ENGLISH
23.02.2012
Ana Sayfa » Konferans & PanelGeri Dön «

“Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” Sempozyumu

21.01.2012 17:22:10

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in Katılımlarıyla, 21 Ocak 2012'de Stratejik Düşünce Enstitüsü’nde “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi. SDE Konferans Salonunda düzenlenen toplantının açılış konuşmasını SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay yaptı.


 


 

 

Yasin Aktay; “Yeni anayasa Türkiye’nin 1982 yılında kabul ettiği günden beri en önemli sorunlardan biri. Türkiye bu zaman süresince çok mesafe kat etti. 82 Anayasası kabul edildiği günden bu yana tüm siyasi partilerin en önemli eleştiri odağı oldu. Tüm seçimlerde anayasadan doğan sorunlar gündeme getirildi. 2007 seçimlerinin kampanyası özellikle Türkiye’ye yeni bir anayasa kazandırmak üzere şekillendirildi. Tarihimizde ilk defa siyasetin vesayet kurumlarını kaldırmaya yönelik direnci oldu. Türkiye’nin şimdiye kadar yönetildiği bütün anayasalar bir darbenin sonucunda yürürlüğe girdi. 12 Haziran seçimleri yeni anayasa konusunda daha yüksek bir beklenti yarattı. Anayasalar darbe sonucunda halka zorla imzalatılan bir sözleşme olmaktan çıkmalı” dedi ve yeni anayasa konusunda SDE’nin çalışmalarına değindi ve sözü TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e bıraktı.

Meclis Başkanı Çiçek; “SDE Türkiye’nin bu tip meselelerine karşı kurulduğu günden bu yana duyarlı oldu. Öncü hizmetlerinden dolayı SDE’ye teşekkür ederim. Burada konuşulan konular tam da konuşulmasına ihtiyacımız olan konulardır. Bugünkü toplantı anayasanın sorunlu alanlarını teşkil eden konuları içeriyor. Buradan çıkacak sonuç komisyonumuzda değerlendirilecektir.”

“Türkiye’nin 30 yıldır gazete manşetlerinde olsa da olmasa da bir anayasa sorunu var. Bugün yaşanan her sorun anayasadan kaynaklanmıyor olabilir ancak birçok sorunlu alana neden oluyor. Önümüzde anayasadan ya da anayasanın yorumundan ve uygulamasından kaynaklanan sorunlar duruyor. Böyle bir sorun varsa bu sorunu kaynağında çözmek gerekiyor.”

“Anayasanın 100’den fazla maddesi değişti. Ama bu değişiklikler sorunları çözmeye yetmedi. Anayasanın neden değişmesi gerektiği konusunda bizim bir şey söylememize gerek yok. 30 yıl içinde bir anayasa 17 defa değişti ise o ülkede hukuk istikrarını sağlamak kolay olmaz. Bu anayasa ile sayısal istikrar mümkün ama siyasal istikrar mümkün olmadı. Bu anayasa ile hukuksal ve siyasal istikrar mümkün olmuyor. Şu an mecliste temsil edilen partiler de yeni anayasa konusunda topluma taahhütte bulundular. Siyasi partilere bu yükümlülükleri hatırlatılmalıdır. STK’lardan beklentimiz budur.”

“Mecliste temsil edilen siyasi partiler şu konular üzerinde anlaştılar: Yeni anayasayı bugün oluşmuş  parlamento yapacak. Bu anayasa uzlaşma komisyonu aracılığıyla yapılacak (Her partinin komisyonda 3 üyesi var) ve bu komisyonun başkanlığını Meclis Başkanı yapacak.”

“Yeni anayasa için uzlaşılacak konuları ortaya koymak ve toplumu bu şekilde motive etmek lazım. Yeni anayasaya ‘benim anayasam’ değil, ‘bizim anayasamız’ diyebilmeliyiz. Müzakerelere, ön yargılarla yaklaşırsak bir sonuca varamayız. STK’lardan bir diğer beklenti budur.”

“STK’lardan beklenen diğer husus ise yeni anayasadan beklentiyi makul seviyede tutmaları. Yeni bir anayasadan sıfır sorunlu bir Türkiye beklemek doğru olmaz. Beklentiyi makul bir seviyede tutmak lazım. Yeni bir anayasa Türkiye’yi dikensiz bir gül bahçesi haline getirmez.”

“STK’dan bir diğer beklenti şu; bize gelen görüşler daha çok genel söylemlerden ibaret. Ancak derinlemesine görüşler bize ulaşmıyor. Yasama-yürütme-yargı arasındaki ilişki ne olacak, bu dengeler nasıl kurulacak gibi konularda STK’ların görüşlerini bekliyoruz.”

CEMİL ÇİÇEK'İN KONUŞMASININ TAM METNİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ...

