Balkanlar’da Füze Savunma Sistemi
Barack Obama başkanlığındaki ABD yönetimi, eski başkan George W. Bush döneminde karara bağlanan ve Rusya’nın tepkisini çeken Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne balistik füze savunma sistemi kurma planından vazgeçti. Obama’nın, Avrupa daha “esnek, verimli, kaliteli, akıllı ve hızlı” bir füze sistemine ihtiyaç duyulduğu açıklaması Varşova’yı kızdırmıştır. Varşova yetkililerine göre ABD’nin bu tutumu, Polonya’yı kendi çıkarları için kullandığı gerçeğini tekrar ortaya çıkarmıştır. Ancak diğer yandan Polonya Başbakanı Donald Tusk, Polonya’nın ABD’nin “terörle mücadele” merkezi olmaktan çıkmasından da üzüntü duymaktadır. Tusk Washington’un bu kararının iki ülke arasındaki ilişkilerini etkileyeceği endişesini ortaya koymuştur. Obama ise, bu kararın iki ülke arasındaki ilişkilerle ilgisi olmadığını ifade etmiştir.
Pentagon generallerinin açıkladığı gibi Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nin yerine füze savunma sistemi için alternatif çözümler üretilmeli. Bu yeni füze savunma sisteminin hem ABD’yi hem de Avrupa’yı savunması gerekmektedir. Bu yüzden de artık Polonya’ya gerek duyulmamaktadır. ABD, bu kararı almadan önce başka çözümler de düşünmüştür. Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde bulunan Amerikan üslerinin muhtemel alternatifleri: İsrail, Türkiye ve Balkanlar’dır. Pentagon, füzelerini denizden karaya nakletmek istemektedir. Bu da İsrail, Türkiye ve Balkanlar’daki üslerini kullanacağını anlamına geliyor.
Balkan ülkeleri açısından bu tip uzlaşmalar önem arz etmektedir. Çünkü bu durum onların NATO’ya üye olma ihtimalini yükseltecektir. ABD’nin, Balkanlar’da iki önemli ve büyük üssü vardır: Kosova’daki Bondsteel Camp ve Bosna-Hersek’in Tuzla şehrindeki büyük üs. Bağımsızlık sürecinde Kosova’ya en büyük desteği veren ABD’nin, bu ülkenin siyasetinde belirleyici rolü bulunuyor. Coğrafi açıdan Balkanlar’ın ABD’ye en yakın ülkesi, Kosova. Amerika’nın bu anlamda Kosova’ya vereceği önem, Balkanlar ve özellikle Kosova için çok anlamlı. Böylece bir yanda Amerika’nın Akdeniz bölgesini kontrol etme durumu söz konusuyken diğer yandan da Kosova üzerinde yapılacak kamusal yatırımlar arttırma eğimi gösterecektir. Bu durum sadece Kosova’nın ekonomisini etkilemeyecek aynı zamanda bağımsızlığın yeni kazanan Kosova’nın, dünya gücü olan ABD tarafından desteklenmesi gelecekte diğer ülkelerdeki statü meselesinin (Kosova’nın bağımsızlığı birçok ülke tarafından tanınmamaktadır) daha çabuk çözülmesini sağlayacaktır. Sonuç olarak, her ne kadar hızla küreselleşen bir dünyada yaşasak da, uluslararası arenada “güç dengesi” kavramıyla tekrar yüz yüze gelmekteyiz. Bu yüzden de uluslararası aktörler, hegemon güç olan ABD’nin gerçek niyetlerini bilse de, her zaman onun müttefiki olmaktan yana bir tavır sergilemektedir.
(Erjada Progonati, AB-Balkanlar Masası, Kıdemli Asistan, 18.09.2009)