İç Gelişmeler:
Dünyada sağlık sistemi en kötü olan ülkeler arasında ilk sıralarda yer alan Amerika’da, Başkan Obama’nın sistemi iyileştirmek amacı ile planladığı Sağlık Reformu konusu ülke genelinde giderek artan tepki görüntülerine neden olmuştur. Bu tepkilerden büyük bir bölümü, muhalefet destekli ve iç politika boyutludur
.
Obama’nın seçim öncesi pek çok yoksul insana verdiği sözler doğrultusunda, sağlık sistemini düzeltme çabaları hem muhalefetin hem de özel sigorta şirketlerinin tepkilerine karşın yürürlüğe girecek gibi görünmektedir. Obama verdiği bağlayıcı sözlerini yerine getirebilmek amacı ile modaliteler üzerinde esnek olmakla beraber, konunun özünde geri adım atmamakta kararlı bir tablo ortaya koymaktadır. Bu nedenle, tepki gösterenleri sertleşen bir dille uyarmaya başlamıştır. Ayrıca Obama’ya karşı Kongre içinde ve kamuoyunda hayli yankı bulan “yalancı” ithamının sahibi Senatör Joe Wilson’a da Temsilciler Meclisi tarafından kınama cezası verilmiştir.
Son günlerde meydana gelen bu alevli tartışmaların kökenindeki nedeni, “gerçekte ırkçılığın bir tezahürü” olarak nitelendiren eski ABD Başkanı Jimmy Carter dikkatleri bir anda üzerine çekmiştir. Ancak “ırkçılık” kelimesinden ötedenberi büyük rahatsızlık duyan Obama kendisine karşı olan tepkilerin siyasi olduğunu, kesinlikle ten rengi ile ilgili olmadığını vurgulamaya gayret etmektedir. Amerika gibi birçok etnik yapıyı bünyesinde barındıran mozaik şeklindeki bir ülkede bu gibi tartışmaların çıkmasının ülke açısından çok ciddi bir tehlike anlamına geleceği inancını ötedenberi vurgulayagelen Obama, bu kez de, gerek kendisi gerek Beyaz Saray ve Dışişleri sözcülerinin yaptıkları açıklamalar yolu ile Carter’in sözlerinin etkisini hafifletme çabası içindedir.
Dış Politika:
Eski Başkan George W. Bush dönemi ve Obama Yönetimi dönemi arasındaki stratejik farklılıklar gün geçtikçe belirginlik kazanmaktadır. Bill Clinton zamanında temelleri atılan ve Bush Yönetimince uygulama aşamasına getirilen Polonya ve Çek Cumhuriyeti topraklarına füze kalkanı kurma projesi Obama tarafından iptal edilmiştir.
ABD’nin, aslında, Rusya Federasyonu kadar İran gibi ülkelerden de gelebilecek, dost ve müttefikleri kadar ve belki daha da fazla, kendisine yönelik herhangi bir füze saldırısını önlemek amacı ile kurmayı planladığı kalkan sistemi, İran’ın şu an geliştirmekte olduğu füzelerin orta ve kısa menzilli olduğu gerekçesi ile, Obama Yönetimince iptal edilmiştir. Bu durum ABD’nin “stratejik ortağı” şeklinde takdim edilen Rusya tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Şu anki tabloda, haftaya Amerika’nın Pittsburg şehrinde yapılacak olan G-20’ler toplantısında karşılıklı füze sayısını azaltmaya ilişkin ve uzun yıllardan beri süregiden müzakereler sonucu yeniden düzenlenmesi beklenen Start-1 Andlaşması”, ABD açısından çok daha öncelikli bir karakter taşımaktadır. Polonya ile Çek Cumhuriyeti topraklarındaki füze kalkanı projesinin iptalinden, son derece memnun olan Rusya’nın, bu antlaşmaya daha olumlu bakmaya başlaması üzerine, iki ülke arasında imzaya gidilmesi beklentisi yoğunlaşmış bulunmaktadır.
