Türkiye Ermenistan İlişkilerinde Büyük Resmi Görebilmek
31 Ağustos 2009 tarihinde Türkiye ve Ermenistan arasında “İlişkilerin Geliştirilmesi Hakkında Protokol” ve “Diplomatik İlişkilerin Kurulması Protokol”ün parafe edildiği açıklandı. Bir de bu iki protokole ek bir metin söz konusu. Protokoller yurtiçi ve yurtdışından olumlu-olumsuz pek çok tepki aldı. Tepkilerin detayına girmeden şunu söyleyebiliriz ki, ABD ve AB kaynaklı yorumlar protokolleri olumlu karşılarken, ülke içinden yapılan yorumların büyük bir kısmı eleştireldi.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, Kafkasya’da 1991 sonrası yaşanmış üç sıcak çatışma var: Abhazya ve Osetya’nın Gürcistan’dan ayrılmak için verdiği mücadele ve Ermenistan’ın Azeri topraklarının beşte birini işgal etmesi. (Rusya sınırları içinde kalan) Kuzey Kafkasya’da o yıllarda başlayan Çeçenistan Savaşı’nı da unutmamak lazım. Bu haliyle bölge her köşesinde sıcak çatışmalar olan büyük bir savaş alanı gibiydi. Bu gün bu çatışmaların tamamı, hiçbir çözüme kavuşturulmadan, dondurulmuş durumda. Bu çatışmaların yakın bir gelecekte tekrar alevlenmeyeceğini kimse garanti edemiyor. Üstelik lokal çatışmaların bölgesele dönme riski de mevcut. Ağustos 2008’de yaşadığımız Rusya-Gürcistan savaşı bunun en açık örneği.
Durum böyle iken, bölge ülkelerinin bu sorunları biran önce çözmek yerine, bu sorunları bölgede kendi etkilerini arttırmak için kullanmak istemeleri de dikkati çeken bir husus. Bütün bu çatışmaların başlangıcında etkin bir konumda olan Rusya, bu çatışmaların çözümünde de etkin olmak zorunda. Ancak Rusya, Sovyetlerin yıkılması ile Kafkasya’da kaybettiği etkiyi, bu sorunları kullanarak kazanma politikası izliyor.
Bölge bu haliyle 1. Dünya Savaşı öncesi Balkanları andırıyor. Balkanlar o dönemde Rusya, Almanya, İngiltere ve Avusturya-Macaristan’ın menfaat çatışmalarına sahne oluyordu. Sorunları çözmekten aciz durumda olan Osmanlı Devleti ise yaklaşan savaştan en fazla etkilenen ülke olacaktır. Sonunda Avusturya-Macaristan Prensi Ferdinand’ın Bosna’da Sırp milliyetçileri tarafından öldürülmesi bir kıvılcım gibi, büyük güçlerin devreye girerek birbirlerine savaş ilan etmelerine sebep oldu.
Bugünkü Kafkasya’da buna benzer bir durumda. Bölgeye komşu etkin devletler, Rusya ve Türkiye, bu sorunları çözmede aktif rol almak zorundalar. Rusya’nın izlediği politikayı yukarıda izah etmiştik. Bu durumda sorunların çözümü için bir şeyler yapmak Türkiye’ye kalıyor. Türkiye ise, sıcak çatışmanın başlaması halinde en fazla etkileneceği sorundan, Ermenistan sorunundan başladı. Diğer sorunlarla ilgili gelecekte bir insiyatif kullanır mı? Bilemeyiz. Ancak kendini yeterince güçlü hissetmesi durumunda neden olmasın.
İmzalanan protokoller ülke için muhalefetin ve bir kısım yazarlarımızın ezberlerine uymuyor. Ermeniler Karabağ’ı boşaltmadan sınır kapılarının açılmaması gerektiği, hükümetin ise sınır kapılarını açmayı planladığını iddia ediyorlar. Dış politika icracılarımız ise bunu yapmayacaklarını, Azeri menfaatlerine ters bir karar almayacaklarını defalarca açıkladılar. Protokoller doğru okunduğunda, her ne kadar “İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolünün yürürlüğe girmesinden sonra iki aylık bir süre içinde” sınırın açılması öngörülüyor ise de, Meclisin ne zaman protokolleri onaylayacağı yönünde bir kayıt yok.
İmzalanan protokoller hem Ermenistan’da, hem de Türkiye’de taşları yerinden oynatmıştır. Yaşanan sürece itirazlar rasyonel itirazlardan çok, böbrek taşı sancısı çeken hastanın sancı çığlıklarını andırıyor. Öğrenilmiş çaresizlik ya da çaresizliğe mahkum olmak çıkış yolu değil. Bu sancılardan kurtulmanın yolu önyargılardan uzak rasyonel analizler yapmaktır.
Bu Süreç Neden Önemli?
Bir süredir İsviçre’de yürütülen müzakereler ve ardından parafe edilen protokoller sadece sınırın açılması, karşılıklı sınırın tanınması, Karabağ sorununda ilerleme kaydedilmesi gibi gelişmelere yol açtığı ya da açacağı için çok önemli. Ancak ihmal edilen bir başka nokta da şu: Ermenistan şu haliyle jeopolitik haritada dünya sisteminden kopmuş, Rusya’nın çekim kuvvetine kapılmış ve her türlü gelişmeye kapalı bir ülke görüntüsü arz ediyor. Ermenistan ile Türkiye’nin ilişkilerinin normalleştirilmesi, Ermenistan’ı dünya politik sistemine de adapte edebilecek, en azından Rusya dışında dünyanın kalan kısmı ile normal ilişkiler kurmasını sağlayacaktır. Bu ise bize doğumuzdan gelebilecek sorunların azalmasını sağlar. İşte protokollerin arkasındaki büyük resim budur.
Yapılması Gereken Nedir?
Azerbaycan ile ilişkilerimiz bir süreden beri pamuk ipliğine bağlı şekilde devam ediyor. Yaşanan sürecin Azerbaycan’da yanlış anlaşılması bizim aleyhimize bir durum oluşturarak, ilişkilerimizin zedelenmesine yol açabilir. Ermenistan ile yürütülen müzakereler ile ilgili Nisan 2008’de yaşadığımız krizde Azeri milletvekillerinin ülkemize gelerek kamuoyu oluşturması gibi, bu defa bizden milletvekili ve aydınların Azerbaycan’a giderek Türkiye’nin niyetleri ve planları hakkında kamuoyu oluşturması gerekmektedir. Bu ihmal edilmemesi gereken bir kamu diplomasisi hamlesidir.