Türkiye’de Tarih Öğretimi ve Öneriler
Türkiye’de yüksek öğrenim düzeyinde Tarih öğretimi büyük ölçüde Fen-Edebiyat Fakülteleri ile Eğitim Fakülteleri’nin Tarih ve Tarih Öğretmenliği bölümlerinde yapılmaktadır. ÖSYM’nin yaptığı sınavda sözel puan türünden öğrenci tercih yapabilmektedir. Bu durumda sayısal daha özelde ise matematik bilgisine ihtiyaç duymadan öğrenci tarih bölümüne gelebilmektedir. Bu durumu da analiz ve muhakeme yeteneğinin belli bir düzeyde olması ile yapılabilecek Tarih ilmi çalışmalarında istenilen verim elde edilememektedir. Bu durumda sözel puanına %15 civarında matematik etkisinin sağlanması hususu dikkate alınmalıdır.
Bir başka mesele ise ortalama altmış kişilik olan derslerdeki öğrenci yoğunluğu da öğretim kalitesini olumsuz manada etkilemesidir. Bu kalabalık sınıflarda Osmanlıca gibi bilimsel altyapıyı destekler derslerin öğretiminin zorluğu ile birlikte, yabancı lisan öğretimi de baştan sekteye uğramaktadır. Gerek sayısal gerekse nitelik yönü ile yeterli öğretim elemanı temin edilememesi bir yana; farklı disiplinlerde eğitim görmekle birlikte tarihe merak duyarak veya başka nedenlerden bu alana geçerek üniversitelerde kadro almış ve kendini de meslekten lanse etmiş öğretim elemanlarından dolayı ihtisasın ehemmiyetinin azalması hususu da mesleki ciddiyeti ve kaliteyi olumsuz etkileyen bir başka faktördür.
İşin bir başka boyutu ele alınacak olursa; Dünya tarihinden yeterince haberdar olunamayışı nedeniyle konuların bu çerçevede işlenmeksizin sadece Türkiye ağırlıklı olarak lisans eğitiminin tamamlanması da öğrencinin aleyhine işlemektedir. Bir de çağın oluşturduğu teknik imkânlardan pedagojik anlayışla istifade etmeksizin hala defter, kitap, fotokopi, ders notu çerçevesinde eğitim-öğretim alışkanlığı ve ısrarı öğrencinin aktif olmasını engelleyen faktörlerdir.
Bu şartlarda tarih eğitimi alan bir adayın ilk ve orta öğretimde öğrencilere genel kültür merkezli bir tarih öğretimi yapabilmesi ne kadar mümkündür? Sorusunun cevabı önemli ölçüde içinde bulunmaktadır.
Bu tespitlerden sonra yapılabilecek önerilerle ulaşılmak istenilen hedeflere çok uzun olmayan sürede erişmek mümkün olacaktır.
İlk olarak; öğretim üyesi yetiştirme stratejisi gözden geçirilerek altyapısı yeterli, konuya ilgili ve yatkın adaylar çeşitli sınavlardan geçirilerek ilgileri istikametinde teşvik edilmelidirler.
İkinci olarak, üniversite sınavlarında Tarih bölümlerini tercih eden her üniversite’deki Tarih bölümündeki %10’luk profile kamu kurumları veya özel sektör vasıtasıyla karşılıksız burs temin edilmesi (Türk Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Tarih Vakfı v.b.) Bu durum lisansüstü eğitim sürecinde de artırılarak devam ettirilmeli.
İşlenen konular Dünya tarihindeki gelişmelere paralel olarak yeniden düzenlenerek işlenmeli ve konular günümüze en yakın döneme kadar getirilmelidir.
Yabancı lisan eğitiminin ehemmiyeti öğrencilere anlatılarak; lisans döneminde bu işe yoğunlaşmaları temin edilmeli bu çerçevede danışman öğretim elemanları daha aktif olmalıdırlar.
Sonuç olarak; 21. yüzyıl Türkiye’si ve bölgesindeki köklü siyasi, ekonomik ve dış politika alanındaki değişmelere paralel olarak tarih eğitiminde de yeniden geniş perspektiften hadiselere bakılarak analizler yapılmalı ve Türkiye’nin dış politikada en önemli avantajlarından olan ‘Yumuşak Gücü’ nün tarihi temelleri bilimsel anlayışla değerlendirilmelidir. Bu süreç tarih ilminin bir gereği olmakla birlikte kültürün muhafazası ve aktarımı ile toplumsal dinamiklerin canlı tutulması toplumsal kaynaşma, dayanışma ve üretime de katkı sağlayacaktır.
(Doç. Dr. Cihat GÖKTEPE, TOBB-ETÜ Tarih Bölümü Başkanı, 23.10.2009)