Arnavutluk ile Vize Kalktı
Türkiye, Ahmet Davutoğlu’nun 18 Ekim’de Tiran’a gerçekleştirdiği ziyaretin neticesinde, Suriye’nin ardından Arnavutluk’la da vize muafiyeti ve harçların kaldırılması konusunda anlaştı. (Tıkla – 1).
Böylece bir süreden beri gelişmekte olan Türkiye – Arnavutluk ilişkilerinin daha da hızlanması yolunda önemli bir zemin hazırlanmış oldu. Zira bir süreden beri Türkiye bu ülkeye önemli miktarda yatırım gerçekleştirmektedir. 2007 yılı verilerine göre Türkiye, İtalya ve Yunanistan’ın ardından bölgede 3. büyük yabancı sermaye yatırımcısı konumunda. Ticarette ise çok önemli bir çıkış yakalanmış, 2005 yılında 40 milyon dolar seviyesinde olan dış ticaret hacmi geçtiğimiz yıl 1 milyar dolara yaklaşmıştır.
Türkiye – Arnavutluk ilişkileri, uzun yıllar birbirlerine kültürel bağlamda yakın olan iki ülkenin ilişkisinden ziyade, ortak tehdit olarak algılanan Yunanistan’a karşı geçici birliktelik temeline dayanmaktaydı. Ancak gerek Enver Hoca’nın ve zihniyetinin iktidardan uzaklaşması gerekse de Türkiye’nin, Ahmet Davutoğlu’nun tabiriyle “Osmanlı bakiyesi unsurlar ile stratejik derinlik oluşturma” çabası iki ülkeyi daha fazla kalıcı işbirliğine sevk etti. Son yıllarda artan dış ticaret hacmi, yatırım miktarları, Arnavutluk’un NATO’ya üyeliğine Türkiye’nin verdiği destek bu gelişmelerin somut delili olarak gösterilebilir.
Türkiye açısından bakıldığında gerçekten de Arnavutluk önemli bir yatırım imkânıdır. Zira her türlü liberalleşme çabalarına rağmen henüz eski sosyalist geleneği üzerinden tam olarak attığı söylenemez. Ancak başta AB üyelik süreci olmak üzere batı ile entegrasyon yaşama çabasında olan Arnavutluk’un yakın zamanda yasalarını dış sermayeye tamamen açması yönünde düzenlemelere gitmesi kaçınılmaz gözükmektedir. Bu da ülke ile derin bağları olan İtalya ve Türkiye ile bölgeyi ekonomik genişleme alanı olarak gören Almanya ve Yunanistan için tarihi fırsat olacaktır. Önümüzdeki dönem bu ülkelerin Arnavutluk üzerinden rekabetine sahne olabilir.
Arnavutluk açısından bakıldığında ise çok fazla şansının olmadığı görülmektedir. Zira Kafkaslar bir yana bırakılacak olursa, ülke Moldova’dan sonra Avrupa’nın en geri kalmış ülkesidir ve yabancı yatırıma önemli ölçüde ihtiyaç hissetmektedir. AB üyelik sürecine yavaş yavaş yaklaşmakla beraber yukarıda da değinildiği gibi, en büyük ekonomik ortak olma potansiyeli Türkiye’ye aittir ve her iki ülkenin de 2013 yılını bekleyecek sabrı ve lüksü yoktur.
Kısacası bu adım, bir süre önce başlamış ilişkilerin devamı niteliğinde önemli bir adımdır ve önümüzdeki dönemde daha önemli gelişmelerin gerçekleşmesi sürpriz olmayacaktır.
(Mehmet Şahin, Ekonomi – Enerji – Çevre Masası, Stajyer, 19.10.2009)