Giriş:
Başkan Obama öncesi Türk-Amerikan ilişkilerinde bir kırılma noktası yaşandığını kabul etmek gerekmektedir. George W.Bush’u iktidara taşıyan ve Amerikan yönetim sistemine hâkim olan neo-con lobisinin etkisiyle girişilen Irak savaşının etkisiyle Amerika’nın bu dönemde birçok Avrupalı müttefikiyle arası açılmıştır.[1]Irak savaşının başlangıcında Türkiye’nin 2003 yılında Amerikan askerine kendi ülkesi üzerinden geçit vermemesi ve Irak işgali konusunda aslında tam bir anlaşmanın olmaması Türk-Amerikan ilişkilerinde güvensiz bir ortamın doğmasına yol açmıştır. Bu gün hala anlaşılamayan ve devlet arşivlerinin açılması sonucu bazı noktaların belirleneceği hususlar vardır. Örneğin, Amerikan ordusunun Türkiye üzerinden Irak operasyonunu yapması durumunda Amerika’nın Kürt kartını Türkiye’ye bırakıp bırakmayacağı veya lobinin baskısıyla her halükarda Kürt kartını oynayıp oynamayacağı konusundaki spekülasyonlar ve tereddütler vardır. Tereddütlerin sebebi aslında Amerika’nın Irak’a girmesinin asıl nedeni söylendiği gibi petrol alanlarını denetlemekten çok İsrail-Filistin çatışmasını çözmek, Filistinlilerin dayandığı siyasal alanları çökertmek ve Ortadoğu’da bir Kürt Devleti kurarak çatışmaların ağırlığını İsrail üzerinden bu bölgeye kaydırmak iken, Amerika ve lobi, Türkiye’nin bu bölgede başat bir rol almasını ve Kürt sorunu yeni dengeler içinde kendine göre çözmesine yeşil ışık yakar mıydı sorusudur? Ortadoğu sorunlarını yarım yamalak bilen herkesin dediği gibi Petrol Amerika’nın en önemli sorunu değildi. Eğer olsaydı şimdiye kadar çözemediği Irak sorunu için bu kadar para ve asker kaybetmeden, kendi kurdurduğu yönetimle özel enerji anlaşmaları yapıp ülkesine geri gidebilirdi. O dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in, ben Batıya petrol satmayacağım diye bir sözü ve davranışı olmamıştı.
Irak, Kürt Sorunu ve Açılımın Konjonktürü
Amerika’nın Irak’ta ayakta kalabilmek için Kürt kartına tutunması, Barzani’yi Irak bölge başkanı yapması, Talabani’yi Irak Cumhurbaşkanlığına getirmesi Türkiye’yi çok ilgilendirmemekle birlikte Irak’ın Kuzeyindeki dağlara yerleşmiş olan PKK’ya karşı en ufak bir harekette bulunmaması; Türkiye’nin Irak’ta bulunan PKK’ya karşı giriştiği operasyonları kısa tutması için tavsiyeleri, her sene gündemi gelen Ermeni sorunu, Türkiye’de aynen Avrupa ülkelerinde olduğu gibi anti-amerikanizm cereyanlarını arttırmıştı. Türkiye her gelişmekte olan ülkede olduğu gibi büyük değişimlerin olabileceğine inanmadığı için Afrika kökenli, siyah Barack Obama’nın iktidara gelişini pek algılayamamıştır. Oysa,eski Başkan baba Bush döneminin CİA başkanı olan ,oğul Bush ve Obama döneminde Savunma Bakanlığını devam ettiren Robert Gates daha 2007 yılında Georgetown ve Kansas Devlet Üniversitelerinde yaptığı konuşmalarda Amerika’nın Asya’ya önem vermesi gerektiğini,Asya antropolojisinin önemli olduğunu ve askeri dış politika yerine ‘yumuşak güç’ olarak nitelendirilen siyasi,diplomatik,ekonomik,kültür politikalarının öne çıkacağını,söyleyip mali destek arıyordu.Hatta,2003 yılında George Bush’la Irak savaşında zafer ilan edenlerden biri olan ,2004’den sonra dışişleri bakanlığına getirilen Condoleezza Rice daha 2005 yılında yaptığı konuşmalarda “yumuşak güç “ kullanımı ve Asya’nın önemi konusunda Robert Gates’in söylediklerini kısmen tekrarlıyordu.