ENGLISH
22.05.2012
Ana Sayfa » AmerikaGeri Dön «

Obama ve “Kürt Açılımı”

08.11.2009 20:18:07

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran en önemli olaylardan biri Kürt Açılımı tartışmaları ve bu bağlamda merkezi Washington’da bulunan Atlantik Konseyi bünyesinde hazırlanan “Türklerle Iraklı Kürtler arasında güven inşası” adlı rapor oldu. Rapor Haziran 2009 tarihinde imzalanmış olsa da raporun satır araları iç siyasete yeni düştü.

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran en önemli olaylardan biri Kürt Açılımı tartışmaları ve bu bağlamda merkezi Washington’da bulunan Atlantik Konseyi bünyesinde hazırlanan “Türklerle Iraklı Kürtler arasında güven inşası” adlı rapor oldu. Rapor Haziran 2009 tarihinde imzalanmış olsa da raporun satır araları iç siyasete yeni düştü. Özellikle muhalefet liderlerinin “Kürt Açılımı kimin projesi” eleştirilerini gündeme getirdi. Raporda, ABD’nin bölgeden çekilmesinin ardından yaşanması muhtemel karışıklıklar ve bunların yaratacağı sorunlarla olası çözüm yöntemleri aktarılmıştır. Raporda duruma ilişkin şu değerlendirmelere yer verilmiştir: “Amerika, Irak’taki askeri varlığına son verirken, ardında komşuları ile barış içinde ve istikrarlı bir Irak bırakmayı hedeflemektedir. Bölgede mezhebe dayalı şiddet gösterileri kaçınılmazdır ancak bu durum Irak’ı bir parçalanma sürecine götürmeyecektir. Diğer taraftan, Araplar ve Kürtler arasında yaşanması olası bir etnik kargaşa, ciddi bölgesel sorunlar yaratacaktır”. (Tıkla-1) Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere, mevcut güç dengeleri ve ABD’nin bölgeden çekilmesinin ardından yaşanması muhtemel etnik çekişmeler göz önünde bulundurulduğunda, Irak ve önemli bir bölgesel güç olan Türkiye arasında güven inşası ABD’nin Irak politikasının en önemli bileşeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısı ile Türkiye içinde Kürt Açılımı tartışmaları sürerken, tartışmanın dış boyutlarını da göz önünde bulundurmak ve meseleyi derinlemesine anlayabilmek için bölgesel güç dengelerini kavramak oldukça önemlidir.


Kronolojik bir bakış açısıyla hareket edildiğinde, ABD Başkanı Barak Obama’nın Türkiye ziyareti ve bu bağlamda Meclis’te yaptığı –kimi çevrelere göre “soğuk duş etkisi” yaratan- konuşma ve hemen ardından Demokratik Toplum Partisi (DTP)’ni de kapsayan muhalefet liderleri ile görüşmesi, Kürt açılımı konusunun hareket noktası olarak yorumlanabilir. Hatırlanacağı üzere Obama Meclis’te yaptığı konuşmada, Türk demokrasisinin Türkiye’nin kendi çabası ile gerçekleşen bir kazanım olduğunu; Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde gerçekleşen reformların ve açılımların, Türk demokrasisi adına takdire şayan gelişmeler olduğunu ancak mevcut yasal düzenlemelerin arkasının getirilmesi gerektiğini ifade etmişti. Kürt meselesine ilişkin yorumunda “Kürtçe yayının önündeki engelleri kaldırdınız, ve dünya Kürtçe yayın yapan devlet televizyonunun yayın hayatına başlamasını saygı ile karşıladı. Bu kazanımlar uygulamada etkin olması gereken yeni kanuni düzenlemeler ve devam etmesi gereken bir reform sürecini beraberinde getirmeli. Demokrasiler asla durağan –statik- olamaz, her zaman ileriye bakmalıdır” dedi. (Tıkla-2)


Obama’nın Meclis’te yaptığı konuşmanın satır aralarına bakıldığında bunun oldukça hazırlıklı bir açıklama olduğunu ileri sürmek mümkündür. Nitekim, Obama’nın konuşması 5 Kasım 2007’de Erdoğan- Bush görüşmeleri sırasında ABD Dışişleri Bakanlığı üst düzey danışmanlarından David Phillips tarafından açıklanan “PKK’nın silahsızlandırılması raporu” ve daha sonrasında Obama yönetimine sunulan Henri Bakey imzalı PKK ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin raporlarla paralellik taşımaktadır. Barkey raporunda “ABD yönetiminin PKK’nın silahsızlandırılmasına paralel olarak Türkiye’ye Kürt sorununu çözmesi için baskı yapması” ve bu bağlamada “Washington’un Kürt sorununun çözümü için AB’yi manivela olarak kullanması” önerileri yapılmıştır. Bunun yanı sıra raporda dikkat çeken diğer önemli bir husus da sorunun çözümü için yasal ve demokratik yollarla mücadele eden siyasilerin desteklenmesi önerisidir. Tüm bu gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, Obama’nın Türkiye ziyareti öncesinde bu konuda Türkiye dışından Kürt siyasetçilerle temaslarda bulunduğu ve Kürt sorunu konusunda ABD’nin de bir ajanda düzenlediği yönünde bir takım derin okumalar yapılabilir.


Obama’nın bu sözleri ve “artık reform sürecinin derinleştirilmesi yönündeki tavsiyeleri” ve hemen ardından muhalefet liderleri ile görüşmeleri kapsamında DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile yaptığı kısa görüşmede Kürt sorununun silahla çözülemeyeceği yönündeki yorumu, ABD’nin de hem bölgesel hem de küresel bir güç olarak bu süreçte taraflardan biri olduğu yönünde yorumlara neden olmaktadır. Obama- Türk görüşmesinin ardından Ahmet Türk yaptığı açıklamada şunları ifade etmiştir: ''Sayın Obama, demokratik siyasetin önemini özellikle DTP'nin ve bugün Kürtlerin siyaset içinde olmasını çok önemsediklerini ve çok önemli bir görev üstlendiğimizi ifade ettiler. Biz de çözümsüzlüğün kaynağının ortaya çıkması konusunda artık bu meselinin çok ciddi bir şekilde masaya yatırılması gerektiğini, meselenin Türkiye bütünlüğü içinde çözümünü istediğimizi ifade ettik. Sayın Obama da silahlarla ve şiddetle bu işin çözülmeyeceğini dile getirdi. Biz de silaha ve şiddete tapmadığımızı ancak, bölgede bugüne kadar 17 bin faili meçhul cinayet işlendiğini ve bunların da tamamının sivil olduğunu söylemeye çalıştık. Görüşmemiz olumlu geçti. Ortak akıl ve diyalogla bu sorun çözülebilir. Bu sorun Türkiye'nin iç meselesidir. Ama dünyadaki sorunlar, uluslararası sorunlar olarak bizlere yansıyor. ABD gibi bir ülke de burada demokrasinin gelişmesi, diyalog ortamının oluşması ve Türkiye'nin daha güçlü ve demokratik bir ülke olması konusunda etkin rol oynayabilir.” Türk, Obama’nın Kürt sorununa ilişkin tavrı ile ilgili soruya ise, “Daha önce de birçok Kürt liderle görüşme yaptığını, bundan mutluluk duyduğunu ve ilk defa Türkiye’de bir Kürt siyasetçi ile görüşmekten de mutlu olduğunu ifade etti” yanıtını vermiştir. Ayrıca görüşme sırasında Obama’ya DTP tarafından hazırlanan bir Kürt Raporu’nun da sunulduğu ifade edilmiştir (Tıkla-3).

