ENGLISH
08.02.2012
Ana Sayfa » Orta AsyaGeri Dön «

Başarısız Devlet Modeli Örneği

10.11.2009 09:44:15

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Afganistan’da serbest ve adil bir seçimin gerçekleştirilmiş olması hem komşu ülkeler hem de Orta Asya ülkelerinin güvenliği ve istikrarı için oldukça önem taşımasına rağmen beklenen gerçekleşmemiş, seçim dönemi sancılı bir sürece dönüşmüştür.

Başarısız Devlet Modeli: Afganistan 

Akademik literatürde “failed states” olarak adlandırılan “başarısız devlet” modelinin başat örneklerinden biri şüphesiz Afganistan’dır. Ülke sınırları içerisinde toplumsal düzenin sağlanamaması, halkın hizmet sektöründen yoksun kalması ve merkezi devletin kırılgan yapısı nedeniyle güvenliğin tesis edilemediği görülmektedir. Nitekim uzun yıllardan beri ulus devlet inşasını bir türlü gerçekleştiremeyen Afganistan’da yaşanan mevcut gelişmelerin, yakın gelecekte bölgesel ve küresel siyaset açısından önemli sonuçlar doğuracağı açıktır. Bu gelişmelerin Türkiye açısından etkileri ve muhtemel sonuçları Türkiye’nin güvenliği açısından dikkate alınması gereken kritik bir sorundur. Zira bölgenin tarihine bakılarak, Afganistan’ın günümüzdeki güvenlik sorunlarını tanımlamak ve bu sorunların hem bölgesel hem de küresel boyutta yaratacağı etkileri incelemek bir zorunluluktur. Burada önemli olan husus Afganistan’daki iç çatışmalardan, bölgesel veya terörle mücadele gibi küresel sorunlardan ve bunların sonuçlarından Türkiye’nin doğrudan ve dolaylı olarak nasıl etkileneceğidir.
 
Ülke tarihine bakıldığı zaman, Afganistan’ın stratejik ve jeopolitik konumunun kendisine genellikle avantaj sağlamadığı görülmektedir. Zira tarih boyunca birçok devletin işgaline uğramış, pek çok medeniyetin egemenliği altında kalmış; ulus devlet inşasını gerçekleştirememiş ve dolayısıyla dini ve etnik kimliklere dayalı iç çatışmalara sahne olmuştur. Diğer bir deyişle, Afganistan, stratejik önemi bakımından tarih boyunca bölgesel ve küresel güç çatışmalarının yaşandığı ve bu çatışmalar sonucunda düzensizliğin hakim olduğu bir ülke konumundadır.
 