Birinci Oturum

Açılış konuşmalarının ardından gerçekleştirilen ilk oturumun moderatörü SDE İç Politika ve Demokratikleşme Programı Koordinatörü Dr. Murat Yılmaz oldu. Prof. Dr. Yücel Sayman ise oturumun müzakeresini yaptı.

“Yeni Anayasada İnsan Haklarının Genel Rejimi” konulu sunumu Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez, “Yeni Anayasada Sivil-Asker İlişkilerinin Demokratik Modeli” konulu sunumu Yrd. Doç. Dr. Vahap Coşkun, “Yeni Anayasada Türkiye’nin İdari Yapısı ve Yerinden Yönetim İlkesi” konulu sunumu Doç. Dr. Ramazan Çağlayan gerçekleştirdiler.  

İnsan Haklarının Genel Rejimi

Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez 1982 Anayasasının 5, 17, 13, 14. maddelerine ve ne olması gerektiğine değindi ve şunları kaydetti; “Türkiye’nin insan hakları ile ilgili karşı karşıya olduğu sorunların önemli bir kısmı yürürlükteki anayasadan kaynaklanmaktadır. 1982 Anayasasının kişi hakları, sosyal haklar ve siyasal haklar başlıkları altında düzenlenen hak ve özgürlükler yanında sınırlama, kötüye kullanma, durdurma ve benzeri insan haklarının genel rejimini düzenleyen maddelerinde de önemli sorunlar mevcuttur. Özelikle Anayasanın belli bir ideolojik tercihi benimsemesi ve bu bağlamda başlangıç kısmında yer alan ifadeler 1982 Anayasasının insan haklarına ilişkin yaklaşımını önemli ölçüde sorunlu hale sokmaktadır. Anayasada önce insan haklarının niteliği, önemi, vazgeçilmezliği, korunması ve bu bağlamda insan hakları konusundaki devletin temel görevi ile ilgili hükme yer verildikten sonra, somut olarak hak ve özgürlüklerden Anayasada düzenlenmesi gerekenlere maddeler halinde yer verilmeli ve en sonunda insan haklarının sınırlandırılması ve olağanüstü hallerde tabi olduğu hukuksal rejim formüle edilmelidir. Ayrıca özgürlüklerin sınırlandırılması sürecinde sadece her bir özgürlük için geçerli olan özel sınırlandırma nedenlerine yer verilmeli, kötüye kullanma yasağı ya da 1982 Anayasasının başlangıç kısmında yer aldığı biçimde genel sınırlama hükmü olarak yorumlanabilecek maddelerden kaçınılmalıdır.”

Sivil-Asker İlişkilerinin Demokratik Modeli

Yrd. Doç. Dr. Vahap Coşkun, MGK, genelkurmay başkanının konumu, askeri yargı, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının yargılanması, sıkıyönetim, vicdani ret, askeri okullar sorunu, Yüksek Askeri Şura konuları üzerinde durdu. Coşkun şunları kaydetti; “Türkiye’de, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra, merkezinde askeri bürokrasinin yer aldığı bir “vesayet rejimi” kuruldu. Cumhuriyet’in başlangıcından beri “vesayet”, rejimin asli özelliklerinden biri olmakla birlikte, 27 Mayıs darbesinden sonra vesayetin kurumsallaşma düzeyi en üst seviyeye çıktı. 1999, 2001 ve 2004 yıllarında yapılan anayasal değişiklikler ve bunlara paralel olarak gerçekleştirilen birtakım yasal reformlar sayesinde, askeri otoritenin -seçilmiş yöneticilerin kararları üzerinde etkili olmalarını sağlayan yetkilerinin bir kısmı tasfiye edilmiştir. Bununla birlikte Türkiye’deki asker-sivil ilişkileri tamamıyla demokratik bir modele uygun hale getirilmiş değildir. Türkiye’nin tam manasıyla demokratik bir ülke olabilmesi için, yeni anayasasında askeri ve bürokratik vesayete sebebiyet veren hiçbir kurum ve ilke barındırmaması ve asker üzerinde evrensel ölçülerde bir demokratik sivil denetim sistemi kurması gerekir.”

Türkiye’nin İdari Yapısı ve Yerinden Yönetim İlkesi

Doç. Dr. Ramazan Çağlayan konuşmasında mahalli idarelere değindi. “1900’lü yıllarda merkeziyetçi görüş ön plana çıkmıştır. 1921 Anayasası ise daha çok yerinden yönetim konusuna ağırlık vermiştir. 1924 anayasasında yine merkeziyetçi görüş benimsenmiştir. 1961 Anayasası ise yerinden yönetim ilkesini benimsemişti. 82 Anayasasında da bu durum çok değişmemiş merkezin yerel üzerinde büyük bir ağırlığının olduğu bir sistem benimsenmiştir. Şimdi ki duruma baktığımızda ise üç farklı görüş ekseninde yeni anayasa için bir şekillendirilme yapılabilir. Mevcut yapı korunmalı, mevcut yapı ıslah edilerek devam ettirilmeli ve bazı yeni düzenlemeler olmalı. Biz yeni bir idari yapı modeli tasarlayabiliriz.”

