30 Ocak 2012 tarihinde gerçekleştirilen gayriresmi zirve’de, Avrupa Birliği’nde (AB) bütçe disiplinini ve mali denetimi güçlendirmek, bütçe disiplinini sağlamaya yönelik kurallara riayet etmeyen üye devletlere otomatik yaptırım uygulayabilmek amacıyla hazırlanmakta olan ve kısaca mali antlaşma olarak bilinen “Ekonomik ve Parasal Birlik İçin İstikrar Koordinasyon ve Yönetişim Antlaşması”na son şekli verilmiştir. Antlaşma’nın Mart ayında imzalanması planlanmakta ve Avro alanına dâhil 12 devlet tarafından onaylanması halinde yürürlüğe girmesi öngörülmektedir. Avro alanında yaşanan borç krizinin etkisiyle Almanya ve Fransa’nın öncülüğünde gündeme gelen mali antlaşmaya her fırsatta karşı olduğunu belirten Birleşik Krallık ile birlikte Çek Cumhuriyeti de antlaşma dışında kalmayı tercih etmiştir.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Petr Necas, Avro alanına dâhil olmayan devletlerin Avro zirvelerine katılım sağlayamadığı, söz konusu antlaşmanın ise borç sorununa ilişkin yeterli düzenlemeler içermediği ve antlaşmaya katılım sağlamaları halinde, antlaşmanın ulusal onay sürecinde sorunlar çıkabileceği gerekçeleri ile mali antlaşmaya taraf olmayacaklarını açıklamıştır. Ancak, Necas mali antlaşmaya katılımın her zaman mümkün olduğunun altını çizerek, Çek Cumhuriyeti’nin antlaşmaya ileride taraf olma ihtimalinin mevcut olduğu sinyalini vermiştir.
Mali antlaşma önerisinin gündeme gelmesinden itibaren antlaşmaya itirazını açıkça sergileyen Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron ise, AB’de rekabet gücünün nasıl artırılacağına ilişkin hiç bir şey söylemeyen antlaşmanın krizi çözemeyeceğini ifade ederken; AB çerçevesi dışında uluslararası antlaşma niteliğindeki mali antlaşma kapsamında Avrupa Komisyonu ve Adalet Divanı’nın, antlaşma kuralların uygulanmasında yetkilendirilmesine itiraz etmemiştir. Ancak, mali antlaşmanın Tek Pazar’ın işleyişine zarar verip vermeyeceğini yakından izleyeceklerini belirten Cameron, Tek Pazar’ın zarar görmesi halinde gerekli önlemlerin alınacağını belirtmiştir.
Zirve’de Avro alanına yakın gelecekte dâhil olması beklenen Polonya’nın, Çek Cumhuriyeti Başbakanı Necas tarafından da ifade edildiği gibi, Avro alanında yer almayan AB üyelerinin Avro zirvelerine katılamamasından duyduğu rahatsızlığı ifade ederek, Avro alanına dâhil olmayanların Avro zirvelerine katılımı sağlanmadığı müddetçe mali antlaşmayı imzalamayacağını belirtmesi dikkat çekmiştir. Bu nedenle zirve toplantısında devlet ve hükümet başkanları, Tek Pazar gibi AB’nin tüm üyelerini etkileyecek konuların ve Avro alanının geleceğine ilişkin temel meselelerin görüşüldüğü Avro zirvelerinin tüm üyelerin katılımına açık olmasına karar vermişlerdir.
Bilindiği gibi, mali antlaşmanın Avrupa entegrasyon hareketinin bütünlüğünü bozacağı ve çok-vitesli ya da değişken-geometrili Avrupa yaratacağı yönündeki kaygılar ile AB’nin geleceğine yönelik olumsuz senaryolar uzun zamandır gündemdedir. AB Konseyi Başkanı Van Rompuy, bu kaygılara yanıt verircesine, mali antlaşma ile AB’nin birliğinin mümkün olduğu kadar korunduğunu belirtirken, Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso da, AB çerçevesi dışında bir hükümetlerarası antlaşma olan mali antlaşmanın 5 yıl içinde AB Antlaşmaları içine dâhil edileceğini ifade etmiştir.
Zirvede nihai şekli verilen mali antlaşma, taraf devletlerde mali disiplinin güçlendirilmesi amacıyla hangi kuralları içermektedir?
Mali antlaşma uyarınca, antlaşmaya taraf devletlerin ulusal bütçeleri fazla vermeli ya da dengede olmalıdır. Taraf devletlerin bu kuraldan sapması halinde, otomatik düzeltme mekanizması uygulanacaktır.
Antlaşmaya taraf devletler, denk bütçe kuralını, mali antlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren en az bir yıl içinde ulusal hukuk sistemlerine dâhil edeceklerdir. Denk bütçe kuralını, öngörülen süre içinde ulusal hukuk sistemlerine aktarmayan devletler için Adalet Divanı karar alabilecektir. Adalet Divanı’nın kararı uygulanmaz ise, ilgili üye devlete GSYİH’nın yüzde 0,1’ine kadar para cezası verilecektir. Bu para cezası, ilgili üye devlet Avro alanında ise Avrupa İstikrar Mekanizması’na, devlet Avro alanı dışında ise AB bütçesine aktarılacaktır. Ayrıca, Maastricht Antlaşması ve daha sonra İstikrar ve Büyüme Paktı kapsamında düzenlenen aşırı bütçe açığı prosedürünün otomatik olarak uygulanması öngörülmektedir; taraf devletlerde bütçe açığı referans değeri aşarsa, daha önce olduğu gibi aşırı bütçe açığı prosedürünün uygulanması için değil uygulanmaması için oylama yapılacaktır.
Mali antlaşmaya taraf devletlerin, kamu borçlanma planlarını Avrupa Komisyonu ve Konsey’e sunması öngörülmektedir; böylelikle taraf devletler ve AB kurumları arasında bir koordinasyon mekanizması öngörülmüş olmaktadır. Avrupa Komisyonu ve Konsey yanında, Avrupa Parlamentosu da, mali antlaşma ile öngörülen sistemin bir aktörü haline gelmiştir; zira Avro alanında gerçekleştirilen toplantıların raporları Avrupa Parlamentosu’na sunulacak ve Parlamento Başkanı Avro alanı zirvelerine davet edilebilecektir.
Diğer taraftan Avro alanı devletlerinin, çoğunlukla alacakları bir karar ile Avro alanının zirve başkanını seçmesi öngörülmektedir.
Mali antlaşmanın imzaya hazır hale getirilmesi, mali disiplinin güçlendirilmesi için bir mali antlaşma hazırlanması önerisinde bulunanlar ve mali antlaşmayı destekleyenler için bir başarıdır. Diğer taraftan, mali disiplini sağlamaya yönelik kuralların Lizbon Antlaşması’nda değişiklik yapılması suretiyle Kurucu Antlaşmalara dahil edilememesi ve dolayısıyla Birlik çerçevesi dışında hükümetlerarası bir antlaşma akdedilmesi yoluna gidilmesi, Avrupa entegrasyon hareketinin bütünlüğü açısından olumsuz bir durum olarak da değerlendirilebilir. Ancak Barroso’nun ifade ettiği gibi, mali antlaşma 5 yıl içinde AB Antlaşmaları içine dahil edilebilirse, mali antlaşmanın entegrasyon hareketinin bütünlüğü ve homojenliği üzerinde yaratmış olduğu kaygılar bertaraf edilebilecektir.
Dr., Hazine Müsteşarlığı*