[2]Amerika’nın Neo-con lobisinin baskısıyla sürdürdüğü Irak ve Afgan çatışmaları onun batık askeri harcamalar nedeni ile ekonomisini zora sokmuş hırslı Amerikan bankacılık sistemi ise tasarruf eksikliğinde gerçek varlığı olmayan karmaşık para ve kredi sistemleri yaratmıştı.Oysa,Amerikan dışişleri ve Savunma bakanlarının konuşmalarından ve demeçlerinden Amerika’nın Irak savaşında aşırı hırpalandığı anlaşılıyordu.Barack Obama iktidara gelinceye kadar Amerika,Türkiye’nin kendi çıkarları açısından önemli olan Suriye ve İran’la yakın ilişkiler kurmasına da karşı çıkmıştır.Türkiye’nin Arap dünyası ile yakın ilişkilere girmesi,1991 Irak savaşıyla kendisine kapanan Ortadoğu pazarında bir yer tutmağa çalışması ve dostane girişimleri lobi ve dolaysıyla Amerika tarafından şüphe ile karşılanmıştı.George Bush’un döneminin sonlarında Amerika, Batılı müttefikleri Fransa ve Almanya ve Doğu’ya kaymasından çekindiği Türkiye’yi tekrar kazanmak için yeniden düşünmeye ve hamlelerini hesaplamaya başlamıştı.
Bu düşünce tarzını hemen 2008 yılında, Philipp Gordon ve Brookings Enstitü tüsünde çalışan Ömer Taşpınar birlikte yazdıkları bir eserde görmek mümkün. Bu iki yazar; Amerika’nın Kürtlerle olan ilişkileri, terörist tehditler, Avrupa Birliğine giriş ümitlerinin çöküşü, asker-sivil gerilimi, Ermeni sorunu gibi sorunların Türkiye’de anti-Amerikanizmin yükselmesine neden olduğunu sorunun çözülmesi için hak ve özgürlüklerin gelişmesi açısından Türkiye’ye daha çok destek verilmesini, Ermenistan’la büyük bir pazarlığın başlatılmasını, Kürt konusunda çözüm için destek vermeyi ve Kıbrıs Türkleriyle ilişkiye girmeyi öneriyorlardı.
[3]Bu iki yazarın ardından Amerikan Dış işleri bakanlığının Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu bakan yardımcısı Maathew Bryza, Turgut Özal hatırasına Washington’da yapılan bir konferansta; Türkiye’nin etkisinin Pakistan, Afganistan, Orta Asya, Kafkas ve Balkanlara ve hatta Berlin’e uzandığını,2003 yılından itibaren bazı sorunlar yaşandığını ancak Kafkaslardaki işbirliği sonucu Bakü –Ceyhan boru hattının yapılmasıyla stratejik ortaklığın gerçekleştiğini belirtiyordu. Bryza’ya göre çok kimlikli Türkiye,Balkanlardan Asya’ya kadar Amerika’nın anahtar Atlantik ortağı idi.
[4]George Bush’un yerini bir başkasına bıraktığı dönemde diğer Amerikan düşünce kuruluşlarında çalışan Türklerden benzeri tavsiyeler Washington’daki yönetime akmaya devam etmiştir.Örneğin,Washington Near Esat Policy Enstitüsünde çalışan Türkiye araştırmalarının başında bulunan Soner Çağaptay,Amerika’nın Türkiye’yi kaybetme lüksü olmadığını belirterek,Ankara’nın Iran,Suriye ve Irak’la sınırları olduğuna,Afganistan operasyonları için ana üs durumunda bulunduğuna dikkati çekerek şu tavsiyelerde bulunmaktadır;1999’daki,büyük depremden sonra Bill Clinton’ın ziyareti Türkiye’de olumlu bir hava doğurmuştur;hiçbir Amerikan başkanı Ermeni soykırımından söz etmemiştir;Türk-Amerikan ilişkileri analizleri Türkiye’nin Ermenistan’la görüşmelere başlamasını ve sınırları açmasını önermektedirler.Obama,’soykırım ‘sözcüğünü kullanmazsa Türkiye Ermenistan’la barış adımları atabilecektir;Amerika’nın PKK’ya karşı verdiği destek Türk askeriyesinin üst kadrolarını etkilemekle birlikte geniş orta rütbeli kesimleri yanına çekmek için daha fazla çaba göstermelidir.NATO’nun rolünün vurgulanması ve Türk dış politikasındaki öneminin ortaya çıkarılması bu rütbeleri kazanmak için şarttır;Türkiye’nin Avrupa Birliği amacı desteklenmelidir;Türkiye’ye herhangi bir Müslüman ülke olarak davranılmamalıdır;askeri ilişkilerin yanında ikili ekonomik ilişkiler kurulmalıdır.
[5]
Gerçekte bir yazarın belirttiği gibi Başbakan Erdoğan’la George Bush’un 2007 Kasımında Beyaz Saray buluşması Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir şafağın başlamasına yol açmıştır.[6]Bu tarihten itibaren Amerika Türkiye’ye PKK üzerinde daha etkin bilgi vermeye başlamış ve Irak’ın toprak bütünlüğü hususunda garantiler vermiştir. Dikkat edilecek olunursa 2007 yılı Amerika’nın Irak’ta yenilgisini anladığı ve eski müttefiklerine yeniden Irak’ta ve Afganistan’da gereksinim duyduğu devreye rastlamaktadır.
Obama Dönemi
Obama dönemi Amerika’nın Batılı müttefikleri,Rusya,Çin,Müslüman dünyası,Latin Amerika ve Afrika ve nihayet Türkiye için büyük ümitlerin bağlandığı bir dönemin başlangıcı olmuştur .2008’de başlayan Amerika’nın Irak’tan çıkma planı aynı senenin geriden gelerek Kasım ayında patlayan ekonomik kriz ile daha kesin bir durum almış ve Obama yönetimi 2011 yılında Irak’tan çıkma kararı vermiştir.Bütün dünyanın algıladığı olay Ortadoğu çatışmalarının,aşırı İslami akımları doğmasına neden olan İsrail-Filistin sorununun Obama hükümeti tarafından artık çözülmesi olmuştur.Clinton döneminde olduğu gibi İsrail ve Filistin üzerinde gerekli baskılar kurularak pazarlıkların başlaması ve bu defa sonuca gidilmesi beklenmiştir.Obama’nın iktidara gelmesinden memnun olmayan tek ülke İsrail olmuştur.
Bir yazara göre sekiz aydır iktidarda bulunan Obama’nın Ortadoğu politikası tutanağı hiç etkileyici olamamıştır. Yazara göre Araplar “yumuşak güçten” anlamamakta, bölgede güç kullanma ve korkutma empati ve aşktan daha etkili bir rol oynamaktadır.[7]
Obama’nın yönetime gelmesi ve yönetimi ele alma çabalarının henüz başlarında İsrail bir askerinin kaçırılmasını ileri sürerek Hamas Örgütünün etkin olduğu Gazze bölgesine büyük bir cezalandırma hareketi düzenlemiş, Cenevre Antlaşmaları Çatışma Kurallarını ve insancıl hukuku ihlal eden bu çatışma sırasında Obama sesini çıkaramadığı gibi ve çatışmayı durdurmak için, kendi Gazze’deki merkezleri bile bombalanan, Birleşmiş Milletler çok geç harekete geçebilmiştir.
Türkiye’nin bu dönemde seçilmiş bir siyasi parti durumunda bulunan Hamas’ı Türkiye’de kabul etmesi ve Hamas yöneticileriyle görüşmeleri İsrail ve Amerika tarafından hoşgörü ile karşılanmamıştır. Zaten, Türkiye’nin Suriye ve İran’la kendi ulusal çıkarları için dostane ilişkiler içinde olması da bu iki yönetim tarafından kuşku ile karşılanmıştır. Hegemon bir dış siyaseti bütün liberalleşme çabalarına karşın değiştirmeyen Amerika’nın desteği, Türkiye’nin Irak yönetimi ve Irak’ın Kuzeyindeki Barzani yönetimi ile yakın ilişkiler kurulması, PKK saldırılarına karşı Kuzey Irak dağlarına müdahale yerine sorunları Irak ve Irak’ın Kuzeyindeki Barzani ve Amerikan işgal güçleriyle birlikte çözme çabalarına önem verilmesi yönünde olmuştur. Türkiye bütün psikolojik baskılara rağmen Suriye, Irak ve İran’la ilişkilerini geliştirmiş, Kürt alanını çevreleyen ülkelerle 1937 Sadabad Paktında olduğu gibi yakın ilişkiler kurmuş ve Irak’ın Kuzeyi dahil Ortadoğu’da yeni ekonomik alanlarına kavuştuğu gibi yeni enerji kaynakları konusunda yeni imkanlara kavuşmuştur. Türkiye, Obama döneminde daha önce başlattığı barış girişimlerine devam etmiştir. İsrail ve Suriye arasında barış girişimlerine İsrail’in güveni Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta yapılan bir açık oturumda İsrail’in Gazze’deki tutumunu kınaması üzerine sarsılmıştır. Hatta, yeni dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun İsrail ve Hamas’ı ziyareti ,İsrail’in Hamas üzerindeki hassasiyeti yüzünden iptal edilmiştir.Türkiye,”komşularla sıfır sorun” politikasına uygun olarak gerek İsrail’in bu tutumuna karşı gerekse Suriye- Irak arasında iyi niyetli arabulucu çabaları gösterirken Mısır’ın rekabetçi davranışına karşı izlediği politikada herhangi bir alınganlığa yer vermemiştir.Oysa,Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin ,Musevi asıllı Güney Afrikalı yargıç Richard Goldstone’a hazırlattığı raporda,Goldstone,İsrail’in savaş sırasındaki sivillere karşı suçlarını,uluslar arası hukuka karşı tutumunu altı yüz sayfalık bir raporla ortaya dökmüştür.Goldstone,İsrail’e atılan roketler için Hamas’ı da suçlamıştır.[8]Amerika’nın Birleşmiş Milletler deki temsilcileri rapordan memnuniyetsizliklerini belirtmelerine rağmen ,bazı dış politika analizcileri Amerikan’ın bu rapor karşısındaki tutumunun,Türkiye ve Mısır ziyaretleri sırasında İslam ülkelerine yönelik barışçı ve olumlu yaklaşımının etkilerini,silebileceği görüşünde birleşmektedirler.[9]Güçlü lobiciliğin etkili olduğu ve Amerikan Başkanının dahi lobi kalkanını aşamadığı bu ülkenin tavrının değişeceği beklenmemektedir.
İsrail’i rahatsız eden Obama yönetiminin belki lobi olmaksızın hararetle kabul edeceği husus Türk-İran ilişkilerinde sağlanan gelişmelerdir. Türk devlet adamları İran’a yaptıkları ziyaretlerinde Batının sorunlarını İran’a aktarmış ve sorunların çözümü için yardımcı olmak hususunda çaba göstereceklerini belirtmişlerdir. Öte yandan, Türkiye, Amerika’nın Irak’tan çekilme çabaları içinde olması kendisine benzer sorunları olan İran’la yakınlaşmasına yol açmıştır.İran ,Amerika’nın nükleer enerji üzerindeki baskılarının yanında PKK’nın İran’la çatışan PJAK koluyla mücadele etmekte ve Türkiye gibi Kuzey Irak dağlarını zaman zaman bombalamaktadır.Türkiye,İran’dan gaz almakta ve ticaretini geliştirmeye çalışmaktadır.Öte yandan Türkiye’nin İran’ın uzun menzilli füze geliştirmelerinden herhangi bir korkusu yoktur.İran’ın nükleer silah geliştirme konusunda Batılı ülkelerin yoğun propaganda ve çabalarına inanmış gözükmek zorunda kaldığını söylemek gerekmektedir.Obama yönetiminin Afganistan savaşında Rusya’yı yanında tutmak ve İran’a yeni yaptırımlar uygulamak için daha önce Polonya’ya füze Çek Cumhuriyetine radar istasyonlarını değiştirme kararı,Rusya-Amerika arasındaki dostane ilişkilerin gelişmesinden karlı çıkan Türkiye’yi sevindirmiştir.Ancak,Obama yönetiminin İran füzelerini henüz çok katmanlı bir durumda iken çıkış noktasında yakalamak için geliştirdiği stratejide Patriot füzelerinin İran yakın mahallere yerleştirileceği haberinden sonra Türkiye’nin Patriot füzelerini alacağının Pentagon tarafından duyurulması şaşkınlık yaratmıştır.Türkiye üzerinde uzman olan bir Amerikalı stratejist;İran füzelerinin Doğu Akdeniz,Körfez ülkeleri Güney Avrupa ve özellikle Türkiye’yi vurabileceğini belirterek,İran ve Suriye’nin füze sistemlerine karşı uzun zamandır füze sistemlerini geliştirmeye çalışan Türkiye’nin başlangıç yatırımı ı milyar dolar olmak üzere Amerikan PAC-3 Patriot füzeleri almasının faydalarını saymakta,füzelerle birlikte hava savunma radarlarının verileceğini belirtmektedir.[10]Türkiye dostane ilişkiler içinde bulunduğu İran’ı incitmemek için füzelerin mobil olduğunu ve düşmanlık nereden gelirse o bölgeye taşınacakları gibi düşünme kabiliyeti olan herhangi bir stratejisin gülümseyerek bakacağı fikirler ileri sürmek zorunda kalmıştır.
Afganistan Sorunu
Türkiye’nin önemini arttıran diğer bir husus Amerika’nın Afganistan’da müttefiklere olan ihtiyacıdır.Sekiz senedir Afgan dağlarında olup olmadığı belli olmayan terörist Usame Bin Ladin’in arayan Amerika daha sonra teröristleri yakalama operasyonunun yanında Birleşmiş Milletlerin kararıyla bölgesel savunma örgütü NATO’yu Afganistan’a sokmuş ve Taliban’a karşı bir savaş başlatmıştır.Bu savaşı meşru kılmak için Afganistan’a demokrasi getirme çabalarına girişmiş ve kendi seçtiği eski bir Amerikan bankası yöneticisi olan Afgan Başkanı Karzai’yi seçimde devirip yerine kendi tercih ettiği bir Tacik asıllı lideri iş başına getirmek için yoğun çaba göstermiştir.Türkiye 2003 yılından beri Almanya’nın Afgan bölgesinde Amerika’nın yanında Afganlılara karşı yoğun bir bakım,destek ve eğitim çalışması yapmış Afganistan’daki herkesin sevgisini ve saygısını kazanmıştır.Amerikan “yumuşak gücünü” kullanarak Afgan sorunu çözmek isteyen ve generallerinin AfPak denilen Pakistan’ında dahil olduğu savaşı kazanmak için askeri güç istemlerine direnen Obama,herhalde Türkiye’nin başarılarını dikkate almıştır.[11]Herkes ,Amerikan yönetimine savaşı kaybetmekte olduğunu söylerken Obama,Avrupalı müttefiklerinden sorunları çözmek için Amerika’nın yalnız bırakılmamasını isteyecek kadar inanılmaz bir tutum izlemiştir.Atlantik ittifakının Avrupalı üyeleri Amerikan lobileri ve Irak’tan sonra kaybedilmekte olan Afgan savaşında asker kaybetmek istememektedirler.Türkiye’de çatışmalara girmemek kaydıyla Afganistan’daki askeri kontenjanını arttırmak durumundadır.
Afganistan hususunda Türkiye’nin kazancı Amerika’nın Asya’da Türkiye’ye ve Orta Asya Türk devletlerine gereksinme duymasıdır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açıkladığı gibi yakında Orta Asya Türk Devletleri ile içinde tarafların resmi memurlarının görev alacağı bir yapılanmaya gidilmektedir. Bu yapılanmayı Afganistan’da başarısız olan Amerika’nın desteklemesi beklenmektedir.
Ermeni Sorunu
Yukarda belirttiğimiz gibi kendisine tavsiye edildiği biçimde ilk ziyaretini Türkiye’ye yapan ve İslam dünyasına ilk olarak Türkiye’den elini uzatan Obama, Ermeni ve Kıbrıs sorunlarının çözülmesini istemiş ve DTP lideri Ahmet Türk ile de görüşmüştür. Obama ülkesine döndüğünde “soykırım” sözcüğünü ağzına almamış ve benzer bir terim olan fakat hukuksal niteliği bulunmayan “büyük felaket” sözcüğünü kullanmıştır. Politikalarını Asya’ya kaydırmak ve enerji hatlarını Kafkaslardan geçirerek Avrupa’ya yönlendirmek isteyen Amerika için gelecekte Asya’da önemli bir rolü olacağını düşündüğü Türkiye ile aralarında sorun yaratan Ermeni sorunu baskısını kaldırmak ve enerji yollarını açmak isteği ile gene yukarda belirttiğimiz gibi çözüm için diplomatik girişimlerin başlamasını desteklemiştir.[12] İzlenen “komşularla sıfır sorun” politikasına uygun olarak Ermenistan sorununu çözmek ve enerji yollarına açılan kapıyı genişletmek ve Avrupa Birliğine olumlu bir mesaj göndermek Türkiye’nin işine gelmiştir.Öte yandan,1957’den beri Beyrut’tan başlayarak Ermeni diasporasını soykırım konusunda ayaklandıran ve Karabağ’ı Taşnaklara teslim eden Rusya’nın
Türkiye ile enerji ve dış ticaret konusunda yoğun ilişkileri nedeniyle Türkiye’ye karşı güveni artmıştır.Gürcistan olayları sırasında Türkiye’nin ortak çaba arayışı,Montreux Boğazlar Sözleşmesinden taviz vermeyişi Rusya’nın Ermeni kartına olan gereksinimini azaltmıştır.Nitekim,Rus dışişleri sözcüsü Andrey Nesterenko,protokoller için; imza doğru yönde atılmış atılmış bir adım,açıklamasını yapmıştır[13]
Bu konjonktürde Cumhurbaşkanı bir futbol maçı için Ermenistan’a gitmiş ve Cenevre’de yapılan gizli görüşmelerde Ekim ayı içinde imzalanması beklenen protokoller ortaya çıkmıştır.[14]Ermeni diaspora’sı Türkiye’nin Azerbaycan’ı gözaltı etmemek için Karabağ sorununu çözmede ısrarlı olması ve-bütün enerji hatları Türkiye’ye Azerbaycan üzerinden geliyor ve Azerbaycan kardeş bir Türk devleti olarak kabul görüyor-1921 Kars Antlaşmasına göre sınırların kabulü konusunda kararlılığına ve “ı915 olaylarının” bir tarih komisyonunda incelenmesine karşı çıkarak Ermenistan Başbakanı Sarkisyan’ı “Ermeni davasını” satmakla suçluyor ve gösteriler yapıyor.Türkiye çok iyi bir manevra ile Zürih’te imzalanması beklenen protokollerin imzasına Minsk grubunda yer alan ve diasporanın gücünü aldığı Rusya,Fransa ve Amerika gibi ülkeleri çağırmış bulunuyor.
Anlaşmanın imzalanmaması durumunda Kıbrıs’ta olduğu gibi Ermeni devletinin barışa karşı tutumu nedeniyle uluslar arası toplumdaki “soykırım” barışlarına artık önem verilmeyeceği ve kimliklerini korumak için başka bir yol bulmak zorunda kalabilecekleri düşünülüyor. Oysa bir yazarın belirttiği gibi Dağlık Karabağ’ın coğrafyası enerji hatlarının geçişine elverişli bulunmamakta ve ekonomik olarak geleceği pek parlak gözükmemektedir. Fazladan Ermeni işgalinin Uluslar arası Hukuku ihlali bu devletin sırtında sürekli bir yük olarak kalacak gibi gözükmektedir. Rusya’nın değişen konjonktür içindeki tutumu, yeni ulaşım yollarının yapılmağa başlanması protokollerin imzalanması konusunda ümitleri arttırmaktadır.[15]
Kıbrıs Sorunu
Avrupa Birliğine üyelik konusunda, Türkiye’nin Batıdan kopmaması için, Türkiye’yi desteklemesi önerilen Amerika bu konuda Türkiye’yi desteklemektedir. Ancak, Türkiye’nin Avrupa Birliği yolundaki en önemli engellerden biri Yunan ve Rum vetosuna tabi olabileceği Kıbrıs sorunu olmuştur. Her ne kadar Başkan Obama Türkiye’yi ziyareti sırasında Büyük Adada bulunan Ruhban okulunun açılması gerektiğini söz konusu etmişse de eski Yunan hükümetinin ve Güney Kıbrıs lideri Hiristofyas’ın tutumları nedeniyle Kıbrıs konusunda bir çözüme varılamamıştır. Çözümsüz tutumlar Kıbrıs Türklerinin ve Türk hükümetinin sabırlarını taşırmış ve statüko korunması konusunda fikirler beyan edilmeğe başlanmıştır. Yunanistan’da yapılan seçimlerde Yorgo Papandreu hükümetinin iş başına gelmesi ve Papandreu’nun aynı zamanda dışişleri bakanı olarak ilk ziyaretini Türkiye yapacak olması ümit verici gözükmüştür. Kilise önünde İncil’e el basarak hükümetini takdis eden Papandreu hükümeti ‘nin Kilise’nin baskısı aşıp aşamayacağı tartışılır bir husus olarak önümüzde durmaktadır. Belki, Batı politikalarında Asya’ya kayış, Türkiye’nin öneminin artması, Yunanistan’ın ekonomik durumu, Ege’nin bir turizm ve ticaret gölü haline getirerek çok kültürlü bir yaşama geçilmesi isteği Kıbrıs sorunu konusunda ümit uyandıran unsurlar olarak belirmektedir. Ancak kendi basınlarında Amerika’nın kızı ve oğlu olarak nitelendirilen Alman Şansölye Angela Merkel ve Sarkozy’nin [16]Amerikan baskılarına rağmen Kıbrıs ve Ermeni sorunları çözülse bile Türkiye’nin üyeliğine karşı yeni nedenler bulmaları ise muhtemel gözükmektedir. Cumhurbaşkanı Gül’ün haklı olarak, demokratik gelişmemizi ve kalkınmamızı devam ettirdikten sonra belki Norveç gibi bizde Avrupa’ya girmek istemeyiz, demesi Türk halkının reaksiyonunu açıkça yansıtmaktadır.
Sonuç
Türkiye uluslar arası alandaki değişimler yanında kendi çıkarları doğrultusunda, bazı eleştirilere karşın, izlediği dış politika ile kendisine olumlu bir ortam sağlamış gözükmektedir. Gözükmektedir dememizin nedeni çok çabuk değişen uluslar arası ortamın ve doğacak yeni konjonktürlerin yaratacağı risklerde vardır. Orta boy bir devletin büyüme sancıları içinde ne kadar risk alabileceğini dış politika uzmanları tabiî ki tartışacaklardır. İş ortamında olduğu gibi risk almadan kazanç sağlamak mümkün olmamaktadır. Ancak her zaman olduğu gibi şansında yardımı çok ince düşünülerek alınan kararlarda dahi gerekli olabilmektedir. Türkiye’nin açılımlarının sonuçlarını olumlu sonuçlar vermesi beklenerek tekrar gözlemci konumumuza geri dönüp beklemeye geçiyoruz.
(Prof. Dr.Hasan Köni, SDE Yönetim Kurulu Başkanı)
[1] George Bush’un Neo-con lobisi tarafından iktidara getirilişinin arka yüzünü ve Amerika’ya etkileri için bkz:Russ Baker,Family of Secrets;The Bush Dynasty,The Powerful Forces That Put İt in The White House,and What Their İnflunece Means For America,Bloomsbury Pres,New York,2009.
[2] Condoleezza Rice speech at the University of Alabama,22 October 2005.
[3] Bkz.:Philipp H.Gordon and Omar Taspınar,Winning Turkey:How America,Europe and Turkey Can Revive Partnership,Brookings İnstitution Press,Washington DC.,Ekim 2008.