Ayrıca, ABD’nin, bu gelişmelerin akabinde, Türkiye'ye 7.8 milyar dolar değerinde Patriot PAC-3 füze bataryası ve bağlantılı sistem satma kararını Kongre onayına sunmuş olmasının akıllara getirdiği soru, Obama’nın yeni füze kalkan sistemi projesini Türkiye topraklarında mı konuşlandırmak istediği gibi bir soruyu kaçınılmaz olarak akla getirmektedir. Hali hazır aşamada bu projenin ve füze alım konusunun Türkiye’nin uzun vadeli stratejik çıkarları açısından ciddiyetle irdelenmesi gerekmektedir.
Afganistan:
Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi Başkanı Carl Levin, “Afganistan’a daha fazla Amerikan gücü sevk edilmesi yerine Afgan silahlı güçlerinin eğitilerek sayılarının artırılmasına çalışılmasının gerektiği söyleminin ardından, Başkan Obama’nın kendisini, “ bu konuyu iyice irdeleyip kesin bir açıklığa kavuşturmadan önce karar vermeyeceğini açıklamak zorunluluğunda hissetmiş olması ilginçtir.
Ancak, Afganistan’da bu güne kadar terörle mücadelede verilen çabaların boşa çıkmaması için, ABD Genel Kurmay Başkanı Amiral Michael Mullen’in de açıklamaları doğrultusunda, ilave muharip güç gönderilmesi kaçınılmaz olacaktır. Başkan Obama bu kararın tek başına verilmemesi ve muhalefetin de bu konuda desteğinin alınması amacıyla, bugüne kadar gizli tutulan. Amerikan ve NATO Kuvvetleri Komutanı General McChrystal’ın Afganistan’daki ABD stratejilerini değiştirme üzerine hazırladığı raporunun, Temsilciler Meclisi ve Senato Silahlı Kuvvetler Komiteleri Başkanları ile azınlıktaki muhalefet partisine mensup üst düzey Kongre Üyeleri’ne, gönderilmesi kararını açıklamıştır.
Afganistan’daki Amerikan askerinin sayısının hiç değilse 68000 dolayında olması hususunda bir anlayış birliği Yönetim ileri gelenlerinin zihninde mevcuttur. İlave güç sayısı konusunda henüz herhangi bir açıklama yapılmamış olmakla beraber, gönderilecek ilave gücün, dost ve müttefik ülkelerden sağlanmasına çalışılanlarla birlikte, 17000 muharip güç ve 4000 eğitici güç olması konusunda bir planlama Obama tarafından daha önceden açıklanmıştır.
İsrail-Filistin Barış Süreci:
Orta Doğu Özel Temsilcisi George Mitchell hafta başından beri İsrail, Filistin ve diğer bazı ülkelerle görüşmek amacı ile bölgede bulunmaktadır. İsrail ve Filistin arasında haftaya New York’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler Genel Kurul Toplantısı’na kadar bir müzakere süreci başlatmayı amaçlayan Mitchell hala başarıya ulaşamamıştır. Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas Batı Yakası ve Doğu Kudüs’te İsrail’in başlattığı inşaatlara son verilmesi karşılığında masaya oturacağı şartını öne sürmekte ve buna karşılık da İsrail bunun imkansız olduğunu sadece bu alanlardaki inşaat sayısında azaltmaya gidilebileceğini savunmaktadır. Dolayısıyla İsrail ve Filistin arasında görüşmelerin başlatılması konusunda bir anlaşmaya varılması ve BM Genel Kurul toplantıları sırasında tekrar bir araya gelinmesi istikametinde, her ne kadar ABD umutlu olsa da, henüz olumlu bir belirti görülmemektedir.
İran:
AB yetkilileri, İran’ın, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve Çin ile birlikte bundan bir yıl önce başlatılarak akamete uğrayan altılı görüşmelere yeniden katılma kararı aldığını açıklamışlardır. Geçen sene de bu ülkeler arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde bir müzakere yapılmış ancak karar varılamamıştır. Yapılacak olan yeni görüşmelerde İran ABD’yi direkt muhatap olarak tanımayacaklarını ve görüşmelerin 5 artı 1 ülke şeklinde yapılacağını açıklamıştır. Ancak ister muhatap alsın ister almasın, görüşmelerde ABD’nin de bulunması nedeniyle İran’ın bu söylemleri “siyaset yapmaktan” başka bir şey değildir.
(Nüzhet Kandemir, ABD Masası, 19.09.2009)