Ahmed Şah Dürrani tarafından Peştun kabilelerinin birleştirilmesi ile 1747 yılında kurulan Afgan Devleti, 19. yüzyıl boyunca Çarlık Rusyası ve Britanya İmparatorluğu arasında güç, çıkar ve egemenlik mücadelesinin yaşandığı çatışma alanlarından en önemlisidir. Ülke, 1839-1919 yılları arasında İngilizler, 1979-1987 yılları arasında da SSCB tarafından işgal edilmiştir. İşgal esnasında, öldürülen Hafızullah Emin’in yerine 1 Ocak 1980’de Sovyet yanlısı Babrak Karmal’ın Cumhurbaşkanlığı’na getirilmesi, ülkede yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur. Babrak Karmal’dan sonra başlayan Sovyet işgaline karşı Afgan halkı örgütlenmiş ve topyekün mücadele etmişlerdir. Bu anlamda büyük direnişler başlatan Afgan halkı, daha sonra oluşturduğu örgütlenmeler ile kendi aralarında çatışır hale gelmişlerdir. Mücahit adı verilen bu örgütlenmeler, gerek ülke topraklarında gerekse ülke dışında dış güçlerin yardımıyla giderek güç kazanmış, daha iyi silahlanmış ve organize olmuşlardır. Sovyet güçlerinin, ülke topraklarından geri çekilmesinin ardından ülkenin temel sorunu haline gelen ‘mücahit grupların iktidar mücadeleleri’, bugün, ülkenin temel sorun kaynağını teşkil etmektedir. Taliban güçlerinin yanı sıra, ülkede aktif olarak çalışan toplam 14 grup bulunmaktadır. Gruplar, İslam anlayışlarına ve etnik yapılarına göre 7’si Suni, 7’si Şii kaynaklıdır. Nitekim gruplar arası savaş ve Taliban’ın artan oranda ülkede hakimiyet kazanması, hareketi en başından beri destekleyen ABD’nin uyguladığı politikayı değiştirmesine neden olmuştur. Zira uzun zaman boyunca Taliban’ı, İran ve Rusya’ya karşı önemli bir koz olarak gören ABD yönetimi, bölgede enerji kaynakları üzerinden ekonomik ve diplomatik kazanç sağlayamayacağını idrak etmiştir. Bunun temel nedeni ise, Taliban’ın uyguladığı politikaların ABD’nin amaçlarına ters düşmesi; Molla Ömer’in ümmet prensibi çerçevesinde ABD ve Batılı ülkelerin uyguladığı politikalara karşı sert bir tavır almasıdır. Ancak ABD ile Afganistan arasındaki gerginliğin tırmanmaya başlaması 1990’ların sonuna doğru gerçekleşmiştir. 7 Ağustos 1998’de Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçiliklerinin bombalanması üzerine ABD, Afganistan’da terörist yetiştiren kamplar olduğunu ileri sürerek, Usame Bin Ladin’i sorumlu tutmuştur. Taliban lideri Molla Ömer’in, Ladin’in korunacağını açıklaması üzerine, ABD, Celalabad ve Host’taki kampları bombalatmış, Taliban’ın ülkesindeki varlıklarını dondurmuş, ticari ve ekonomik yaptırımlar uygulama kararı almış, uçuş yasağı getirmiştir. Taliban’ın ABD’nin taleplerini geri çevirmesi ve akabinde yaşanan 11 Eylül saldırıları üzerine Bush, Usame Bin Ladin ve örgütü El Kaide’yi, ayrıca örgütü barındıran ve destekleyen ülke olarak Afganistan’ı sorumlu tutmuştur. Bu gelişmeler sonucunda, ABD yanına İngiltere’yi de alarak 2001 yılında Afganistan’a “Sonsuz Özgürlük Operasyonu” olarak adlandırılan askeri bir harekat düzenlemiş ve müdahalesini BM, NATO, AB gibi uluslararası ve ulus üstü kuruluşların desteğiyle kısmen pekiştirmiştir.
 
Obama ve Afganistan Öncelikle şu soruyu sormak gerekir; Afganistan niçin ABD için önem teşkil eder? Sorunun cevabı, Amerikan Jeolojik Araştırmaları Merkezi’nin (USGS – U.S.GEOLOGİCAL SURVEY) raporunda gizlidir. “Ülkenin kuzeybatısında zengin petrol ve doğalgaz rezervleri vardır. 1.6 milyar varillik petrol - 120 milyar dolar, 445 milyar metreküplük doğalgaz - 100 milyar dolar.” Diğer bir ifadeyle, Afganistan’ın enerji kaynakları açısından zengin olması ve Rusya-Çin-İran ekseninde enerji koridoru olarak yer alması ilgiyi üstüne çekmesinin temel nedenidir. ABD, 2001 yılından bu yana, Afganistan’da terör odaklarını temizleyerek gayri meşru Taliban yönetimini ortadan kaldırmak ve merkezi otorite boşluğunu dolduracak şekilde tüm kurum ve kuruluşlarıyla etkin bir devlet oluşturmak için çaba sarf etmektedir. Ancak bu çabaların, mevcut durumda yetersiz kaldığı aşikardır. Öncelikle, Afganistan büyük kara yolu üzerinde bir köprüdür ve Orta Asya’nın giriş kapısıdır. Bu durum, Afganistan’ın terör eylemleri ve uyuşturucu ticaretini kolaylaştırmakta, mücadeleyi zorlu kılmaktadır. Diğer yandan, Taliban’ın bölgedeki etkinliği halen devam etmektedir. FBI raporuna göre Taliban bölgede, %90 oranında başarı sağlamıştır. Ayrıca etnik ve İslami görüş farklılıkların bulunduğu gruplar arası çatışmalar halen devam ettiği için ulus devlet inşası ve ulusal ordunun tesis edilmesi son derece zor gözükmektedir. Sonuç itibariyle, 2001 yılından bu yana Afganistan topraklarında fiilen bulunmasına rağmen, ABD istediği ilerlemeyi kaydedememiştir.
 
