ABD’nin ardından Avrupa Birliği de İran’a yönelik ekonomik yaptırımları keskinleştirme yönünde adım atmış; İran’dan ham petrol ithalatına ve İran Merkez Bankasının AB sınırları içindeki mal varlığının dondurulmasına ve faaliyetlerinin sınırlandırılmasına karar vermiştir. Genişletilen ekonomik yaptırımların asıl amacı, Ocak 2011’den beri boş kalan nükleer müzakere masasına İran’ın biraz daha yorgun ve bitap vaziyette oturmasını sağlamaktır.
Bu kapsamda AB, İran’dan ham petrol ve petrol ürünlerinin ithalatını ve transferini yasaklamakta ve bağlantılı finans ve sigorta işlemlerini men etmektedir. Böylece, petrol ithalinde Çin’den sonra İran’ın en büyük müşterisi olan AB, İran’la artık petrol ticaretine girmeyeceğini ilan etmiştir.
AB Konseyi’nde en çok tartışılan yaptırım maddesi olan petrol ilişkisinin kesilmesi, İran’dan önemli oranda petrol ithal eden İtalya, İspanya ve Yunanistan’ın itirazlarına neden olmuş ve bu hükme düşülen bir şerhle, İran’dan petrol alımına dair mevcut sözleşmelerin 1 Temmuz 2012 yılına kadar yürürlükte kalacağı hükme bağlanmıştır. Buradaki temel saik, İtalya, İspanya ve Yunanistan gibi hem ekonomik dar boğazdan geçen hem de petrol ihtiyacının önemli bir kısmını İran’dan temin eden ülkelere, yaptırımlar uğruna ağır bir fatura çıkarmamaktır.
Yaptırım kararını incelemeye devam edersek, bundan böyle İran’ın petro-kimya sektörüne yatırım yapılması, bu alanda ortak şirketler kurulması ve İran’a ileri teknoloji ihracı yasak kapsamına alınmaktadır. Ayrıca, İran’la altın, değerli maden ve taş ticareti durdurulmaktadır. Konsey, İran Merkez Bankasının mal varlıklarını dondururken, yasak kapsamı dışında kalan sektörlerde ticaretin devam etmesine sıkı bir kontrol şartıyla müsaade etmektedir.
İran’ın nükleer programı nedeniyle bu ülkeye BM Güvenlik Konseyi’nde bugüne kadar 4 ayrı yaptırım kararı alınmıştır. Bunların sonuncusu 2009 yılında kabul edilen 1929 sayılı karardır. Hatırlanacağı üzere bu karara Türkiye ve Brezilya hayır oyu kullanmıştır. Bunun en önemli sebebi, 1929 sayılı kararın, İran’ı nükleer takasa ikna etme yönünde ciddi bir mesafe alan Brezilya ve Türkiye’nin çabaları boşa çıkarmasıydı.
Oy çokluğu ile kabul edilen bu kararda konvansiyonel silah ambargosu geniş tutulmuş; İran’ın diğer ülkelerden füze, donanma gemisi, tank, top, zırhlı araç, askeri helikopter ve uçak alması yaptırım altına alınmıştır. Ayrıca, İran’ın nükleer programı ve füze sistemiyle bağlantılı olan malzemelerin ve silahların bu ülkeye transferi yasaklanmıştır. Böyle bir şüphe altında bulunan tüm deniz araçlarının durdurulup aranabileceği de hükme bağlanmıştır.
1929 sayılı kararın ekonomik yaptırımlar bölümü, İran’ın önemli ticaret ortakları Rusya ve Çin’in itirazları nedeniyle, orijinal talepten çok daha dar bir formatta kabul edilmiştir. Örneğin ABD, Bank Mellat, İran Merkez Bankası ve İran İhracat Geliştirme Bankasının da kara listeye alınması için gayret sarf etmişse de bu amacına muvaffak olamamıştır. ABD, İngiltere ve Fransa’nın, İran’ın petrol ticaretinin önünü kesmeye yönelik çabaları ise BM masasında sonuçsuz kalmıştır.
BM Güvenlik Konsey’inden çıkan bu kararı yetersiz gören ABD, tek taraflı olarak, yeni yaptırımları içeren bir karar almıştır. Böylece birçok İran bankası, sigorta şirketi ile ulaşım ve enerji sektörü yeni yaptırımlara konu olmuştur. Toplam 17 İran bankası ABD’nin kara listesine alınmıştır. ABD yaptırımları, petrol zengini İran’ın yıllardan beri maruz kaldığı ambargolar nedeniyle geliştirememeği petro-kimya ve rafineri teknolojisini ve diğer ülkelerden karşılamaya çalıştığı benzin ihtiyacını da hedef almıştır.
Buradaki amaç, İran’ın can damarı olan enerji sektörünü ve diğer ülkelerle ticaretini kolaylaştıran bankacılık sektörünü işlemez hale getirmektir. Bunun için ABD, ulusal seviyede aldığı bu ilave yaptırımların en azından müttefikleri ve etki edebileceği diğer ülkeler tarafından da kabul edilmesi konusunda ısrarlı bir politika izlemektedir. AB’nin yanında, İran’la çeşitli seviyelerde ticari ilişkileri olan Bahreyn, Brezilya, Ekvator, Japonya, Lübnan, Güney Kore, Rusya, Çin, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran’a yönelik ekonomik çevreleme politikasında ABD açısından işbirliği yapılması gereken kilit ülkeler listesinde ilk sırada gelmektedir.
Bu ülkelerden Rusya ve Çin açısından İran’ın enerji sektörü ve Merkez Bankasıyla iş yapılmasının önünde herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır. Rusya’nın silah, savunma sanayi ve nükleer santrallerin inşasında, Çin’in de petrol ve doğalgaz sektöründe İran’la yakın ilişkileri ve irtibatları bulunmaktadır. Her iki ülkenin de kendi ulusal çıkarlarına hizmet eden bu ilişkiden vazgeçmesi gibi bir durum söz konusu değildir.
Türkiye açısından bakıldığında Ankara, uzun vadeli enerji politikasında ve dış ticaret hedeflerinde önemli bir yer işgal eden İran’a yönelik BM yaptırımlarının haricinde tek taraflı alınan ilave yaptırımlara katılmama yönünde irade ortaya koymaktadır. Bu açıdan, BM yaptırımları arasında yer almayan örneğin Bank Mellat ya da İran Merkez Bankasının Türkiye ile yapacağı bankacılık işlemleri ya da İran’dan ham petrol alınması veya İran’a benzin satışı gibi konularda Türkiye’nin herhangi bir sınırlama getirmesi şu aşamada söz konusu değildir.
Türkiye, Batı ile İran arasında büyük bir çekişme konusu haline gelen nükleer meselede, konunun barışçıl yollardan halli noktasında bugüne kadar aktif bir tutum benimsemiş, bölgesel istikrar ve barıştan yana tavrını somut eylemlere dönüştürmüştür. Bugün de bu politikasını izlemeye devam etmektedir. Bu bakımdan 2011 yılının başında kesilen müzakerelerin başlaması halinde buna Türkiye’nin ev sahipliği yapması uzak bir ihtimal değildir.
İran’a etkilerine kısaca değinirsek; nükleer enerji tartışması bu ülke için artık ulusal gurur konusuna dönüşmüş durumdadır. Bunda elbette ki İran yönetiminin uyguladığı medya kampanyaların önemli bir etkisi bulunmaktadır. İran yönetiminin bu konudaki temel söylemi şudur; tüm dünyanın gözü önünde nükleer silahlarını kuşanmış bir İsrail dururken ve buna hiçbir tepki gösterilmezken, uluslararası sözleşmelerce verilmiş; barışçıl amaçlarla nükleer enerji elde etme hakkını kullanmak isteyen İran’ın önü ABD ve AB tarafından çifte standart uygulanarak ve haksız yaptırımlarla kesilmeye çalışılmaktadır.
İran aslında yaptırımlara alışık olmayan bir ülke değildir. 1984 yılından beri ABD’nin yaptırımlarına maruz kalmaktadır. Genel olarak ekonomik yaptırımlara baktığımızda- ki bu İran için de geçerlidir- umulan hedeflere ulaşmada genellikle başarısız olduğu hatta tam eksi sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Bu aksi sonuçlar arasında, yaptırımlara hedef olan ülkede mevcut liderliğin ve rejimin güçlenmesi, hedef ülkenin vatandaşlarının insani boyutta olumsuz etkilenmesi, yaptırım uygulayan ülkelere karşı düşmanlığın artması ve direnme duygusunun öne çıkması gibi istenmeyen etkiler sayılabilir.
Diğer bir etkisi de, daha önce yabancı şirketlerin faaliyet gösterdiği sektörleri yerel şirketlerle, yurtdışından temin edilen ekipmanları ise yerel ürünlerle ikame etme ve destekleme anlayışının gelişmesidir. İran’da bu süreçten en karlı çıkan rejimin de koruyucusu rolünü üstlenmiş olan Devrim Muhafızları olmuştur. Zira bu sayede, alt yapı, enerji sektörü, bankacılık ve inşaat sektöründe önemli bir paya sahip olmuştur.
İran’da ambargolar nedeniyle ekonomi kötüye gitmekte; yurtdışı ithal ürünlerin maliyeti artmakta, yıllık enflasyon yüzde 15-20 düzeyinde seyretmekte, hayat pahalılığı yaşanmakta ve milli gelir düşmektedir. Örneğin benzin fiyatı 3-4 yıl öncesine göre 5 kat artmış durumdadır.
Buna karşın İran çeşitli önlemler alarak; ülke içindeki benzin üretimini artırmaya, tüketimi ise kontrol altına almaya çalışmakta, yoksul ailelere nakit yardımı yapmaktadır.
İran’ın en ağır ekonomik maliyet ödemeye zorlayacak yegâne sektör petrol sektörüdür. Petrol ihracının kesilmesi ya da durdurulması, İran’ı takatten düşürebilir. Ancak bunun gerçekleşmesi, İran’ın diğer petrol müşterileriyle de ilişkisini kesmeye bağlıdır. Bu da şu aşamada mümkün değildir. İran petrol ihracının fiziken durdurulmaya çalışılması halinde dünya petrol sevkiyatının yüzde 20’sinin yapıldığı Hürmüz Boğazı’nı kapatacağını ilan etmiştir. Bunun gerçekleşmesi şu an için zayıf bir ihtimal olsa da tüm taraflar için siyasi ve ekonomik açıdan çok daha büyük maliyetleri beraberinde getirecek bir ortama geçilmesine yol açabilir.
Araştırmacı*