Rusya Enerji Politikasında Türkiye’nin Yeni Rolü
Soğuk Savaş döneminin sona ermesi ile Rusya-Türkiye ilişkileri yeni bir boyut kazanmıştır. İlişkilerde özellikle 2000’li yıllardan itibaren ekonomik ve siyasi alanda gelişmeler meydana gelmiştir. “Rusya-Türkiye işbirliği süreci” olarak nitelendirebileceğimiz bu dönemin, karşılıklı bağımlılık esasına dayalı olduğu söylenilebilir. Nitekim Türkiye için Rusya, petrol ve doğalgaz ihtiyacını karşıladığı en önemli kaynakken; Rusya için ise Türkiye’nin önemi daha çok stratejik boyutta ortaya çıkmaktadır. Türkiye, Rusya’nın Batı’ya karşı uyguladığı politikaların kilit noktasındadır. Diğer bir ifade ile Türkiye, bulunduğu jeo-stratejik konum itibariyle Batı’nın bölgede kontrol edilmesine imkân vermektedir. Son yıllarda ilişkilerde yaşanan en olumsuz gelişme, Rusya-Gürcistan Savaşı sırasında Türkiye’nin Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden yana tavır koymasından kaynaklanmıştır. Ancak yine o dönem ABD’nin Montrö’nün esnetilmesi taleplerini reddeden Türkiye, ABD’nin bölgesel amaçlarına engel olmuş, böylece ilişkiler tekrar rayına oturmuştur. Ardından Rusya’nın Ermenistan ile normalleşme sürecinde Türkiye’ye destek vermesi ve Karabağ Sorunu’nun çözülmesi konusunda somut adımlar atmaya başlaması ilişkilerin istenilen düzeye geldiğini göstermiştir. Genel olarak bakıldığında yalnızca ekonomik açıdan değil, bölgesel sorunların çözülmesi açısından da ilişkiler ileri düzeyde devam etmiştir.
Türkiye, Rus gazı ve petrolünün pazarlarından birisi olarak bölgesel politikalarda önemli bir konumda. Bu nedenle Türkiye’nin enerji açısından Rusya’ya bağımlılığının sürdürülmesi ve Rusya’nın bölge enerji politikalarında Türkiye ile birlikte hareket etmesi, Batı’ya karşı elini güçlendiriyor. Rusya, sık sık ödeme krizi yaşadığı Ukrayna’yı devre dışı bırakarak Güney Akım Projesi yoluyla Avrupa’ya doğalgaz ihracında bulunmak; Avrupa ise Nabucco ile Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmak istiyor. Bu nedenle bölgesel çıkarların çatıştığı enerji politikalarında, Türkiye üzerinden stratejiler geliştiriliyor. Rusya bu noktada Türkiye’ye yeni bir rol biçiyor. 6 Ağustos’ta Putin’in Türkiye ziyareti sırasında parafe edilen Güney Akım Anlaşması, bu rolün önemli bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Nitekim Putin’in, Rusya üzerine araştırmalar yapan uzmanların yer aldığı Valday Grup’la görüşmesinde bu konuda Batı transit yolu olarak Ukrayna’nın yerini gelecekte Türkiye’nin alacağını ifade etmesi de bu yeni politikanın açık bir kanıtıdır. (
tıkla-1)
Türkiye’nin gelecekte Ukrayna’nın yerini almasının taşıdığı anlam dikkatli incelenmelidir. Zira Rusya ile sık sık gaz krizi yaşamış olan Ukrayna’nın bu sorunu, Rusya’nın elini güçlendirecek şekilde çözülmüş, ya da bir sonraki kış tekrar ortaya çıkarılmak üzere rafa kaldırılmıştı. Türkiye açısından bakıldığında ise bölgesel enerji politikalarında aktif bir role sahip olmanın kapsamına, Rusya’ya olan bağımlılığın arttırılması politikaları dahil olmamalıdır. İşte Nabucco Projesi, Türkiye’nin bu bağımlılığın getireceği olumsuz sonuçların farkında olduğunun bir göstergesidir. Gelecekte Türkiye’nin yapması gereken, Batı’nın enerji ihtiyacının karşılanmasında kilit ülke olmaya devam etmek; ancak bir yandan da Rusya ile ilişkilerin en üst düzeyde seyretmesinin sağlanmasıdır. Bunu yaparken Rusya’ya olan bağımlılığın yeni politikalarla ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu anlamda Türkiye’nin tercih edeceği, bölgede Ukrayna’nın yerini almak değil, kendi yerini muhafaza etmek ve genişletmektir.
(Yeşim Doğan, Avrasya Masası,Araştırmacı, 14.09.09)