ENGLISH
08.02.2012
Ana Sayfa » BalkanlarGeri Dön «

Yunanistan Seçimleri ve Batı Trakya

10.11.2009 10:27:15

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türk asıllı milletvekilinin üçe çıkacağı beklentisi, hatta ilânı sonuçta gerçekleşmedi.

Yunanistan Seçimleri ve Batı Trakya

Yunanistan’ın son erken genel seçim sonuçları, Batı Trakya Türkleri için bir öncekinin aynı sonuçları verdi. Bazılarının, Türk asıllı milletvekilinin üçe çıkacağı beklentisi, hatta ilânı sonuçta gerçekleşmediTıkla 1. 14 Türk kökenli adayın girdiği seçimlerde sadece iki adayın (ikisi de PASOK’tan, Gümülcine (Rodop) adayı Ahmet Hacıosman ile İskeçe’den Çetin Mandacı) Yunanistan Parlamentosu'na girmeyi başarması yine hiç yoktan iyiTıkla 2.
Yalnız son seksen yıllık durum değerlendirildiğinde, yerinde sayma hatta geriye gidiş söz konusu. Sadece seçim sonuçlarına endeksli bir değerlendirme fikir verecektir.
Batı Trakya Türkleri, 1920’den 1950’ye kadar olan süreçte, çoğunluk dörder milletvekili çıkarırlar. 1920, 1926, 1928, 1932, 1933, 1935, 1946; dörder milletvekili ile temsil edildikleri seçim dönemleridir. 1950’den 1964’e kadar ise üçer milletvekili ile temsil edilirler. 1964’te sayı ikiye düşer. 1974’te de sonuç aynıdırTıkla 3. Haziran 1989’da ise artık tek milletvekilleri vardır. Yalnız bu tek milletvekilliğinin ayrı bir özelliği bulunmaktadır. Milletvekili; Dr. Sadık Ahmet’tir. Yunan partilerinden ayrı ve bağımsız aday olarak seçilmiştir. Bu dönemden sonra üç milletvekili, sadece 1996’da çıkarılabilir. Bir de son seçimlerde üç sayısına en çok yaklaşılır. Hatta bazı analistler, 2009 seçimlerinde yanlışlıkla üç milletvekili çıkarıldığını bu yüzden yazmışlardırTıkla 4.
 
Görülüyor ki, 1920’den iki binli yıllara doğru gelindikçe, temsil alanında gelişme yerine gerileme bulunmaktadır. Bunun niçinleri üzerinde önemle durulmalıdır.
Öncelikle Yunan seçim sisteminde, azınlıkların kendi partileri ile temsil edilmelerine, bir dönem hariç bağımsız aday çıkarmalarına imkân tanınmamaktadır. Yunanistan, azınlık hakları yönünden Balkanların en geri ülkesi durumundadır. AB üyeliğinin kendisine verdiği güçle Balkan liderliğine oynayan Yunanistan, Bulgaristan’ın bile çok gerisinde kalmıştır. Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin; Belene’ler, ad değiştirme-sünnet operasyonları ile kaçırılan Müslüman Türk nüfusunun azaltılmasına rağmen yüzde on dörtlük temsil gücü ile Bulgaristan’da kilit parti durumuna gelebildiği düşünülürse Yunanistan’daki gariplik daha da öne çıkacaktır.
 
Zira 300 milletvekillik Yunan parlamentosuna, azınlıkların girebilmesini engellemek için engeller geliştirmektedir. Artık Sadık Ahmet gibi, bağımsız adaylığını koyabilmek mümkün değildir. Yüzde üçlük ülke barajı getirilmiştir. Barajı aşmak için iki yüz bin oya ihtiyaç vardır. Toplam 150 bin nüfusa sahip olanlar, nasıl 200 bin oya ulaşacaklardır? Onun için seçime girecekler, bir Yunan partisinden aday gösterilmek durumundadır. Ona da engel geliştirilmiştir. Türk oylarının en çok olduğu Gümülcine, İskeçe gibi seçim bölgelerinde üç-iki sistemi getirilmiştir. Yani bu seçim bölgesinde üç Yunan, en fazla iki Türk kökenli aday konacak, Yunan partisinin aldığı oy oranında onlardan biri veya ikisi seçilebilecektir. Yerel seçimlerde de benzeri bir katakulli kurallaştırılmıştır. Bölgedeki Türk oylarını azınlığa düşürebilmek için, Türk azınlığın yoğun yaşadığı bölgeler, Yunan nüfusun çok olduğu yörelerle birleştirilerek yeni seçim bölgeleri oluşturulmuştur. Böylece, Türklerin oy oranları düşürülerek etkisizleştirilmek istenilmiştir. 1997’den itibaren Türkler yedi küçük belediyede çoğunlukken üç büyük belediyede azlık hale getirilmişlerdir. Artık azınlıktan vali, belediye başkanı seçilemeyecektir.
 
