Ekonomik iflasın kıyısında gezinen Yunanistan bu hafta içinde Türkiye’yi de yakından ilgilendiren ilginç bir icraata imza atarak Türkiye-Yunanistan sınırının Meriç’e kıyısı olan 12,6 kilometrelik bölümünde dikenli tel inşaatına başlamıştır. Finansman konusunda AB’den ret yanıtı alan Yunanistan’a bu iş yaklaşık 5 milyon Avro’ya mal olacaktır. Yunanlı yetkililer, en geç Eylül ayında tamamlanması öngörülen dikenli tel duvarının, Afganistan, Pakistan, Suriye ve Bangladeş gibi doğudaki ülkelerden kaynaklanan yasadışı göç akımını durduracağını söylemektedir.
Sınıra duvar inşaatı süreci, göçmen kaçakçılığında kullanılan güzergâhlardan birisi olan Türkiye-Yunanistan arasındaki 12,6 kilometrelik sınır hattının Yunan tarafına, AB Dış Sınırları Koruma Ajansı’nın (FRONTEX) Sınır Acil Müdahale Timi’nin yerleşmesiyle başlamıştır. Böylece AB ve dünya kamuoyunun dikkatini çeken Atina, sınır hattına duvar örme niyetini de hemen akabinde açıklamıştır.
İlk başta 206 kilometre uzunluğundaki Türkiye-Yunanistan sınırının tamamına duvar örüleceği açıklansa da daha sonra bu plandan vazgeçilmiştir. Bunun sebebi, farklı sembolik anlamlarla yüklü ve asıl probleme çare olmaktan uzak bu yaklaşımın, Türkiye’den, AB kurumlarından ve insan hakları örgütlerinden menfi tepkiler almasıdır. Bu durum karşısında Yunanistan geri adım atarak duvar hayalini, 12,6 kilometrelik bir sınır hattıyla sınırlandırma yoluna gitmiştir.
Ancak bu planın da, uzun vadeli ve kalıcı bir çözüm olmadığı ve olamayacağı başta AB kurumları olmak üzere birçok uluslararası ve bölgesel aktör tarafından dile getirilmektedir. Ulusal duvarlardan ve sınırlardan kurtulmak için yola çıkan ve bu yolda Schengen’le önemli bir mesafe alan AB’nin, kendi etrafında aşılmaz duvarlar örmeye rıza göstermesi, bayraktarlığını yaptığı evrensel değerlerle çelişeceği açıktır. Bu öneriye soğuk bakan AB Komisyonu Yunanistan’a, insan hakları açısından yoğun eleştiri aldığı iltica sistemini revize etmesini ve göçmenlerin barınacağı merkezleri, insani koşullara getirmesi önerisini iletmesi bu açıdan önemlidir.
Yunanistan’ın duvar önerisine açıktan destek veren tek AB ülkesi ise Fransa’dır. Geçen yıl Romanları Fransız topraklarından zorla ve AB müktesebatını ihlal ederek çıkaran Fransa, Yunanistan’ın bu girişimine sıcak baktığını açıklamıştır. Yunanistan’ın, FRONTEX Sınır Acil Müdahale Timi’nin görev süresini uzatmak ve AB’nin konuya daha fazla ilgi göstermesini sağlamak için bu meseleyi sıcak tutmaya devam ettiği de ileri süren iddialar arasındadır.
Akdeniz ve Ege’yle sınırdaş olan Kıbrıs Rum Kesimini saymazsak Avrupa Birliği’nin en doğudaki ülkesi Yunanistan’dır. Bu coğrafi konumu nedeniyle de doğudan gelen göç hareketlerinden en fazla etkilenen AB ülkesidir Yunanistan. Yunanistan’ın Schengen’e dâhil edilmesiyle, bu ülkenin yasadışı göçmenler nazarında önemi artarak Batı Avrupa ülkelerine ulaşmada Yunanistan bir basamak olarak görülmeye başlanmıştır. Haliyle Yunanistan da, iltica başvurusunda bulunan göçmen sayısında önemli artışlar yaşamıştır.
Tabii bu noktada, AB sınırlarına giriş yapan ilticacılara uluslararası hukuka uygun olarak nasıl davranılması gerektiğine dair 2003 tarihli Dublin II Sözleşmesi’nden kısaca bahsetmek gerekir. Sözleşmeye göre, iltica başvuruları, başvuranın ilk vardığı ve müracaatını yaptığı AB ülkesinde karara bağlanmalıdır. Bunun sebebi, ilgili kişinin sadece bir ülkede iltica başvurusunda bulunmasını sağlamak birden çok müracaat yapmasının önüne geçmektir.
Yunanistan’da iltica başvurusu yapanlar ise, haklarında adil ve objektif karar verilme ihtimalinin oldukça düşük, haksız yere geri gönderilme ihtimalinin ise çok yüksek olduğu ve barınma imkânsızlıklarıyla baş etmek zorunda kaldıkları bir ülkede olduklarını çok geçmeden anlamaktadır. Dublin Sözleşmesine göre diğer Avrupa ülkelerinden Yunanistan’a geri gönderilen ilticacılar, tercüme hizmetlerinden yoksun, sahip olduğu haklardan ve takip etmeleri gereken prosedürlerden habersiz kendi başlarına öylece kala kalmaktadır. Bunlar ya sokakta yatıp kalkmakta ya polis tarafından gözaltına alınmakta ya da kaçak işçi olarak sömürüye maruz kalmaktadır.
Yunanistan, yöneltilen bu tür eleştirileri ya da olumsuzlukları, göçmenlerle ilgilenmek için yeterli kaynağa sahip olmadığı, bu konuda AB tarafından yeterli destek verilmediği şeklinde özetlenebilecek bir argümanla cevaplandırmaya çalışmaktadır. Ancak AB fonlarından en çok istifade eden ülkelerin başında gelen Yunanistan’ın, uluslararası hukuktan doğan sorumlulukları gereği, ülkesindeki mülteci ve mülteci adaylarıyla uluslararası standartlara uygun ölçüde muhatap olması gereklidir.
Duvar inşası tamamlandığında, bu fiziki engel nedeniyle belki de göç akımının yeri ve güzergâhı belli bir ölçüde değişmiş olacaktır. Ancak yasadışı göç yolları, kesin olarak tanımlanmış güzergâhlar değildir. Ayrıca bu faaliyetin, fakirlik, siyasi kaos, kıtlık ya da doğal afetler gibi etkenlerin saikiyle ülkesini terk eden milyonlarca göçmenin varlığı kaçakçılarca önemli bir rant kapısı olarak görülmekte olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla, ortaya çıkan yeni risklere karşı, farklı yol ve metotların devreye sokulma ihtimali her zaman yüksektir.
Diğer taraftan, gerçekten mülteci olma hakkına sahip olup da can güvenliği nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan insanların önüne böyle bir duvar çekilmesi, insan hak ve özgürlükleri açısından da tartışılması gereken ciddi bir meseledir. Ayrıca Yunan duvarının, Türkiye’nin aday ülke sıfatı taşımasına rağmen, Yunanistan’ın arka çıktığı Kıbrıs Rum Kesimi’nin şerhi nedeniyle istenildiği hızda mesafe alınamayan AB uyum ve müzakere sürecine negatif etkisi olabileceği tahmin edilmektedir.
Araştırmacı*