Türkiye-Ermenistan İlişkilerinin Normalleşme Süreci’nin Diğer Aktörleri
Türkiye-Ermenistan arasında son günlerde gerçekleştirilen görüşmeler ve parafe edilen protokol ile Kafkaslarda yeni bir sürecin başladığı açıktır. Bu sürecin kilit aktörü olan Türkiye, bölgedeki dengeler dahilinde yeni politikalar geliştirmektedir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “komşu ülkelerle sıfır problem” temeline dayalı ilişkilerin gerçekleşmesine yönelik politikasının bir yansıması olarak değerlendirilebilecek bu süreç, yalnızca Kafkaslarda değil, tüm dünyada yankı bulmaktadır. Başta ABD olmak üzere AB, Rusya ve diğer bölgesel aktörler tarafından ilgiyle izlenen gelişmeler, Türkiye’nin yeni dünya politikalarındaki rolünü pekiştirmektedir.
Gelişmeleri yakından takip eden ABD, süreçten oldukça memnun görünüyor. ABD Dışişleri Sözcüsü Ian Kelly’nin, Türkiye ve Ermenistan hükümeti ile bölgede barış, güvenlik ve istikrara katkıda bulunacaklarını belirtmesi de bunu doğrular niteliktedir.(Tıkla-1) Zira Barack Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında TBMM’de yaptığı konuşmanın, bu sürecinin başlatılmasında rolü olduğu söylenebilir. Sürece AB açısından baktığımızda ise, Avrupa Parlamentosu’nun Dış İlişkiler Komisyonu’nda bir konuşma yapan Olli Rehn’in, Türkiye’nin Ermenistan’la gerçekleştireceği “mutabakat protokolü”nü AB açısından önemli bir gelişme olarak görmesi ve Türkiye’nin Kafkasya’daki rolünü vurgulaması da bunun göstergesidir. (Tıkla-2) Gelişmelerin AB’ye üyelik sürecine yansıması, Türkiye’nin Kafkasya’daki pozisyonunu sürdürmesine bağlı görünüyor. Yine de Türkiye, süreç sonunda AB üyeliği konusunda hak ettiği yere gelebileceğinden emin olmamalıdır. Zira 1 Eylül’de yapılan protokolde sözde soykırım ile ilgili olarak bir komisyon oluşturulması kararlaştırılırken, önümüzdeki dönemde AB’nin de devreye girmesiyle Türkiye’den bu konuda istenenler yalnızca tarihsel çalışmalarla sınırlı olmayacaktır. Türkiye açısından başarıyla yürütülebilecek olan bu çalışmaların, ne Batı, ne de Ermenistan’ın gerçeği görmesin sağlayacağını söyleyebilmek şu an için zor görünmektedir. Rusya açısından ise; bölgedeki istikrar ve Türkiye’nin oynayacağı arabuluculuk önem arz etmektedir. Bu konuda Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada; Moskova’nın Erivan ve Ankara’nın çabalarını memnuniyetle karşıladığı ifade edilmiştir.
Açıklamada, bu gelişmelerin iki ülkenin iç meselesi olduğu ve üçüncü kişilere zarar vermemesi gerektiği de ayrıca belirtiliyor.(Tıkla-3) Bu konuda Türkiye’nin Kafkasların istikrar ve güvenliğinin en fazla farkında olan ülkelerden birinin Rusya olduğunu söylemek mümkündür. Bölgede arabuluculuk rolü oynayacak, sınır kapılarını açarak Ermenistan’ın dünya ile entegrasyonuna izin verecek bir Türkiye, Rusya’ya bölgede kolaylıklar sağlayacaktır. Zira Batı’nın Türkiye aracılığıyla bölgedeki varlığını güçlendireceğine yönelik düşünceler ağırlıklı olmasına rağmen, Ermenistan’ın, enerji hatlarının yeni bir güzergahı olarak bölge politikalarında yer alabileceğine dair görüşler de ortaya çıkmıştır. Son olarak Azerbaycan’ın sürece dahil olmaması Türkiye açısından olumsuz bir durum olarak değerlendirilebilir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Azerbaycan ile kardeşlik ilişkilerini vurgulaması, Azerbaycan açısından yeterli olmayacaktır. Bu nedenle Karabağ’dan bahsedilmeyen bir protokolü parafe eden Türkiye, Azerbaycan’dan tepki görmektedir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin Kafkaslardaki yeni rolünü başarılı bir şekilde yerine getirebilmesi için; Batı, ABD, Rusya ve Azerbaycan açısından süreci iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Bölgede gerçekleştirilecek işbirlikleri, Türkiye’nin uluslararası politikada elini güçlendirecektir. Ancak sürece Azerbaycan’ın ayrıca dahil edilmesi, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yeni açılımlar geliştirilmesi gerekmektedir. Türkiye tüm bu politikaları AB, ABD ya da Rusya açısından değil, kendi bölgesel politikaları ve Kafkasya’da istikrar ve barış amacıyla uygulamalıdır. Aksi takdirde diğer aktörlerin etkisiyle atılacak adımlar, ileride Türkiye ve Azerbaycan’ın hayal kırıklığı yaşamasına neden olacaktır.
(Yeşim Doğan, Avrasya Masası, Araştırmacı, 03.09.2009)