ENGLISH
22.05.2012
Ana Sayfa » OrtadoğuGeri Dön «

İran’daki Başka Tür Devrim

10.11.2009 09:49:45

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İran’da seçim sonrası hareketlerin şeklini, amacını ve kimin liderliğinde gerçekleştirildiğini belirleyebilmek güç hale gelmiştir

 

İran’daki Başka Tür Devrim
12 Haziran’da yapılan devlet başkanlığı seçimleri sonrasında İran’da devrim rüzgarları esmeye başlamış ancak süregelen hareketlerin şeklini, amacını ve kimin liderliğinde gerçekleştirildiğini belirleyebilmek oldukça güç hale gelmiştir.  İran otuz seneden beri kökünü kendi tarihi ve kültüründen alan siyasi Şia İslam rejimi ile yönetilmektedir.  İran rejimi mollalara emanet edilmiş ancak molla denildiğinde yanlış olarak çoğunlukla din işleriyle uğraşan ve dünya işlerinden anlamayan yobaz kişiler akla gelmektedir.  Oysa İran’da 15. yüzyıldan başlayarak Erdebil’deki Safevi tarikatında Şeyh Cüneyd ve onun oğlu Şeyh Haydar’ın ve nihayetinde Şah İsmail’in postnişin olmasından beri din ile devlet işleri birleştirilmiş ve şeyh veya molla aynı zamanda siyaseti idare eden lider haline gelmiştir.  Bu şeyh-şah geleneği İran’da yüzyıllardır devam etmektedir.  Bu yüzden mollaların devlet adamlığı şartı göz ardı edilmemelidir.  Ülkede kendine has din-devlet geleneğinin varlığının yanı sıra ülkenin siyasi kültüründe hiç eksik olmayan ayaklanma-devrim ve kaos ortamını da İran siyasetinin bir parçası olarak görmemiz gerekiyor.  İran’da tarihi süreç içerisinde ülkeye yıkım ve kaos getiren bir çok siyasi çatışma, ayaklanma ve devrim gerçekleşmiştir.  Modern zamanlarda 20. yy başlarında başlayan İran’daki meşruti rejim çatışmaları 1979 İslam Devrimine kadar birçok darbe-devrim aşamasından geçmiştir.  İran sürekli olarak otoriter rejimlerle yönetildiği için bu rejim altında gerilen halk yer yer devrimvari çatışmalarla yahut gerçek devrim hareketleriyle hem kendilerini rahatlatmakta ve hem de dünyanın gidişatına paralel yeni siyasi açılımları başlatma imkanına sahip olmaktadır.  Küreselleşen dünya toplumlara iki seçenek sunmaktadır; ya rekabet ya da otorite.  Rusya küreselleşen dünyada Putin önderliğinde başarılı bir şekilde otoriter yönetimi seçmiş ve Putin örneği başta Orta Asya cumhuriyetleri olmak üzere birçok otorite yanlısı yönetim için ilham kaynağı olmuştur.  Ahmedinecad liderliğindeki İran da Rusya gibi rekabete kapılarını kapatarak siyasi otoriteyi derinleştirme isteğine kapılmış ve Ahmedinecad İran’ın Putin’i olma yolunda ilerlemeye gayret ederek bunda da başarılı olmuştur.
İran’daki çatışma ortamını hangi şartlar altında devrim olarak saymak oldukça zor bir durumdur.  Meydanlar seçim hilelerini protesto etmek için dolduruldu.  Ancak İran’da süregelen çatışmalarda eksik olan ve sorulması gereken birçok soru mevcuttur.  Evvela protestocular ne istiyorlardı? oylarına mı sahip çıkmak istiyorlar yoksa İran’da yeni bir devrim mi gerçekleştirmek istiyorlardı?  Eğer amaçları yeni bir devrim ise bu devrim demokratik, laik bir rejimi mi öngörüyor yoksa İslami siyasi yapı içerisinde ıslahatçı bazı açılımlar peşinde mi koşmaktadır?  Ortada devrimin amacı, ideolojisi ve devrim liderliği diye bir durum söz konusu değil, fakat insanları sokağa sürükleyen onları dövülmeye, tutuklanmaya ve hatta öldürülmeye iten ciddi sebepler ve yönlendirmeler söz konusudur.  Gerçekte sokağa çıkanlar ile onları sokağa çıkartanlar arasında ciddi farklılıklar mevcuttur.  Halkı sokağa çıkartanlar makamlarını ve çıkarlarını korumaya çalışan devrim elitleri, sokağa çıkanlar ise İran’ın değişen yüzünü temsil eden yeni nesil burjuva-entelektüel ve alternatif rejim taraftarı olan ve genelde Tahran’ın belirli kesimlerinde yaşayan şehirli halktan oluşmaktadır.  Geleneksel İran halkı bu türden insanları İran için oldukça tehlikeli bulmakta ve bu elit İranlıların halkı arkalarından sürüklemeleri ise oldukça zor bir ihtimal gibi görünüyor.  İran’daki kargaşanın ardında birtakım zirvedeki siyasilerin çekişmesi ve çıkarları temel etkendir.  Her kapalı devrimin kendi başını yiyen önemli bir sorunsalı vardır; o da şüpheye ve baskıya dayalı politikalar takip etmek.  Bolşevik devriminden sonra Sovyetlerde devrim elitinin neredeyse tamamı türlü suçlamalarla ve özellikle de “devrim düşmanı” veya “kapitalist dünyanın işbirlikçisi” olarak Stalin’in elinde can vermiştir.  Tek merkezli otoriter rejimlerde alternatif olamadığı için tek bir zirve mevcuttur ve o zirveye oturmak için çoğu zaman zirve rakiplerini temizlemek gerekmektedir.  Eğer durum Ahmedinecad örneğinde olduğu gibi zirveye oturmak isteyen fakat devrim eliti olmayan, molla geleneğinden gelmeyen ve sonradan gelen birisi ise mutlaka devrim eliti ile çetin bir mücadeleye girmesi gerekecektir.  İran Arap ülkelerine kıyasla oldukça demokratik bir siyasi yapıya sahip olsa da yinede ülke siyaseti bir kulüp özelliği taşımakta ve zirvede olan isimler siyasetten ayrılmayı ve liderlik vasfını kaybetmeyi hayat boyu istememektedirler.  Siyasi güçlerini korumak isteyen Humeyni’nin dava arkadaşları Rafsancani, Musavi, Hatemi ve diğerleri bir blok oluşturarak Ahmedinecad’a karşı güç birliğine girmiş durumdalar.  Bu üçlü İran’da devlet başkanlığı ve başbakanlık yapmış kişilerdir.  Dolayısıyla bunları devrimci olarak görmek ve özellikle kendi gerçekleştirdikleri devrime karşı bir devrim gerçekleştireceklerine inanmak aklı zorlayan bir durumdur.  Diğer taraftan ise İran’ın en yetkili makamı Ali Hamaney halk adamı ve sonradan gelen, genç ve dinamik Ahmedinecad’ı destekleyerek eski dava arkadaşları ve yeni rakipleri Rafsancani, Hatemi ve Musavi’yi İran siyasetinden silmek niyetindedir.  Zaten Ahmedinecad’ın ikinci defa başkan seçilmesi demek eski devrim elitlerinin siyasetten kesin olarak silinmeleri manasına gelmektedir.  Bu tehlikeyle karşı karşıya bulunan Rafsancani, Hatemi ve Musavi üçlüsü ellerinden geldiği kadar direnmeye ve bu noktada halkı da kışkırtmaya ihtiyaç duymaktadırlar.  İşte bu noktada sokağa dökülen halk ile onları sokaklara dökenlerin amaçları arasında bir uyuşmazlık söz konusudur. 
Tebriz Olmadan İran’da Devrim Olmaz
Sadece Tahran’ın harekete geçmesiyle İran’da devrim olmaz.  Tebriz ve Azeri Türkleri olmadan İran’ın yeni sulara yelken açması pek mümkün değildir.  Safevi geleneğini başlatan Azeri Türkleridir.  İran meşruti idaresinin bekası için savaşan Tebriz’dir.  Settar Han, Küçük Han, Peşevari ve diğerleri yine İran siyasi hareketliğinin sembolleşmiş Azeri Türkleridir.  1979 İran Devriminde en etkin sosyal tabaka rolü oynayan “bazaari”lerin birçoğu yine Azeri idi.  Hüseyin Mir Musavi bir Azeridir ancak Azeriler seçimlerde Musavi’ye yeterli destek vermemiş hatta Hatemi’nin Azerilere bakış açısı yüzünden Musavi’yi Azerbaycan mitinglerinde protesto etmişlerdir.  Diğer taraftan Musavi ile mücadele eden İran’ın en prestijli ismi Ali Hamaney’de baba tarafından Azeridir.  Aslında demokratik ve serbest rejimler İran Azerileri için kendi kimliklerini ve siyasal güçlerini korumak için oldukça gereklidir.  İran’da Meşruti idarenin bayraktarlığını yapan Tebriz son olaylar karşısında suskun kalmış ve kesin tarafını belirlememiş görünmektedir.  Tebriz’in reformculara ve sokak göstericilerine destek vermediği sürece devrim ruhunun İran’ı kaplaması mümkün görünmemektedir. 
İran’daki hareketliliğin diğer önemli bir ayağı da uluslararası toplumdur.  Batı ve ABD İran’a karşı yaptırımlara varan sert uygulamalara ve İran’da değişimi başlatmak uğruna harcadıkları enerji ve maddi çabalara rağmen İran’daki rejim otuz yıl sarsılmadan ayakta kalmıştır.  Ancak dünyanın tahmin etmediği şekilde Ahmedinecad’ın açık ara seçimleri kazanması ve yine dünyanın beklemediği şekilde İran’ın karışması Batı’nın aklını oldukça karıştırmıştır.  İran karışınca bütün gözler Washington’a çevrilmiş ve Amerikan hükümetinin tavrı merak edilmiştir.  Obama selefinin aksine gelişmelere karşı soğukkanlılıkla yaklaşmış, Ankara ve Kahire konuşmalarının ruhuna sadık kalarak İran’ı hemen hedef almamıştır.  İran’daki adaylar arasında belirgin bir fark olmadığını açıklayan Obama, İranlıların kendi oylarının akıbetini bilmeye haklarının olduğunu ifade etmiştir.  Konu hakkında günah keçisi haline gelmek istemediğini belirten Obama nihayet Tahran’da göstericilere karşı şiddet kullanılmasını ağır bir dille kınamıştır.  Obama’nın bu tutumu İran’ı Amerika ve dış güçler karıştırıyor propagandasını ve dolayısıyla Ahmedinecad’ın elini zayıflatmıştır.  Fakat özellikle İngiltere’nin sert çıkışları ve olayların devam ettiği süreçte diğer Avrupa ülkelerinin de sertleşen tutumları karşısında Ahmedinecad yönetimi Batı’nın seçim hilelerini bahane ederek İran’ı karıştırmaya kalkıştığını ve ülkedeki olayların Batı tarafından organize edildiğini ve halkın ajanlar tarafından kışkırtıldığını iddia etmiştir.  Özellikle gösteriler sırasında sokak ortasında öldürülen ve İran protestosunun sembolü haline gelen İranlı genç kız Nida’nın provokasyon amaçlı olarak CIA tarafından öldürülmüş olduğu yönündeki iddiaların Batı’ya karşı büyük bir şüpheyle yaklaşan İran kamuoyu nezdinde büyük etkisi olmuştur.  İran kamuoyunun genelinde sokak protestolarına katılmanın İran düşmanı Batı’nın ekmeğine yağ sürmek olarak algılanmıştır.  Nihayetinde Ahmedinecad kamuoyu karşısında muhalefet hareketini zararlı ve işbirlikçi olarak göstermekte başarılı olmuştur.  Yine örneğini Sovyetler Birliğinde yahut diğer otoriter rejimlerde sıkça gördüğümüz gibi İran’da da devlet eliti kendisine rakip olan farklı fikirleri “işbirlikçi” olarak nitelendirerek muhalif fikirlerin oluşmasının önünü baştan kapamaktadır.  