 

Diğer taraftan olayın uluslararası boyutunu gözler önüne seren diğer önemli gelişme de Ankara’da Temmuz ayında düzenlenen “Üçlü Mekanizma” toplantısı adıyla da anılan terör zirvesidir. Bilindiği gibi Türkiye, Irak ve ABD’nin katılımıyla düzenlenen ve PKK terör örgütünün Irak’taki faaliyetlerine son vermeyi amaçlayan üçlü mekanizma görüşmelerinin ilk ayağı 2008 Kasım’ında, ikincisi de geçtiğimiz Nisan ayında düzenlenmiştir. Üçüncü zirveye damgasını vuran gelişme, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın “kendi yürüttüğümüz demokratik açılım ve bu soruna ilişkin yürüttüğümüz çalışmalar devam ediyor. Bununla ilgili, bazı boyutları ile ilgili kısa sürede açıklama yapacağım” açıklaması olmuştur. Ayrıca Atalay üçlü mekanizma toplantılarının yanı sıra alt komite toplantılarının da her hafta Bağdat’ta yapıldığını ve Türkiye’nin Erbil’deki ofisi aracılığı ile istihbarat konusunda gerekli işbirliği yürütüldüğünü bildirdi. Daha derin bir gözlem yapmak gerekirse, toplantının tamda Kürt açılımı tartışmalarının yaşandığı sırada Ankara’da düzenlenmesi ve resmi ağızdan Türkiye’nin kendi içinde bir demokratik açılım hamlesine hazırlandığı yönünde yapılan açıklamalar, meselenin ABD-Irak ve Türkiye ekseninde tartışıldığını gözler önüne sermektedir. Görüşmenin satır aralarına baktığımızda, Türkiye’nin Kürt meselesi konusunda ileride iç politika alanında somut adımlar atacağını ancak bunun Irak’ın Kuzeyi’nde ve genelinde yaşanan gelişmelerle de şekilleneceği ve Irak ile ABD hükümetlerinin bu süreçte önemli rol oynayabileceği yorumlarını yapmak mümkündür.


Üçlü zirvenin yanı sıra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın Irak’ın Kuzeyi’nde yaptıkları temaslarda, bölgesel işbirliğinin ticaret, kalkınma ve enerji konularında artması temennileri ve ilişkilerin derinleştirilmesi çabaları gündeme gelmiştir. Türkiye ile Irak arasındaki ilişkiler için “Model Ortaklık” tabirini kullanan Davutoğlu, Kürt açılımına ilişkin soruları ise “Bu konu Türkiye’nin iç meselesidir” şeklinde yanıt vermiştir. (Tıkla-4). Her ne kadar Kürt sorununa Türkiye’nin iç meselesi gözüyle bakılsa da konjonktürel gelişmeler ve bölgesel güç dengeleri bu konuda da etkili olmaktadır. Temelde, Irak ile gelişen ilişkilerinde Türkiye, Bölgesel Kürt Yönetimi ile Bağdat arasında hassas bir denge politikası uygulamalıdır. Enerji ve petrol gelirlerinin paylaşımı ve Kerkük’ün statüsü konularında Talabani ve Barzani arasında yaşanan çekişmeler, ilişkilerin geleceğini etkileyecek önemli sorunlardır.


Diğer taraftan, Türkiye ile Irak’ın Kuzeyi’nde bulunan bölgesel Kürt Yönetimi arasında yaşanan yakınlaşmanın en önemli gerekçesi, Obama’nın taahhüt ettiği gibi mümkün olan en kısa zamanda (2011 sonuna kadar) ABD birliklerinin bölgeden çekilmesi planıdır. Çekilmenin hemen ardından enerji kaynaklarının kullanımı ve Kerkük meselesinden dolayı muhtemel bir Arap- Kürt gerginliği söz konusu olabilir. Dolayısı ile Bölgesel Kürt Yönetimi’nin özellikle PKK’nın tasfiyesi ve terör sorununun istihbarat boyutuyla ilgili Türkiye ile işbirliği yapması gerekmektedir. Nitekim Irak’ın Kuzeyi’nde yapılan seçimlerden önce PKK’nın Irak’taki siyasi kanadı olan PÇDK’ya seçim yasağı uygulanmıştır. DTP yetkilileri Barzani ve Talabani’ye gönderdikleri mektupta “Bölgede istikrarın ve barışın tesis edilmesi açısından herkesin ve her kuruluşun bu konuda gerekli hassasiyeti göstermesini yürekten ümit ediyoruz. Seçim öncesi kamuoyuna yansıyan ‘Hiwa Listesi’nin seçimlere katılmasının engellenmesi haberi partimiz tarafından büyük üzüntüyle karşılanmış ve demokrasi adına kaygılandırmıştır. Irak Yüksek Seçim Kurulu’nun almış olduğu bu kararın Kürt halkının demokratikleşme sürecine bir katkıda bulunmadığını açıkça belirtmek istiyoruz. Bildiğiniz gibi Kürt dili ve kimliğinin dahi tanınmadığı, Kürtlerin hakları ve özgürlükleri için mücadele edenlerin yoğun siyasi baskı ve yasaklara maruz kaldığı Türkiye de bile Kürtler adına siyaset yapan partiler seçimlere katılabilmektedir” (Tıkla-5) demiştir.


ABD’nin tam da çekilme planları yaptığı sırada, Bölgesel Kürt Yönetimi ve Irak Hükümeti’nin, ABD sonrası bölgesel hassasiyetleri göz önünde bulundurarak, terör ve PKK’nın Irak’ın Kuzeyi’ndeki varlığına ilişkin ciddi adımlar atması gerekmektedir. Bu bağlamda, 30 Haziran’da Irak’ın kentlerinden çekilen ABD ordusu, ülkenin kuzeyine asker sevkiyatı düşünüyor. ABD güçlerinin komutanı General Ray Odierno, “geçici güven inşası tedbiri” olarak tanımladıkları bir sürecin nihai karara varılması durumunda başlayabileceğini açıklamıştır. (Tıkla-6) Ancak, üçlü mekanizma ve Bağdat’ta düzenlenen alt komisyon görüşmeleri ışığında ABD’nin uzun vadeli planı netleşmektedir. ABD, Irak’ta bir etnik gerginliğin yaşanmasını önlemek ve de Arap ülkelerinin müdahale ve himayesini meşrulaştırabilecek Arap kartını oynamaktansa, Irak’ın kuzeyinde, Araplara karşı arkasına Türkiye’nin de desteğini almış Kürt kartını oynamaktadır. Netice itibarı ile kendi bünyesindeki Kürtler ile barışık ve toplumsal entegrasyonu sağlamış bir komşu devletin desteği, bölgesel anlamda Irak’ın Kuzeyi’nde etkin olan Kürt Yönetiminin elini güçlendirecektir. Bu bağlamda Türkiye’nin kendi içinde Kürt meselesine yönelik atacağı adımlar başta Irak’ın Kuzeyi ve Merkezi Irak hükümeti olmak üzere bölge ülkeleri tarafından yakından takip edilmektedir. 

 

Konjoktürel gelişmeler ve bölgesel güç dengeleri iyi analiz edildiğinde, Kürt meselesinin dış boyutları netlik kazanmaktadır. Kuşkusuz, Kürt meselesi Türkiye’nin iç meselesidir, ancak unutmamak gerekir ki sınır komşumuz Irak’ta halen PKK varlığı söz konusudur. Dolayısı ile içeride yaşanan açılım sürecinin akılcı ve ülke menfaatlerini göz önünde bulunduran bir dış politika ile desteklenmesi kaçınılmazdır. Obama’nın Türkiye ziyareti ile yeniden tartışmaya açılan “Kürt meselesi, demokratikleşme, sınır komşuları ile iyi ilişkiler (Ermenistan sınırının açılması) ve azınlıklara yönelik politikalar (Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması)” şüphesiz açılım tartışmalarına yeşil ışık yakmıştır.

 

(Fulya Gökcan, Siyaset Bilimi, Hukuk, Kamu Yönetimi ve Eğitim Masası, Kıdemli Asistan, 05 Eylül 2009)

 




AMERİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya