Supranasyonel düzeyde demokrasinin mümkün olup olmayacağına ve Avrupa Birliği’nin (AB) demokratik niteliğine ilişkin akademik tartışmalarda, temsili demokrasi perspektifinden ve AB ile “devlet” arasında analojiye dayandırılarak yapılan değerlendirmeler, AB kurumlarının temsil kapasitesine yönelik eleştirilere sebebiyet vermektedir; zira üyeleri doğrudan seçimle belirlenen ve Lizbon Antlaşması hükümleri uyarınca Bakanlar Konseyi ile eş yasama organı olarak tanımlanabilecek Avrupa Parlamentosu hariç; Bakanlar Konseyi ve özellikle Avrupa Komisyonu, Birlik düzeyinde demokrasi tartışmalarında başlıca eleştiri konuları haline gelmiştir.
Diğer taraftan, kurumsal yapılanmasına ek olarak, Birlik karar alma sürecinin Avrupa halklarından uzak ve anlaşılması zor olduğuna yönelik eleştiriler ise, AB’nin demokratik niteliği üzerindeki kaygıları artırmıştır. Bu kapsamda, özellikle temsili demokrasi perspektifinden demokratik niteliği sorgulanmakta olan AB’nin, katılımcı demokrasi uygulamalarına başvurmakta olduğu dikkat çekmektedir.
Birliğin karar alma sürecinde katılımcı demokrasi uygulamalarının benimsenmesi, hem temsili demokrasi perspektifinden Birliğin kurumsal yapısına yönelik eleştirileri kısmen de olsa yumuşatabilecek, hem de karar alma süreçlerinin halktan uzak ve anlaşılmaz olduğu yönündeki eleştirileri bertaraf edebilecektir. Bu kapsamda, demokrasinin kamusal tartışmalara katılım sağlayabilen halka dayandığının altını çizen Avrupa Komisyonu’nun girişimleriyle (2001 yılında Avrupa Yönetişimi Üzerine Beyaz Kitap, 2002 yılında Genel İlkeler ve Minimum Danışma Standartları ve 2005 yılında Avrupa Şeffaflık Girişimi) Birlik karar alma süreçlerine gerçek ve tüzel kişilerin katılım sağlamasına imkân tanınmıştır.
AB’de hâlihazırda danışma süreçleri aracılığıyla uygulanan katılımcı demokrasi uygulamaları (Lizbon Antlaşması ile ayrıca “Avrupa Vatandaşları Girişimi” katılımcı demokrasi örneği olarak düzenlenmiştir, Avrupa Vatandaşları Girişimi’nin ilki 1 Nisan’da başlatılacaktır), küresel ekonomik krizin etkileri ile mücadele kapsamında benimsenecek hukuki tasarrufların oluşturulması sürecinde de devam etmektedir.
Kriz ile mücadele sürecinde, Komisyon “ekonomik meseleler” başlığı altında, “Rekabet Edebilirlik ve İnovasyon Çerçeve Programının Yenilenmesi”, “Avrupa 2020 Tahvil Girişimi” ve “İstikrar Tahvilleri” üzerine danışma süreçleri başlatmıştır. “İstihdam meseleleri” başlığı altında ise, işçilerin serbest dolaşımı ve Avrupa emeklilik sistemini de içeren beş farklı konuda danışma süreçleri tamamlanmıştır.
17 Ocak 2012 tarihinde Komisyon, kriz sonrasında yeniden yapılanma ve değişime ayak uydurma konularında başarılı politikaları ve uygulamaları belirlemek ve elde ettiği sonuçları istihdam alanını düzenleyecek gelecekteki hukuki tasarruf önerilerinin hazırlanmasında kullanmak amacıyla, “Restructuring and anticipation of change: what lessons from recent experience?” başlıklı yeni bir danışma süreci başlatmıştır. Zira ekonomik kriz AB ekonomisini ciddi boyutta resesyona sokmuş, ekonomik faaliyetler azalırken, işsizlik oranları hızla artmıştır. Eurostat, Kasım 2011 tarihi itibarıyla, 16.372 milyonu Avro alanında olmak üzere AB’nin tümünde işsiz sayısını 23.674 milyon olarak tahmin etmektedir. Kasım 2011 tarihi itibarıyla Avro alanında işsizlik oranı %10,3, AB’nin tümünde ise %9,8’dir.
Aşağıdaki tabloda, 2011 yılı içinde AB’nin tümünde işsizlik oranındaki değişiklik gösterilmektedir.
İşsizlik oranları %

Kaynak: Harmonised unemployment rate by gender – total % (seasonally adjusted)
http://epp.eurostat.ec.europa.eu
Komisyon’un 2012 yılı için AB’deki işgücü piyasasına ilişkin ekonomik tahminleri çok da olumlu değildir. Komisyon 2012 yılı için işsizlik oranını % 9,1 olarak tahmin etmekte, ciddi bir iyileşme beklememektedir.
Krizin olumsuz etkileri nedeniyle AB’nin tümünde ve Avro alanında işsizlik oranları artarken, Avrupa çapında şirketlerin yeniden yapılanma sürecine girdikleri gözlemlenmektedir. Avrupa Komisyonu, şirketlerin yeniden organize olduğu, kapandığı, diğer şirketlerle birleştiği ya da küçüldüğü yeniden yapılanma sürecinin ekonomik hayatın bir parçası olduğunu, ancak ilgili tüm taraflar için zorlu bir süreci de ifade ettiğini belirtmektedir.
AB’de istihdam oranlarında gözlemlenen olumsuz seyir ve şirketlerin yeniden yapılanma sürecine girmek zorunda kalmaları karşısında; ekonomik aktivitelerin sürdürülmesi ve istihdamın korunması ile yeni iş imkanlarının yaratılmasının, Avrupalı şirketlerin inovasyon ve değişime hızlı bir şekilde ayak uydurmak suretiyle rekabet kapasitelerini artırmasına bağlı olduğunu belirten Avrupa Komisyonu’nun hedefi, söz konusu danışma süreci aracılığıyla şirketlerin rekabet gücünü artırma ile işsizlik ve sosyal sorunlarla mücadele etmeye yönelik Birlik düzeyinde gerçekleştirilecek çalışmalarda işçi, işveren ve ilgili tüm tarafların görüşlerini almaktır.
Komisyon’un 17 Ocak 2012 tarihinde başlattığı ve 30 Mart 2012 tarihinde sona erecek olan danışma sürecini başlatmak amacıyla hazırladığı Yeşil Kitap, danışma sürecinde hedeflenen işveren örgütleri, sendikalar, ulusal, bölgesel ve yerel otoriteler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri ve ilgili gerçek kişilerin, aşağıda sıralanan alanlarda görüşlerini almak istemektedir.
*Ekonomik krizden çıkarılan dersler
*Ekonomik ve endüstriyel uyum
*İş piyasasının uyumu, işçi istihdamı
*Endüstriyel değişim sürecinde sinerji yaratılması
*Bölgesel ve yerel otoritelerin rolü
*Yeniden yapılanma sürecinin etkileri
Böylelikle, Komisyon krizle mücadele sürecinde, danışma sürecine katılacak olanların krizden çıkardıkları sonuçları, şirketlerin yeniden yapılanma süreçlerindeki tecrübelerini değerlendirme fırsatı bularak, AB’de istihdamı ve ekonomik büyümeyi sağlamaya ve Birliğin rekabet gücünü artırmaya yönelik yasal düzenleme önerilerini hazırlamayı planlamaktadır.
Sonuç olarak Komisyon’un 17 Ocak 2012 tarihinde başlattığı danışma süreci, AB’nin supranasyonel karar alma süreçlerine gerçek ve tüzel kişilerin katılımını sağlamak amacıyla uygulamakta olduğu danışma süreçlerine, krizle mücadele sürecinde de başvurmaya devam edeceğinin bir örneğidir. Komisyon’un ekonomik krizle mücadele sürecinde, ekonomik meseleler ve istihdam meselelerinde danışma süreçlerine başvurması, sadece Avrupa’daki ekonomik sorunlar perspektifinden değil Avrupa politikası açısından da büyük önem taşımaktadır. Zira kurumsal yapılanması ve karar alma süreçleri açısından modern demokratik devletlerde olduğu ölçüde temsili kurumlara dayanmadığı ileri sürülen AB’nin, demokratik niteliğine yönelik sert eleştiriler, Birlik karar alma sürecinde katılımcı demokrasi uygulamalarına başvurulması suretiyle yumuşatılmakta, ayrıca karışık ve anlaşılması zor olarak nitelendirilen supranasyonel karar alma süreci halka yakınlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Dr., Hazine Müsteşarlığı*