Yalnız kasıtlı Yunan siyasilerinin işini, sadece baraj oyunu, seçim bölgesi değil; asıl nüfus oranındaki düşüşler kolaylaştırmaktadır. Kavala, Drama ve Dedeağaç'ın nüfusu azalmıştır.
Batı Trakya’daki Müslüman Türk miktarı, 150 bin civarında tahmin edilmektedir. Bazı Yunan siyasiler, “Müslüman” azınlığın Yunanistan nüfusunun yüzde biri olduğu dolayısı ile 105 bin olduğu iddiasındadırlar. Seçim broşürlerine giren bu bilgi, uygulamadaki çok yönlü fanatikliği de ele vermektedir. Bir defa özellikle “Türk” kelimesi kullanılmamakta, titizlikle yasaklanmakta, hatta cezalandırılmaktadır. Diyelim ki, ilk bağımsız, “şehit” milletvekili Sadık Ahmet’in; Batı Trakya Türklerine “Türk” dediği için 18 ay hapis cezası aldığı, iki ay hapisten sonra, paraya çevrildiği için hapisten çıkabildiği hatırlardadır. Ardından feci sonunun nasıl geldiği de bilinmektedir. Kurduğu parti adına da yansıtarak, “Dostluk Eşitlik” istediği demlerde, malûm “kaza” ile pek de yabancı olmadığı ölümü tatmıştır. Bu durum gerilerde, 1995 yılında kalmamıştır. Daha sonra, “İskeçe Türk Birliği” adındaki bir dernek, “kamu düzenini tehdit ettiği” gerekçesiyle resmen kapatılarak tabelası yerinden indirilmiştir. Çünkü adında “Türk” geçmektedir. Ama aynı yerde, resmen yargı kararıyla, adında “Pomak” kelimesi geçen bir dernek kurulmuş ve tabelası Yunan polisinin koruması altında asılmıştırTıkla 5.
 
Yunanistan, “Türk” kelimesini tehlike görerek yasaklamasına rağmen, adında “Pomak, Ermeni, Kürt” sözcükleri bulunan dernekleri kurdurabilmektedir. Bunları “kamu düzeni için tehlike” görmemektedir. Durum, yönetime egemen olan zihniyetin, halis olmadığını düşündürmektedir. Basit bir dikkat bile; azınlık varlığını, Müslüman bütünlüğünü parçalama politikasının ne kadar öne çıktığını fark edebilmektedir. Bu konuda işin vahim yönü, Lozan Anlaşmasıyla mütekabiliyet esasları dâhilinde Batı Trakya Türklerinin haklarını garanti altına alan Türkiye’nin, seksen yıla uzanan kayıtsızlığıdır. AB’nin lakaytlığı, Türkiye yanında daha anlaşılabilir bir durumdur. Raporlara geçen azınlık hakları ile ilgili ihlallerin yaptırımının olmaması, yanlışta ısrarı teşvike yaramaktadır.
Türkiye’yi geçmişte büyük yapan, insan hak ve onuruna sahip çıkmasıdır. Bugün de yakın çevresinden başlayarak o tarihi misyonunun gereğini yerine getirmek durumundadır. Türkiye dışındaki “Evlad-ı Fatihanın” hakları, hep Türkiye’ye göçüp gelmeleri takdirde korunur olmuştur. Bu yüzden 1930’lu yıllarda 1985’le kadar dalga dalga can kaygısına düşen insanlarımız; Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerden yükte hafif ne bulduysa yanına alıp malını-mülkünü terk ederek kurtulmayı düşünmüşlerdir. Onların canları, malları yerlerinde korunmalıydı. Sadece Türkiye’deki Batı Trakya kökenli nüfusun sekiz yüz bin civarında olması durumun çapını ortaya koymaktadır. Başka ülkelerdeki Batı Trakya kökenlilerin net bir bilgisi de bulunmamaktadır.
 
Sadece Türkiye ve Avrupa ülkelerindeki Türklerin, doğup büyüdükleri, Yunanistan’da oy kullandıklarını düşünmeyi, her halde Yunan politikacıları hayal bile etmemektedirler. Yalnız son seçimde, Türkiye’de oy kullanma hakkına sahip 20 binin üzerindeki Batı Trakya Türkünden bir kısmının Yunanistan’a giderek oylarını kullandıkları bilinmektedir. İstanbul, Bursa ve İzmir’den, Almanya’dan on bin civarında Batı Trakyalı Türk, Yunanistan’a giderek tercihlerini yapmışlardır. Avrupa ve Türkiye’deki Batı Trakya Türklerinin haklarını elde ederek oylarını kullandıkları düşünüldüğünde, potansiyel olarak Türklerin; yüzde bir değil onda bir düzeyinde bir güce ulaşacakları fark edilecektir. Bu ise otuza yakın milletvekili ile PASOK ve Yeni Demokrasi Partisi’nden sonra üçüncü büyük siyasi güç olacaklarını göstermektedir. Şu an üçüncü olan Yunanistan Komünist Partisi (KKE) yüzde 7,32 ile 20, Halkçı Ortodoks Cephe (LAOS) 15 ve Radikal Sol İttifak (SİRİZA) yüzde 4,43'le 12 sandalye alabilmiştirTıkla 6. Belli bir güce erişen insan varlığının, evini-barkını, eğitimden düşünceye insan olarak onurunu korumaya güç yetireceği açıktır.
 