Zaten İran’daki 1953 CIA darbesi hatırlanacak olursa İran halkı için bu iddialar hiçte bir komplo teorisi gibi gözükmemektedir.  Nihayetinde İran’daki olaylar durulmuş ve Ali Hameney’in desteğini alan Ahmedinecad yemin ederek görevinin ikinci dönemine başlamıştır.  Aslında Ahmedinecad yönetimi şimdi daha büyük bir tehdit altındadır.  Meydan mitingleri ve protestoları görünen bir vakıaydı ancak meydanlarda umduğu sonucu alamayan İran muhalefeti gizlilik içerisinde yeraltına inecektir.  İran’da bir siyasi hareketin yeraltına inmesi demek o hareketin nasıl bir şekilde güçleneceği ve apansız olarak, beklenmedik bir şekilde nasıl devrimci yüzü ile patlak vereceğini kestirmek şimdiye kadar siyaset bilimcilerin başa çıkamadığı ve neredeyse tahmin bile yürütemediği bir durumu ifade etmektedir.  Görünürde her şey yoluna girmiş gibi görünse de İran’ın işi asıl bundan sonra başlıyor.  Nükleer meselesi başta olmak üzere İran’ın karşı karşıya bulunduğu siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlar bir dağ misali yükselmektedir.  Türk ve dünya kamuoyundaki yaygın inancın tersine İran görünürde güçlü fakat içerik olarak birçok zafiyeti ve kırılma noktasını içinde barındıran oldukça sorunlu bir ülkedir.  Yani ülkenin sorunları sahip olduğu gücün kat be kat üzerindedir.  Propagandaya ve Batı düşmanlığına dayalı olarak bir takım zayıflıkların üzeri kapatılsa da, ülkenin çok önemli sorunları İran kamuoyunun gündeminden kaçırılsa da bu sorunlar yeri geldiği zaman Ahmedinecad yönetiminin önüne teker teker çıkacaktır.  İran’daki bu yeni dönemde İran hiç şüphesiz Batı’nın bütün tepkisine rağmen nükleer güce sahip olacaktır.  Diğer taraftan Batı’nın baskısını dengelemek ve nükleer enerji elde etmek için Rusya’ya çok fazla yanaşan İran tarihi manada bölgedeki ezeli düşmanı Rusya’yı günümüzde kendisine yakın hissetse bile orta ve uzun vadede otoriter Rusya ile otoriter İran’ın çıkarları birbirleriyle çatışacak ve İran tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi bu sefer de Rus tehdidini dengelemek için Batı’ya karşı yeni bir açılım hamlesi gerçekleştirmek zorunda kalabilecektir.  İran güç gösterisini seviyor ve nükleer enerji de ona istediği bu gösteriyi fazlaca temin ediyor.  Şah Muhammed Rıza Pehlevi de güç gösterisine meraklıydı ve ABD’nin NATO ülkelerine bile vermediği sofistike Amerikan silahlarına sahip olmakla kendisini güvende hisseden ve güç gösterisinde bulunan Şah’ının tahtını ve tacını ne var ki Amerikan silahları kurtaramamıştır.  Ahmedinecad’ın da güç gösterisinde bulunmanın İran’ın gerçek sorunlarını halledemeyeceğini görmesi ve İran’ın gerçek sorunları halledilmediği sürece ne nükleer silahın nede Rus silahlarının İran rejimini kurtarmaya yetmeyeceğini bilmesi gerekmektedir.  Belki de Ahmedinecad bu acı tecrübeyi ikinci başkanlığının herhangi bir zamanında yaşayabilecektir. 
Bundan sonra İran’da nelerin olacağı karışık gibi görünse de Ahmedinecad’ın yönetime demir yumruğuyla sarılacağı ve devrim elitini etkisizleştirmek için onlara karşı savaş açacağı aşikardır.  Aynı zamanda devrimden otuz yıl sonra bu kadar ciddi protestoların yapılması her zaman için Ahmedinecad yönetiminin tepesinde bir tehdit algılaması olarak kalacaktır.  Görünen o ki İran’daki son çatışmalarla birlikte ülke fasılalarla ve uzun bir zaman dilimine yayılan yeni ve sancılı bir değişim sürecine girmiştir.
(Doç.Dr. M. Vedat GÜRBÜZ, KSÜSAM Müdürü)          
 



ORTADOĞU KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya