Küresel ekonomik kriz, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde resesyona ve işsizlik oranlarının hızla artmasına sebep olurken, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde hanehalkı gelirinin azalmasına ve yoksulluğun artmasına yol açmıştır. Ekonomistler, küresel ekonomik krizin 2008 ve 2009 yıllarında 200 milyondan fazla kişiyi yoksulluğa itmiş olduğunu tahmin etmektedir.
[1]
Krizin yoksulluğu artırıcı etkisi, öncelikle iş kayıplarına neden olmasıyla ortaya çıkmaktadır. Krizin etkisiyle, dünya çapında işsiz sayısı 200 milyona ulaşmış olup, kriz öncesi % 5.5 olan küresel işsizlik oranı, 2009 yılında % 6.2’ye yükselmiştir. Ayrıca 900 milyon insan günlük 2 ABD Doları olan yoksulluk sınırının altında yaşamakta ve 456 milyon çalışanın ise aşırı yoksulluk içinde olduğu tahmin edilmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tahminleri uyarınca, gelecek on yıl içinde 400 milyon kişi işgücü piyasasına girecektir; dolayısıyla küresel işsizliğin artmaması ve işsizlikten kaynaklanan yoksulluk riskinin engellenmesi için en az 400 milyon yeni işin yaratılması gerekmektedir. Ayrıca, Asya dışında gelişmekte olan bölgeler işgücü verimliliğindeki artış açısından gelişmiş ekonomilerin gerisinde kalmaktadır ve bu durum gelişmekte olan ekonomilerde yaşam standartlarının kötüleşmesi ve yoksulluğun artması riskini artırmaktadır.
[2]
Diğer taraftan, işsizlik oranlarının artmasının yanı sıra, artan gıda fiyatları yoksulluğu artırıcı etki yapmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verileri uyarınca, gıda fiyatları 2010 ve 2011 yıllarında % 30’u aşan oranda artmıştır. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin büyük kısmının gıda ithalatçısı olması nedeniyle, artan gıda fiyatları gelişmekte olan ülkelerde gelir ve yoksulluk üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır. Yoksul hanehalkı harcamalarının büyük bir kısmını gıda harcamalarının oluşturması nedeniyle, gıda fiyatlarındaki artış hanehalkının alım gücünü zayıflatmaktadır. Grafik 1’de, gıda fiyatlarındaki % 10 ve % 30’luk artışın yoksulluk üzerindeki artırıcı etkisi Grafik’te yer alan ülkeler örneğinde gösterilmektedir.
GRAFİK 1
Gıda fiyatlarının artmasının yeni bir mesele olmadığını belirten Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), gelişmekte olan ülkelerde nüfusun hızlı artışının sınırlı gıda arzı üzerinde artan baskı kurduğunu, bu durumun yoksulluğun giderilmesi ve ekonomik kalkınmanın sağlanmasına yönelik çabaları olumsuz etkilemekte olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, ILO gıda ihtiyacı içinde olanlara yardım yapılırken, gıda fiyatlarında istikrarı sağlamaya yönelik orta ve uzun vadeli önlemlerin alınması suretiyle gıda güvenliğinin sağlanması gerektiğinin altını çizmektedir.
[3] Üstelik gelişmekte olan ülkelerde yoksullukla mücadelenin sürmesine rağmen, yetersiz beslenen insanların oranında azalma gerçekleşmemektedir. Dolayısıyla, Birleşmiş Milletler, yoksulluğun azaltılması suretiyle açlığın azaltılamaması nedeniyle gözlemlenen tutarsızlık dolayısıyla, açlığın nedenlerinin kapsamlı incelenmesi gerektiğinin altını çizmektedir.
Diğer taraftan, artan kamu borcu ve bütçe açıkları nedeniyle, hükümetlerin aldığı - gelir desteğinde kesintiye gidilmesi gibi- harcamaların azaltılmasına yönelik önlemlerin, tüketimi azaltıcı ve yoksulluğu artırıcı yönde etkileri olabilmektedir. Özellikle, ekonomik faaliyetlerin büyük ölçüde tarıma dayandığı gelişmekte olan ülkelerde, tarım sektöründe kamu harcamalarının azalmakta olduğu gözlemlenmektedir. Oysa hükümetlerin tarım sektörüne yardımları, kırsal alanlarda yoksulluğu azaltıcı ve tarım sektöründe büyümeyi sağlayıcı etki yapmakta olduğundan,
[4] gelişmekte olan ülkelerde tarım sektöründe harcamaların kısılması yoksulluk ile mücadeleyi olumsuz etkileme riski taşımaktadır.
Bu noktada, küresel ekonomik krizin, 2000 yılında Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Binyıl Zirvesi’nde kabul edilen Binyıl Kalkınma Hedefleri arasında yer alan “aşırı yoksulluğun ve açlığın ortadan kaldırılması” amacını ne şekilde etkilemekte olduğu sorusu akla gelmektedir. Birleşmiş Milletler’in Binyıl Kalkınma Hedefleri 2011 Raporu’nda; gıda ve enerji krizi ile şiddetlenen ekonomik krize rağmen, gelişmekte olan ekonomilerde yoksullukla mücadele için gereken ekonomik büyümenin sürdürülmeye çalışıldığı, 2015 yılına kadar yoksulluğun yarıya indirilmesi hedefine doğru ilerlemeye devam edildiği ve Dünya Bankası’nın çalışmalarına göre, yoksulluk oranın 2015’e kadar %15’in altına düşeceği belirtilmektedir.
[5] Dolayısıyla, Binyıl Kalkınma Hedefleri kapsamında “aşırı yoksulluğun ve açlığın ortadan kaldırılması” amacının, küresel ekonomik kriz nedeniyle gerçekleşmeyeceğine yönelik bir öngörü bulunmamaktadır.
Küresel ekonomik krizden gelişmiş ülkelerle birlikte olumsuz etkilenen gelişmekte olan ülkelerin çoğunda, yoksulluk ve yoksulluğun azaltılması suretiyle azalmadığı, gözlemlenen açlığın başlıca sorun olduğu genel kabul gören bir gerçektir. Yoksulluk ve açlık sorunu, sadece küresel ekonomik kriz ile ilintilenmemesi gereken süregelen sorunlardır ve küresel ekonomik kriz sonrası alınması gereken önlemlerin, ekonomik krizin yoksulluk ve açlık ile mücadeleyi zorlaştırmasının önüne geçilmesine yönelik olması gerekmektedir.
Dr., Hazine Müsteşarlığı
[2] Global Employment Trends 2012, International Labour Office, 2012.
[3] World of Work Report 2011, International Labour Organization and International Institute for Labour Studies, 2011.
[4] World of Work Report 2011, International Labour Organization and International Institute for Labour Studies, 2011.
[5] The Millennium Development Goals Report 2011, United Nations.