demokratlar’ın söylemleri de bundan farklı değildir.Ne yazık ki bazı gereksiz ölçüde iyi niyetli gazete yazarlarımız, Hür Demokratlar’ın Türkiye’nin tam üyeliğini desteklemekte olduğu şeklinde yorumlarda bulunabilmektedir.
Geçen hafta, birkaç bin kişilik bir grubun katılımı ile, New Jersey’deki Dar’ül İslam Elizabeth Camii’nin organizasyonu altında, Amerikan Kongre Binası’nın önündeki yeşil alanda, toplu olarak bir Cuma namazı kılınmıştır.
Müslümanların uzun süredir terorist muamelesi gördükleri bir ülke topraklarında, demokratik çerçevede, Amerikan halkının seçilmiş temsilcileri önünde, bu tarz barışçıl bir gösteri yapılmış olması ABD genelindeki Müslüman kitlenin duyarlılığını ortaya koyması açısından takdir edilmesi gereken bir eylemdir.
Bu namazla, İslam’a karşı ön yargılar kınanır ve dinler ve kültürler arasında yakınlaşma, kardeşlik ve barış mesajları verilmeye çalışılırken; aşırı dinci Hristiyan gruplar bu etkinliği protesto etmek için toplanmıştır. Göstericiler ellerinde “İslam yalandır!”, “ABD’nin islamlaştırılmasını durdurun!” yazılı pankartlar taşımışlardır. ABD başta olmak üzere, AB üyesi ve diğer Hristiyan ülkelerde İslama karşı düşünce ve duygular, ne yazık ki, Obama’nın aradığı anlayış, uzlaşı ve dayanışma olgusundan çok uzaklarda bir görünüm yaratmaktadır.
Bu namazla birlikte Obama’nın Müslüman olduğuna inanan muhafazakâr Amerikalılar’ın bu fikirleri pekiştiği söylenebilir. Ayrıca, bu olay yaklaşan seçimler öncesi Cumhuriyetçiler’in elini güçlendiren bir koz olarak da düşünülebilir. Zira, Cumhuriyetçiler seçim döneminde bu olaydan geniş ölçüde yararlanacaklardır.
Konuya Amerikan dış politikası perspektifinden bakıldığında, Müslüman dünyasında ABD’nin olumsuz görüntüsünü düzeltmeye yönelik önemli bir gelişme oduğu söylenebilir. Ayrıca, ABD’nin “özgürlükler ülkesi” olduğu söylemini somutlaştırmaktadır. Bu durum Obama Yönetimi’nin dış politika söylemlerini destekler niteliktedir. Nihayet olaya bakıldığında, Obama’nın “Müslüman açılımı” politikasının bir göstergesi şeklinde de takdim etmek olasıdır.
Özetle, Beyaz Saray önünde namaz kılınabilmesi Obama’nın Bush’dan farklı bir Müslüman algısı olduğunu ve bu algı ekseninde politikalar izleyeceğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
(Nüzhet Kandemir, ABD Masası)