Hazar Zirvesi Üzerine Bir Değerlendirme
12.09.2009 tarihinde, Kazakistan devlet başkanı Nursultan Nazarbayev’in ev sahipliğinde Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov ve Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev bir araya geldi. Aktau kentinde düzenlenen zirvede, ikili ve çok taraflı konuların görüşüleceği, ancak bu zirvenin Hazar’ın hukuki statüsüyle ilgili olmadığı ifade edildi. Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev, Bakü’de Hazar’a kıyısı olan devletlerin katılımıyla bir zirve daha yapılacağını da ayrıca belirtti. (
Tıkla-1) İran, kendisinin davet edilmediği bu zirveye büyük tepki göstererek, Hazar’ın hukuki statüsü ile ilgili alınacak herhangi bir kararın uluslararası hukuka aykırı olacağını ileri sürdü. (
Tıkla-2)
Hazar’ın hukuki statüsü ile ilgili tartışmalar sürerken gerçekleştirilen bu zirve, bölgesel politikalar açısından önem arz etmektedir. Hazar, zengin enerji kaynaklarıyla özellikle SSCB’nin dağılmasından sonra dünyanın ilgisi çeken bir bölge olmuştur. Hazar’da ilk kez 16. yüzyılda petrol çıkarılmış, ardından Azerbaycan sahillerinde petrolün üretilmesi ve piyasaya sürülmesi ile dünya enerji ihtiyacının karşılanmasında önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Hazar’ın hukuki statüsüne ise ilk kez 1828 Türkmençay Antlaşması’nda yer verilmiş ve burada Hazar, büyük ölçüde Rusya’nın kontrolüne bırakılmıştır. 1921’de Hazar, “Sovyet-İran Denizi” olarak kabul edilmiş 1935 ve 1940 yıllarında yapılan antlaşmalarla da bu husus vurgulanmıştır. 1991’de SSCB’nin dağılması ve dört ayrı kıyı devletinin daha ortaya çıkması Hazar’ın statüsü sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bağımsızlığına kavuşan yeni devletlerin mevcut statüye ilişkin ilk çalışmaları, 1991 Alma-Ata Deklarasyonu’dur. Bu deklarasyon ile kendilerini SSCB’nin mirasçısı olarak ilan eden Türk Cumhuriyetleri (Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan), Astara-Hasan Kuli’yi İran ile sınır olarak kabul etmişlerdir. (Bu konuda 1996 yılında Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Rusya ve İran Dışişleri bakanlarının katılımı ile gerçekleştirilen toplantıda Hazar’ın statüsü sorununun çözümü yönünde adımlar atılmıştır.) Hazar’ın deniz mi yoksa göl mü olduğuna dair tartışmalar, ortak kullanım konusunda ortaya çıkmaktadır. Bu konuda Rusya, Hazar’ın bir iç deniz olduğunu ve sınır devletleri tarafından bölünemeyeceğini iddia etmektedir. Rusya’nın bu yaklaşımının temel nedeni enerji açısından bu bölgeyi kontrolünde tutma isteğidir. Ayrıca arka bahçesi olarak gördüğü Sovyet coğrafyasında bir bütün halinde hakimiyet kurmak istemektedir. Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan ise son zamanlarda “sınır gölü” görüşüne ağırlık vererek, Hazar’ın “orta hat” esasına göre beş ulusal sektöre bölünmesini desteklemektedir. İran, Hazar’dan kıyı devletlerin eşit oranda yararlanmasını savunmaktadır. Özellikle Güney Azerbaycan sebebiyle Azerbaycan’ı bölgesel çıkarlarına bir tehdit olarak görmektedir. Bu yüzden Azerbaycan’ın Hazar’da öne çıkmasını engellemek için statü sorununda uzlaşmaz bir tutum sergilemektedir.
Hazar’ın yalnızca bölge devletleri açısından değil, ABD açısından da ele alınması gerekmektedir. 11 Eylül sonrası Orta Asya’da varlık gösteren ABD’nin bölgedeki mevcudiyetinin temelinde Rusya’yı kontrol etme ve böylece enerji güvenliğini sağlama düşüncesi yatmaktadır. Orta Asya ülkeleri ile ikili ve çok taraflı işbirlikleri geliştiren ve onları yeni enerji projelerine dâhil eden ABD; Rusya ve İran’ın tepkisini çekmektedir. Özellikle Rusya, bölge devletleri ile ilişkilerin geliştirilmesinde ABD ile rekabet halindedir.
Hazar Zirvesi’ni de bu açıdan değerlendirmek gerekir. Ortadoğu’nun en iyi alternatifi olarak değerlendirilen Hazar Denizi, Ortadoğu’da yaşadığı sorunlar nedeniyle emellerine ulaşamayan ABD açısından büyük bir önem taşımaktadır. Rusya’nın zirvede yer alması, ABD’nin çıkarlarına zarar vermektedir. ABD’nin büyük önem verdiği Nabucco Projesi de gelişmelerde rol oynamaktadır. Türkiye’nin Ermenistan’la gerçekleştirdiği istişarelerin bölgede yaratacağı barış ortamı ve Hazar’ın statüsü sorununun çözülmesi Nabucco’dan geçecek doğalgazın güvenliğinin sağlanmasında önemli rol oynayacaktır. Rusya da böylece Nabucco’da dolaylı bir role sahip olacaktır.
Sonuç olarak, Hazar konusunda gelinecek noktanın, bölgenin istikrarı ve enerji güvenliği açısından çok önemli olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu konuda ülkelerin uzlaşmaya eskiye oranla daha yakın oldukları görülüyor. Zira bölgedeki ABD varlığı, özellikle Rusya ve İran açısından birlikte hareket etme ihtiyacını doğuruyor. Rusya, son dönemde bölgede güçlendirdiği pozisyonuna zarar gelmemesi için Türkmenistan, Kazakistan ve Azerbaycan ile sorunlar yaşamak istemiyor. Bu nedenle Hazar Sorunu’nun çözülmesi en çok Rusya için gereklidir. Bugünkü Hazar Zirvesi’nde, önümüzdeki günlerde Hazar’ın statüsü ile ilgili olarak tüm kıyıdaş ülkelerin katılacağı bir zirve düzenleneceğinin ifade edilmesi de, sorunun çözüm yollarının arandığını gösteriyor. Zirvenin ertesi günü Medvedev’in Türkmenistan’ı ziyaret etmesi ve iki ülke arasında özellikle enerji konusunda sorunların çözülmesine yönelik kararlar alınması da bunu destekliyor.(
Tıkla-3) Bu nedenle Hazar’ın statüsü sorununun, önümüzdeki günlerde çözüm aşamasına gelmesi beklenebilir.
(Yeşim Doğan, Avrasya Masası, Araştırmacı, 12.09.2009)