O zaman seçim dönemleri dışında yapılması gerekenler bulunmaktadır. Öncelikle Batı Trakya kökenlilerin, ısrarla yeniden vatandaşlık haklarını elde etmeleri gerekmektedir. Bu olmayacak bir iş değildir. Uğraşıldığı zaman hakların geri alınabileceğine örnekler bulunmaktadır.1984’te ailesi ile birlikte Yunanistan Vatandaşlık Kanunu’nun 19. Maddesi ile vatandaşlıktan çıkarılan Aysel Zeybek, buna tipik bir örnektir. Zeybek, 2001 yılında AİHM kararı ile tekrar Yunanistan vatandaşlığını kazanmıştır. Bununla yetinmemiş son Yunan seçimlerine girerek Yeni Demokrasi Partisi listesinden İskeçe’de milletvekili adayı olmuştur. Şu durum bile Batı Trakya kökenli Türklerin, vatandaşlık hakkını geri almasıyla Yunanistan’da siyasi haklar açısından muazzam bir gelişmenin önünü açabileceklerini göstermektedir. Bunun için özellikle sivil toplum örgütlerine iş düşmektedir. Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) başta olmak üzere çeşitli ülkelerdeki Batı Trakya Türk derneklerinin hakları geri almak üzere yoğun bir çaba göstermeleri gerekmektedir.
Nüfus olarak Batı Trakya dışında, Rodos ve İstanköy adalarında da Türk topluluklar yaşamaktadır. Rodos’ta beş bin, İstanköy’de iki bin beş yüz civarında Müslüman Türk nüfusu bulunmaktadır. Ta Trablusgarp Savaşı’ndan itibaren kaderlerine terk ettiğimiz bu ada Türkleri, önce İtalyan, Alman, İngiliz ve son olarak Yunanistan yönetimlerinde bir asırdır varlıklarını korumaktadırlar. Rodos’ta uzun süre Selam (1926-1932), Ahenk, Afitab, Söz, Rodos (1945) gibi Türkçe gazetelerin çıkarıldığı, Osmanlı döneminden binlerce kitabın korunduğu kütüphane, cami, mezar taşlarının “canlarla” birlikte yaşamaya devam ettiği düşünülürse; “Anavatan”ın yüzü biraz daha kızaracaktır. Zira onlar yıllarca kıyılarımızdan “selâm” göndermişler ama anavatandakiler görmemekte inat etmişlerdir.
Ya Hıristiyan Türklere ne denmelidir? Ortodoks oldukları için 1923 ile 1930 arasında, Yunanlı diye Yunanistan’a gönderilen bu Ortodoks veya Karamanî Türkler, işin bir başka dramıdır. Gönderilirken yaktıkları ağıt onların kimlik konusundaki durumlarını gözlere batırmaya yetecektir:
"Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz
 Ne Türkçe yazar okuruz, ne de Rumca söyleriz
 Öyle bir mahludi haddi tarikatimiz vardır
 Hurufumuz (harfler) Yunanice, Türkçe meram eyleriz"
“Türkçe meram eyleyen”, İncillerini Grek yazısı ile ama Türkçe yazan, mezar taşları Türkçe olan bu Hıristiyan Türklerin, Fener Rum Patrikanesi’nin aksine, 72 kilise ile Millî Mücadele’ye destek verdikleri, dindaş baskılarına rağmen vatana ihanet etmedikleri bilinmektedir. Günümüzde sadece Yunan hükümetlerinin ilgilendiği bu Hıristiyan Türkler ne haldedir, nüfusları ne kadardır; haklarında doğru dürüst araştırmaların yapılmamış olması bir başka üzüntü verici konudur. Bir de yarım milyona yakın nüfusları ile onların, “Türk” nüfus hanesine kazanıldığını düşünmek bile, Yunanistan’daki hak-hukuk koruma çabasında nerelere gelineceğini göstermeye yetecektirTıkla 7.
 
Sonuç itibariyle, Türklerin 2004’teki genel seçimlerde Gümülcine’de sadece 40 oyla ikinci milletvekilini; İskeçe’de 700 oyla tek milletvekilini kaybettikleri unutulmamalıdır. Seçim sisteminin garipliği, azınlık temsilinin önünde engeldir. Ama aşılmaz değildir. Yeter ki, bir sahip çıkma, bilinçlenme, hak arama çalışması zamana yayılarak gerçekleştirilsin. Ayrıca Batı Trakya, Adalar hakkında sosyal, kültürel, ekonomik, tarihi yapı ile ilgili ilmî çalışmaların yapılması, var olanların artırılması bir insanlık görevi olarak önlerde durmaktadır.
 
(Caner ARABACI, SDE, Avrasya Masası, Kıdemli Araştırmacı, 16.10.2009)



BALKANLAR KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya