Diyanet Gençlik Açılımı
Eve yakın kubbeli, çifte minareli, görkemli bir cami var. Ama nedense ayaklarım ona çekmiyor. Nedenini; küçük, kubbesiz, gösterişsiz camiyi yeniden fark ettikten sonra anladım sanki. Büyük caminin bahçe duvarları tel örgü içinde. Tel örgünün koruduğu kısımda da bahçe çiti olarak duvar gibi yükselmiş dikenli bitkiler yetiştirilmişti. Avluda nedense gül, çiçek yok. Cami içinde de, o görkeme uygun temizlik gözükmüyor. Boydan boya geniş “Allah’ın evini” kaplayan tek tip, koyu renkli halılar üstünde toz, küçük parçalar halinde çöp gözüküyor. Oysa caminin, kocaman bir elektrikli süpürgesi var. Küçük gösterişsiz cami daha uzakta.. Ama yanına yaklaşınca hoş bir koku insanı karşılıyor. Çünkü özensiz yapılmış beton bahçe duvarları üstünü yeşil bir örtü, latif çiçekli hanım elleri kaplamıştı. Dikdörtgen binanın içi de daha temiz gözüküyordu. Şu bir-iki minik fark, Teravih Namazı konusunda uzak, küçük camiyi cazibe merkezi haline getirmişti. Bir yatsı vakti, sonradan eklenen kısmın demir kapısından girmek üzere iken, üç-beş çocuğun can havli ile kapıdan dışarı kaçıştıklarını gördüm. “Hayırdır çocuklar. Ne oluyor?” sorusu cevapsız kalmıştı. Çocuklar, bir azgın musibetten kurtuluyormuş hissini vererek, benim cazip bulduğum camiyi tek ettiler. Çocukları da cemaati de tanımıyorum. Ama zihnimde sorularla içeri girdim. Teravih sırasında tahiyyata otururken, hemen önümdeki safta namaz kılan aksakallı, başı takkeli ihtiyarın koluna bir “füze” çarpıp, yanına düştü. Ardından minik ayak sesleri geldi. Selam verince ihtiyar, yerden ucu sivri ince huni gibi bükülmüş kâğıt parçasını alarak yakındaki pencereye attı. Yalnız gözleri, sürekli yan geride ve cami kapısında idi. Her selam verişte göz bebekleri irileşiyor ve bakışları cami kapısına devriliyordu. Çocuklar ile aksakallı yaşlı arasında anlaşılan pek de müspet olmayan bir ilişki olmalıydı.
Kafamda, çevresinde cıvıl cıvıl çocuklar, dondurmacıdan dolu külahlar alarak dağıtan mütebessim ihtiyar mahalle cami cemaati hayali geçti. Öyle birilerine çocuklar, herhalde namaz içinde hareket edemeyeceğini hesaplayarak “füze” fırlatmazlardı.. Sonra aklım, yurt dışına kaydı. Bilardo salonlu, pingpong masalı, kütüphaneli, futbol maçları düzenleyen Almanya’daki camiler zihnimi kurcalamaya başladı. O camilerin konferans salonları da vardı. O camilerde, tasavvuf-halk ve sanat müziğinde koro çalışmaları yapılıyor; saz-ud-ney-tambur-flüt-kudüm gibi enstrüman çalma kursları açılıyor; halk oyunları grupları, kültür gezileri, tiyatro gösterileri düzenleniyordu. Almanca, okuma-yazma kurslarından resim, grafik kursuna kadar açılıyor, trafik seminerleri düzenleniyordu. Daha ilerisi, aile içi problemlerde danışmanlık, çocuk bakımı, sağlık seminerlerine kadar veriliyordu. Futbol, güreş, Uzak Doğu sporları başta olmak üzere 400’ün üzerinde bünyelerinde spor derneği vardı. Bu kadar değil gece futbolu, müzik konseri, kupa organizasyonlarını camiler gerçekleştiriyordu. Çay ocağı, internet kafe gibi birimleri de olan gençlik merkezleri oluşturmuşlardı.
Bütün bunları hangi kurum yapıyor, biliyor musunuz? Diyanet İşleri Türk İslam Birliği.. Kısaltılmış şekliyle: DİTİB. Aynı Diyanet örgütü, Ulm’de halk oyunları gösterisi düzenliyor, Düren Hastanesi’ne Mescit yaptırıyor, Bilal-i Habeşi Camii’ne Kadın Kolları ile destek veriyor, Yavuz Selim Camii’nde Gençlik Kolları kurup hizmete sokuyordu. Bu arada Düesseldorf Merkez Camii’nde Aşure ikram ediyor, Hannover Eyüp Sultan’da Gençlik Gecesi düzenliyor, Oldenburglu minik öğrencileri doyasıya eğlendiriyor, Porz’da Kültürlerarası Futbol Turnuvası düzenliyordu (DİTİB Bülteni, Şubat 2009).
DİTİB, Alman dernekler yasasına göre kurulmuş bir sivil toplum örgütü. 1984’te 230 dernekle kurulmuş, 2009’da bu sayı 870’e ulaşmış. Gurbetçi işçilerden destek alan, çoğunluğu cami yapma-yaşatma derneği olan sivil toplum örgütü. İmamlarını T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı atıyor. Bilinen dini faaliyetler dışında hapishane, hastane ziyaretleri düzenliyor, sünnet, ramazan, iftar programlarına kadar birçok faaliyeti organize ediyor. Faaliyetleri arasında dinler arası diyalog bile var. Yayın organı olarak DİTİB Bülteni’ni çıkarıyor ayrıca Ankara’da basılan aylık Avrupa Diyanet adlı dergiyi, çocuk dergilerini DİTİB bünyesinde dağıtıyor. Avrupa Diyanet’in yayın sayısı Temmuz 2009’da 123’e ulaştı. Yani 123 aydır düzenli çıkıyor. Hedef, Almanya’daki gurbetçi çocuklarına sahip çıkmaktır. Onlara huzur duyacakları, mutlu olacakları bir ortam sağlamaktır. Kimliklerini, kişiliklerini kazandırmak, korumaktır.
Soru şu; aynı diyanet teşkilâtı, yönetimi altındaki bizim mahalle camilerinde bu faaliyetlerden bir veya ikisini niçin organize etmiyor? Camiye geldiği halde; vatandan işgal orduları sürer gibi bu çocuklar niçin kapı dışına sürülüyor? Bizim mahalle camilerinde çay ocağı, cami altlarında spor salonu, bilardo masası olamaz mı? Büyük şehirlerde, çocuklar evlerine yakın güvenli mekânlardan birisi olarak cami bünyesindeki internetten faydalanıp, kütüphaneden bir şeyler öğrenemez mi? Cami müştemilatından olan halı sahada ter atıp, duşunu orada veya evinde alsa ne olur? “Kocatepe Camii Futbol Takımı” ile “Hacı Bayram Camii Futbol Takımı”nın sportif centilmenlik maçları yaptığını düşünün.. Bütün cami takımları nasıl bir spor adamları alt yapısı oluştururdu? Spor yapan, kendine güvenen, uyuşturucu ve kumardan uzaklaşan dinamik bir gençlik; siyasal kavgalar yerine birlik ve uyumda, kalkınma ve gelişmede nasıl bir dayanak olurdu?
Bütün bunlar için resmî görevli atama, devlete büyük bir külfet getirecektir. Öyleyse DİTİB benzeri bir sivil toplum örgütü, cami dernekleri bünyesinde ileri adım atacak dönüşüm niçin Türkiye’de gerçekleştirilmesin? Cami yaptırma ve yaşatma dernekleri mahalle camileri arasında futbol turnuvaları hazırlasa kıyamet kopar mı? Cami avluları, ihtiyarlar ve atılan kimsesiz bebeklerin mekânı olacağına cıvıl cıvıl kaynaşma, öğrenme, spor yapma, dinlenme, hoşça eğlenme yerleri olsa, mahalle daha huzurlu olmaz mı? Aile ocağından kopup, sokak çocuğu olan, kimsesiz hale geldiği için her türlü düşüşü yaşayan erkek ve kızlar, sadece kendi sağlıklarını değil toplum sağlığını tehdit eder hale gelmeden Diyanet teşkilâtı da bir açılım planlamak durumunda. Bunun için başkalarından öğreneceği bir şey yok. Aynı teşkilâtın, yurtdışı tecrübesinden faydalanması ve onu yurt içine aktarması yeterli.. En azından pilot şehir, mahalle, kasaba camileri tespit edilerek denenebilir.
Tabii bunun cami plan ve tasarılarına da uzanması gerekmekte. Haftalık, cami imamlarının hangi hutbeyi okuyacağını bile merkezde düşünüp tasarlayan bir teşkilât, cami mimarilerini planlayıp-tasarlayarak güzel örnekleri çoğaltamaz mı? Yapım aşamasından, kadro tahsisine varıncaya kadar her aşamada yönlendirerek, kütüphaneli, çay ocaklı, spor salonlu, duşlu, bilardo masalı, internet ulaşım imkânlı birimleri bulunan bir cami müştemilatı meydana getirilemez mi. Camiler, abdest alınıp namaz kılınan, cenaze yıkanan, bir de tuvaleti olan yerlerden ibaret mi kalmalı? Geniş cami avlularının bir köşesinde potalar, bir diğerinde voleybol filesi, aletli spor gereçleri bulunsa, oynayan gençlere imam veya müezzin efendiler de karışsa kime ne zararı olur?
Camiler, merkezden okunan tek ezanın, hatlar bozuk olmadığı zamanlarda bütün diğer camilerden duyulduğu, merkezden yapılan vaazların yine “teneke kutu” cızırtı yapmadığı zamanlarda hepsinden dinlenildiği, ruhu alınmış yerler mi olmalıydı? Her camide imam bulundurmak giderek anlamsızlaşmaktadır. Niye ayrı imamlar ardında saf tutalım, sorusu bile artık sorulabilir.
Camiler, etkileşimin, olumlu elektriğin olmadığı, yalnız yaşlıların gelip gittiği yerler olmaktan kurtarılmalıdır. Diyanet teşkilatı, mevcut kadrosu ile sosyal kaynaşma, birlik olma, dayanışma, toplumsal bütünleşme konusunda, Anadolu’ya kurulan tuzakları işlemez hale getirecek bir açılımı başlatıp geliştirebilir. Bu konuda mevcut kadrosu yeterlidir. Yalnız yeni bir planlama, düşünce geliştirme ve olumlu-kararlı adımları atmak gerekmektedir. Her cami çevresinin bir kültür merkezi, en azından diğer mahalle camileri ile paslaşan bazı artı özellikleri olan kültür merkezi haline getirilmelidir.
Üstelik bu tür bir açılımı pratiğe aktarabilecek güncel örnekler mevcut olduğu gibi tarihimizde de ilginç örnekler bulunmaktadır. Küştügiran tekkeleri, Kemangûş tekkeleri, Peykhaneler asırlarca vakıf kuruluşlar olarak camilerle bütünleşip sporcu yetiştirmişlerdir. Bu spor okulları, güreşçi, okçu, uzun mesafe koşucuları yetiştirmiş, sporu; asırlarca dinamik toplum oluşturmada aktif hale getirmiştir. Spor, zenginlerin lüksü olmaktan çıkartılmalıdır. Sporu, kendine güveni, açık yürekli ilişkiyi halk tabanına cami ile yaymak, daha kolay olacak; okuma, öğrenme, güzel davranışlar geliştirme ile birliktelik gerçekleştirilecektir. Diyanetin Türkiye’de geliştireceği böylesine bir açılım, Türk ülkelerinde onlarca yıldır kültürel değerlerinden koparılmış insan unsuru için de bir model olacaktır.
(Caner Arabacı, SDE, Avrasya Masası, Kıdemli Araştırmacı, 24.09.2009)
KAYNAKÇA
DİTİB Diyanet İşleri Türk İslam Birliği Broşürü, Köln, s. 1-20. (internet: www.ditib.de).
DİTİB Diyanet İşleri Türk İslam Birliği Aylık Bülteni, Şubat 2009, S. 26, Köln.
Caner Arabacı, “Osmanlı Spor Kuruluşları Vakıf İlişkisi”, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşunun 700. Yılı Münasebetiyle "Osmanlıda Spor" Sempozyumu Alâeddin Keykubâd Kampusu 26-27 Mayıs 1999, Konya, Editörler: N. Çiftçi-T. Kaplan-O. Dalaman, S.Ü. Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu yayını, s.141-169, Konya 2000