[4] Matthew Bryza,”Ninth Turgut Özal Memorial Lecture:İnvigorating the US-Turkey Strategic Partnership”,Twe Washington İnstitute,8 Haziran 2008.
[5] Soner Çağaptay,”Obama İn Turkey:Enticing Ankara Westward”, Policy Watch 1502,The Washington İnstitue,2 Nisan 2009.
6 Sinan Ülgen,”In Search of Lost Tıme:Turkey-US Relations after Bush”,Center on the United States and Europe at Brookings,Washington DC,19 Şubat 2009.
[7] Efraim İnbar,”Obama and the Middle East”,Begin-Sedat Center Perspectives Papers No.91,Eylül 24.2009.
[8] Roane Carey,”Devastating Report Documents İsraeli Crimes Against Civilians in Gaza:Where is the Outrage?”,The Nation,26 Eylül 2009.
[9] Ian Williams,”Doeas a the “Goldstone Report” Stand to Reconfigure the Us’s Israel Policy?”,Foreign Policy in Focus,28 Eylül 2009.Yazarın görüşüne göre; Amerika’nın artık inşa edilmesini istemediği İsrail dışı yerleşim alanlarına yerleşim yerleri inşa etmeğe devam eden İsrail’i,Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi önünde savunmak Amerika’nın işine gelmemektedir.Bu konuda İsrail’e yapılan tavsiyeler:İsrail’in raporda ileri sürüler iddialara karşı kendisinin soruşturma yapması veya konunun Güvenlik Konseyi tarafından Uluslar arası Ceza Mahkemesi savcılığına gönderilmesini kabullenmesi.Aynı durdum Hamas içinde geçerlidir.Şimdiye kadar otomatik Amerikan vetosuyla korunan İsrail’in tutumu merakla beklenmekteyken ,İsrail,Filistin lideri Abbas ve Abbas’ın sekreteri Abdürrahim’in İsrail’in Gazze saldırısını kışkırtan açıklamalarını ortaya koyarak.raporun I Ekim’de B.M. İnsan Hakları Komisyonunda ertelenmesini sağlamıştır.
[10] Dr.İan O.Lesser,”The New Look İn Misilse Defense:Thinking Through Turkish Stakes”,Analysis,German Marshall Fund Of the United States,28 Eylül 2009.
[11] Amerikan strateji düşünürlerinin çoğu Amerika’nın asker göndererek bu savaşı kazanamayacağını ve Afganisatn’dan barış yaparak çıkılması gerektiğini ileri sürmekteler.Bkz.:George F,Will,”Tmie to Get Out of Afganistan”,The Washington Post,1Eylül 2009;David Ignatius,”A Middle Way On Afganistan”The Washington Post,2 Eylül 2009;Hugh Gusterson,”Why the War in Afganistan cannot be Won”,Bulletin of Atomic Scientists,21 Eylül 2009.
[12] Amerika’nın Asya’dan Avrupa enerji yolları politikaları ve Türkiye’nin rolü için bkz.:Zeyno Baran,”Oil,Oligarchs and Opportuinity:Energy From Central Asia To Europe”,Comitte on Foreign Relations,United States Senate,12 Haziran 2008.Zeyno Baran,Washington’daki Hudson Enstitüsünde Türkiye masası şefi olarak çalışmaktadır.
[13] “Protocol imzasına Rus Desteği”,Radikal Gazetesi,9 Ekim 2009,s.17
[14] Bir yazarın belirttiği gibi ASALA’yı kurduran Ermeni diasporası değil Rus istihbaratıdır.Bu konuyu bir makalemde Ermeni kaynaklarıyla anlattım.Bkz.:Mehmet Ali Birand,”Ermeni Diasporası Yine Günah İşliyor”,Posta Gazetesi,10 Ekim 2009.
[15] Cengiz Çandar,”Türkiye-Ermenistan Ekspresi…”Radikal Gazetesi,3 Ekim 2009.
[16] “Angle Markel America’s Daughter”,Symptomatolgische İllustrationen,No.52,Aug/Sept. 2006:www.lochman-verlag.com/angiemerkelno52.pdf.