Dünyadaki Amerikan Karşıtlığı
Önümüzdeki yıllarda -hatta günümüzde- ülkeler arasında, siyasi ve sosyal farklılıkların, ekolojik, ekonomik ve demografik sorunlarla birleşmesinden doğan ve dünya barışını tehdit eden yeni sorunsallara neden olacağı açıktır. Mevcut ulusal, etnik ya da dinsel bölünmeler, nüfusun artması, kaynakların kıtlaşması, dengesiz gelir dağılımı gibi sorunlarla birleşince ve özellikle modern silah teknolojisi ile küresel birbirine-bağımlılık da bunlara eklenince, ortaya çıkacak çatışmaların geçmiştekilerden çok daha geniş kapsamlı, şiddetli ve çok boyutlu olacağı tahmin edilebilir. Bu bağlamda ABD’nin, büyük oranda kendi eseri olan yeni güvenlik tehditleriyle mücadelesi oldukça zor olacaktır. Zira, yeni tehdit unsurlarının çoğu; kaynağı belirsiz, çok yönlü, nerede ve ne zaman ortaya çıkacakları önceden kestirilemeyen komplike tehditlerdir. Tehdit olgusunun etkin olduğu bu yapısal dönüşümün yanı sıra ABD’nin yeni güvenlik tehditleriyle mücadelesini zorlaştıran bir diğer etken de Amerikan karşıtlığının her geçen gün artmasıdır.
Amerikan karşıtlığını körükleyen sebepler arasında ABD’nin Afganistan ve Irak’a yaptığı müdahaleler önemli bir yer tutmaktadır. Gerek bu müdahalelerin gerekçelerinin (Örneğin: Irak’ta kitle imha silahlarının olduğu iddiası) inandırıcı olmaması, gerek ABD’nin bu ülkelerde yaptığı insanlık dışı uygulamalar Dünya kamuoyunun tepkisini çekmektedir. Ayrıca, ABD’nin Gürcistan ve Ukrayna örneklerinde olduğu gibi diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmesi de Amerikan karşıtlığını tetiklemektedir.
Tüm dünyada artan Amerikan karşıtlığının bir diğer sebebi ise küreselleşme sürecinin büyük ölçüde ABD’ye mal edilmesidir. Diğer bir anlatımla, insanların tepkisinin asıl nedeni küreselleşme karşıtlığı iken bunun dışa vurumu Amerikan karşıtlığı olarak kendini göstermektedir. Bu gerçek, ilerleyen dönemlerde küreselleşme sürecinin yıkıcı etkileri git gide artmaya başlayınca Amerikan karşıtlığının da artacağı anlamına gelmektedir.
Yükselen Amerikan karşıtlığı ABD’ye zarar vermek isteyen birey ve grupların sayılarını artıracaktır. Bu birey ve gruplar direkt olarak Amerikan silahlı kuvvetleriyle çatışamayacakları için dolaylı yöntemlere başvuracaklardır. Diğer bir anlatımla, ABD güvenliği açısından bakıldığında asimetrik tehditler en önemli tehdit unsuru olarak öne çıkacaktır. Böylesi bir tehdit algılaması ABD savunması açısından geliştirilmesi gereken en önemli yönün “önceden görebilme” yeteneği olduğu sonucunu çıkarmaktadır. ABD’nin bu gerçeğin farkındalığı içinde savunma politikalarını bu yönde revize etmeye çalıştığı görülmektedir. Fakat önemli olan bu tehditlerle mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi değildir. ABD’nin yapması gereken şiddet yolu ile karşılık vermek politikası yerine daha barışçıl, diyaloğa açık, üçüncü taraflara söz hakkı tanıyan bir dış politika izlemesidir. Bunun sağlanabilmesi yolunda Booth ve Wheeler’in “Başkalarını güvenlikten mahrum etmemek güvende olmaktır.” sözleri aydınlatıcı bir rol oynayabilir.
(Dr. Bilal Karabulut, ABD Masası, Kıdemli Asistan, 07.10.2009)