ABD’nin yeni başkanı Barack Obama’nın selefi George Bush’tan farklı bir politika izlemesi ve başarıya ulaşması mümkün müdür? Genel çerçevede değerlendirdiğimiz zaman Bush’un Büyük Ortadoğu ve Irak üzerine yoğunlaştığını, Obama’nın ise Orta Asya- Afganistan ve Pakistan üzerinden politika ürettiğini söyleyebiliriz. Temelinde her iki önermenin birbirinden çok bağımsız olduğunu söylemek yanlış olacağı gibi, Obama’nın küresel stratejiyi farklı bir bütün üzerinden ele aldığı söylenebilir. Şüphesiz ABD’nin terörizmle mücadele politikasını yerle bir eden Bush’un bıraktığı tahribatı toparlayıp, yeni dönemde farklı bir strateji izleyecek olan Obama, terörle mücadelede Amerikan prestijini yeniden inşa etmeyi amaçlıyor. Bu bağlamda, Afganistan’daki NATO varlığı ve çok uluslu bir askeri desteğin mevcudiyeti, ABD’nin terörizmle mücadele politikasını tekrar yörüngesine oturtacak ve bölgede sarsılan prestijini kazanmasını sağlayacaktır. Obama, Bush’un Irak’ta yaptığı hataları, Afganistan’da yapacağı düzenlemelerle telafi edecek ve böylece yine yeniden uluslararası toplumda ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek ‘meşruiyet’ zemini oluşturabilecektir.
 
ABD’nin 2009 Afganistan Raporu ve Seçimler
 
ABD Kongresine sunulan 2009 Afganistan raporunda 4 ana stratejik hedef belirlenmiştir. Bu hedefler; Afganistan’ın teröristler için güvenli bir sığınak olmasını engellemek, başarılı bir özel sektör ekonomisi ile ılımlı ve demokratik bir Afganistan yaratmak, içte ve sınırlarda etkili olabilecek bir hükümet oluşturmak ve son olarak insan haklarına saygının yerleştirilmesi olarak tanımlanmıştır. Bunun yanında ABD, son zamanlarda yürütmekte olduğu “Temizle, Kontrol Altında Tut ve Yapılandır (Clean, Hold, Build)” stratejisine daha fazla önem vermektedir.
 
Afganistan halkı 20 Ağustos 2009’da başkanlık seçimleri için sandık başına gitmiştir. Bu seçim ABD işgalinin başladığı 2001 yılından bu zamana kadar geçen süre içerisinde gerçekleştirilmiş olan ikinci başkanlık seçimidir. Afganistan’da serbest ve adil bir seçimin gerçekleştirilmiş olması hem komşu ülkeler hem de Orta Asya ülkelerinin güvenliği ve istikrarı için oldukça önem taşımasına rağmen beklenen gerçekleşmemiş, seçim dönemi sancılı bir sürece dönüşmüştür. Seçimde usulsüzlük yapıldığı iddiaları nedeniyle Karzai’nin galip geldiği yönündeki sonuçlara gölge düşmüş ve itirazlar yükselmiştir. Üç üyesi BM tarafından diğer iki üyesi ise Afgan Yüksek Mahkemesi ve Afgan Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu’nca atanan Bağımsız Seçim Şikayet Komisyonu’na seçim sonrası süreçte toplamda 2000’in üzerinde yapılan şikayetler karşısında Komisyon oyların % 12 sinin yeniden sayılması kararını vermiştir. Ancak beklenen sonuçlar Komisyon’un açıklamasına göre birtakım teknik nedenlerden dolayı ertelenmiştir. Daha sonra yapılan açıklamada seçimlerde hile ve usulsüzlük yapıldığının kesinleşmesi üzerine Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin oy oranının düşeceği ve ikinci tur seçimlerin zorunlu hale geleceği bildirilmiştir. Bu durumdan oldukça rahatsız olan Karzai’ye yönelik yapılan baskılar sonucu Karzai, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’a ülkesindeki yasalara uyacağına dair güvence vermesi uluslararası kamuoyu tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Ancak ABD işgali ile başlayan düzensizlikler seçimlerin adil bir şekilde yapılamaması ile iyice su yüzüne çıkarak kurulmaya çalışılan ulus devletin Afganistan’da daha uzun süre rayına oturamayacağının en açık göstergesi olarak değerlendirilebilir.
 
(Merve Seren, Orta Asya Masası, Asistan, 22.10.2009)
 



ORTA ASYA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya