Tunus halkını sokağa döken özgürlük ve adalet isteği, Mısır’da, Tahrir meydanında vücut bulmuş ve Hüsnü Mübarek’in başında bulunduğu rejimle adeta bir ölüm-kalım savaşına dönüşmüştür. Üç hafta boyunca yeni bir kimliğe bürünen Tahrir Meydanı, ismine yaraşır bir şekilde Mısır’da demokratik dönemin ilk hikâyesini yazmış; her türlü baskı, şiddet ve provokasyona karşı toplumsal dinamikleri zinde tutarak Hüsnü Mübarek’i saf dışı bırakmıştır.
Bugün Mısır’daki iktidar oyununda artık Mübarek yoksa da onun 30 yıldır temsilcisi olduğu baskıcı ve otoriter rejimin kilit aktörleri mevcudiyetlerini devam ettirmektedirler. Tahrir meydanına bilinçli olarak müdahale etmeyen ve böylece Mübarek’in düşmesine zemin hazırlayan Mısır ordusu bu aktörlerin başında gelmektedir.
Diğer taraftan, değişim sürecinin dinamosu ve taliplisi olan Müslüman Kardeşler de, ülke geleceğinin yeniden inşasında önemli bir konuma yükselmiştir. Geçen ay açıklanan milletvekili seçim sonuçları da bunu teyit etmektedir. Resmi rakamlara göre, Müslüman Kardeşler’in kurduğu Hürriyet ve Adalet Partisi oyların yüzde 47’sini almıştır.
Arap Baharı’yla başlayan bu sürecin içerde henüz tamamlanmayan bir iktidar savaşının habercisi olduğunu unutmamak gerekir. Mübarek’in koltuğundan olmasına göz yuman Mısır ordusu, iktidar gücünü Mareşal Hüseyin Tantavi’nin başkanlığındaki Yüksek Askeri Konsey (YAK) kanalıyla kendi elinde toplamıştır. Bunu yaparken de, genel seçimlerin yapılacağı ve iktidarı seçilmişlere bırakacağı sözünü vererek, Tahrir’in taleplerini de en azından kâğıt üstünde kısmen karşılar görünmüştür.
Ancak Tahrir’de aralıklarla devam eden protesto gösterileri, ordunun bu konuda samimi bir istek ve kararlılığa sahip olmadığını ve halk nazarında kendisine ciddi şüphelerle bakıldığını göstermektedir. Gözaltı, tutuklama, şiddet ve işkence görme pahasına, YAK’a çekilme çağrısı yapılan bu gösteriler, aslında Mısır’da demokratik geçiş sürecinin zorlu bir yol olacağını en veciz şekilde anlatmaktadır.
Askeri yönetimin, iktidara el koyduktan sonra yaptığı ilk açıklaması ‘geçmişte yapılan anlaşmaların geçerliliğini koruduğu’ yönünde olmuştur. Bu da, 1978’de ABD’nin arabuluculuğunda ‘İsrail’le imzalanan barış anlaşmasına sadık olduklarını’ dünyaya ilan ettikleri anlamına gelmektedir. Batı’nın içine su serpen bu açıklama, ABD’nin Ortadoğu politikasıyla da tam bir uyum içindedir.
Bilindiği gibi, Mısır-İsrail barışından hemen sonra Kahire’yle Washington arasında askeri ilişkiler kurulmuş ve Mısırlı subaylar ABD’de eğitim almaya başlamıştır. Bu ilişkileri kolaylaştırmak üzere 1979’da Kahire’de Askeri İşbirliği Ofisi kurulmuştur. Bu kapsamda ABD’nin Mısır’a her yıl 1.3 milyar Dolar civarında askeri malzeme tedariki söz konusu olmuştur. Sovyetler Birliği’nin yerini ABD’nin aldığı bu dönemde Mısır ordusunun askeri malzeme ve eğitimde en büyük ortağı ve tedarikçisi Amerikalılar olmuştur.
Özetle, İsrail’le varılan zoraki barış ABD’nin Arap dünyasında ve Ortadoğu’da önemli bir müttefik kazanmasına vesile olurken, ABD’nin Mısır ordusuna askeri yardımlarla nüfuz etmesi, bu ülkenin iç siyasetinde ve Camp David’in yaşamasında ABD’ye önemli avantajlar sağlamıştır.
Mısır ordusunun ülke içindeki konumuna baktığımızda kendisini devrimin teminatı olarak gördüğünü, siyasi ve ekonomik alanda yadsınamaz bir güce ulaştığını söylememiz yanlış olmayacaktır. Bahsettiğimiz devrim de Mısır’da Cemal Abdülnâsır’ın başını çektiği milliyetçi Hür Subaylar hareketinin Mehmet Ali Paşa’ya kadar uzanan Mısır Krallığı’nı 1953 yılında yapılan bir darbeyle ortadan kaldırması ve yerine Cumhuriyet rejimini ihdas etmesidir. Askerlerin eliyle Cumhuriyet’in geldiği Mısır’da demokrasi kavramı bugüne kadar kendine yer bulamamış, 1953’den itibaren otoriter ve baskıcı yönetimler birbirini izlemiştir.
1953’de Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra Mısır’da sırasıyla Muhammed Necib, Cemal Abdülnâsır, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek liderlik koltuğuna oturmuştur. Hepsi de asker kökenlidir. Bugün de Hüsnü Mübarek’in Mareşal rütbesine terfi ettirdiği ve en güvendiği adamlarından olan Tantavi de bu makamda oturmaktadır. Mısır’da her hükümette en az yüzde 20-30 oranında asker kökenli bakan görev almıştır. Ordunun bütçesi ve ekonomik ayrıcalıkları ve ekonomik faaliyetleri de özellikle 1980’lerin başından itibaren her geçen gün artmıştır. Bugün Mısır ekonomisinde ordu, sahip olduğu ticari müesseseler, fabrikalar ve markalarla büyük bir holding görünümündedir.
Şu an için Mareşal Tantavi’nin temsil ettiği bu devasa yapı, anayasa yapım sürecine de nüfuz etmeye çalışmakta; Yüksek Askeri Konsey için muafiyetler, dokunulmazlıklar ve ayrıcalıklar getirilmesi, askeri bütçenin sivil denetime kapalı tutulması gibi isteklerini politikacılara iletmektedir.
Değişim sürecinin en güçlü sivil aktörü olan Müslüman Kardeşler’in, bu risklere ve sorunlara sükûnetle ve sağduyuyla yaklaşmaya çalıştığı, ulusal ve uluslararası dengeleri dikkate alma konusunda hassas bir çizgi izlediği görülmektedir. Örneğin Müslüman Kardeşler’in Tahrir sürecinde öne çıkmaması, 5 ay önce Kahire’deki İsrail Büyükelçiliği’nin basılması olayına destek vermemesi, ülkedeki Hıristiyan azınlığa yönelik şiddet hareketlerini durdurmak için elinden geleni yapması, takip ettiği realist yaklaşımın örnekleridir.
Ancak ülkede artan şiddet hareketleri, Parlamentonun işini zorlaştırmakta, yeni Anayasa yapım sürecini baskı altına almaktadır. 85 milyonluk ülkenin yüzde 10’luk kesimini oluşturan Hıristiyan nüfusa yönelik son günlerde şiddet eylemlerinin baş göstermesi, bu ayın başında bir futbol maçı sonrasında yaşanan çatışmalar neticesinde en az 70 kişinin hayatını kaybetmesi, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması ve ülkede sıkıyönetimin devam etmesi, demokratik bir süreçle iktidar değişiminin gerçekleşmesini zora sokmaktadır. Müslüman Kardeşler, tüm bu hadiselerin müsebbibi olarak Mübarek rejiminin halen mevzilerini muhafaza eden silahlı aktörlerini görmektedir.
Arap Milliyetçiliği ve Arap sosyalizmi gibi Arap dünyasını derinden etkileyen ideolojik rüzgârların çıkış noktası olan Mısır, Arap coğrafyası açısından zengin bir fikir dünyasına ve hassas bir jeopolitik konuma sahiptir. Arap Baharı’nın Mısır’da ete kemiğe bürünmesi, başta Suriye olmak üzere bu baharın ne anlama geldiğini anlamak istemeyen ve demokratik değişimin önüne baskı ve şiddetle set çekmeye çalışan Arap devletlerini takatten düşürecek, sokağın gücünü, moral ve motivasyonunu ise artıracaktır.
Bu anlamda, demokrasi ve halk iradesinin siyasi alana ve iktidar gücüne yansıması konusunda önemli badirelerden geçen ve halen de bu yolda sivil bir Anayasa idealiyle ilerlemeye çalışan, liberal ve üretken bir ekonomi modeliyle büyüyen bir Türkiye’nin Mısır’la paylaşacağı ve Mısır’a kılavuzluk edebileceği birçok sektör ve konu bulunduğu muhakkaktır. Bu anlamda, Mısır’daki bu geçiş sürecine, kamu diplomasisinin tüm imkânlarıyla destek verilmelidir.
Araştırmacı*