Prof. Dr. Yücel Sayman oturumun müzakerecisi oldu. Sayman; "Devletin örgütlenmesinin temelinde amaç olarak insan onurunun yer alması dile getiriliyor. İnsan onuru kavramı doğru tanımlanmazsa tıpkı milli irade gibi tıpkı başka kavramlar gibi, bireyin üzerine çıkartılan dokunamayacağımız kavramlar haline dönüşüyor. İnsan onuru kavramı ile her şeyi yasaklayabilirsiniz, her şeyin önünü de açabilirsiniz. İnsan onuru kavramı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi çıkartıldığı zaman; insan türünün özünü korumak üzere çıkartıldı. Sanat yapabilmek, düşüncemi yansıtabilmek, din ve vicdan özgürlüğüm, bunlar doğada var olan haklarım. Bu haklarımın da sınırlandırılması değil, kullanılması söz konusu. Ben bu haklarımı kendi maddi ve manevi varlığımı geliştirebilmek için kullanacağım. Kendi kaderimi bizzat tayin edebilmek için kullanacağım. Madem yeni bir anayasa yapıyoruz toplumsal kararları, kendi lehimize nasıl alacağız; özgürlüklerimizi kısıtlamadan birlikte bunu kullanacağız" dedi.  

İkinci Oturum

İkinci oturumun moderatörlüğünü ise SDE İç Politika ve Demokratikleşme Programı Uzmanı Doç. Dr. Hamit Emrah Beriş yaptı. İkinci oturumda “Yeni Anayasada Türkiye’nin Hükümet Sistemi” konulu sunumuyla Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez, “Din ve Vicdan Özgürlüğü: Türkiye İçin Bir Anayasal Çerçeve Önerisi” konulu sunumuyla Doç. Dr. Bekir Berat Özipek, “Yeni Anayasada Vatandaşlık” konulu sunumuyla Yrd. Doç. Dr. Levent Korkut birer konuşma yaptılar. Prof. Dr. İhsan Dağı oturumu müzakere etti.

Türkiye’nin Hükümet Sistemi

Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez şunları kaydetti; “Hükümet sistemleri konusu Türkiye’de kolay kolay ülke gündeminden düşmemektedir. Konunun güncelliğinin bir nedeni koalisyon hükümetleri döneminde yaşanan istikrarsızlıklar iken, önemli bir diğer nedeni ise değişik zamanlarda siyaset adamları, yazarlar ve akademisyenlerin mevcut hükümet sistemindeki aksaklıkları göz önünde bulundurarak bu konuda farklı modeller önermeleri ve bunlarla ilgili olarak siyasal alanda yapılan tartışmalardır. Anayasacılık geleneğimizde yukarıdan aşağıya ve merkeziyetçi bir yaklaşım sorunu olduğu dikkate alındığında, hükümet sistemi formülasyonunda tabanın temsiline önem verme gereği katılımcı bir modelin tesisi açısından zorunlu hale gelmektedir. Buna ek olarak hükümet etmede etkinliğin sağlanabilmesi açısından yürütmeyi mümkün olduğunca vesayetten arındırmak gerekmektedir. Eğer bu arındırma olmadan model oluşturulursa, geçmişte olduğu gibi sistem sorun doğurmaya devam edebilir.”

Din ve Vicdan Hürriyeti

Doç. Dr. Bekir Berat Özipek din ve vicdan özgürlüğünü tanımladı, yeni anayasada din ve vicdan özgürlüğünün yeni anayasada nasıl tanımlanması gerektiği üzerinde durdu ve şunları kaydetti; “Din ve vicdan özgürlüğü, insanın insan olmasından dolayı sahip olduğu ve tanınmaması durumunda onun insan onuruna yaraşır bir biçimde yaşamasının mümkün olmadığı çok temel bir hakkı ifade etmektedir.” Özipek, din ve vicdan hürriyeti konusunda ideal bir formülasyonun nasıl olacağını sıraladı;

• Bireylerin, tek başlarına veya kolektif biçimde, özel veya açık biçimde din ve vicdana dayalı pratiklerini güvence altına almalıdır. Buna Türkiye toplumunun sosyolojik bir gerçeği olmasına karşın yasa dışı sayılan cemaat ve tarikatlarla, Sünni ve Alevi dergahları, tekkeleri, cemevleri, manastır, şapel veya apartman katında ibadethane benzeri ibadet mekanları da dahildir. Hiç kuşkusuz, bu pratikler, din karşıtı düşünce ve ifadeleri ve onlara ait mekanları da kapsamaktadır.

• Din ve vicdan özgürlüğü temelli sivil oluşumların her türlü vakıf, dernek, sendika türü gönüllü örgütleri aracılığıyla yürütecekleri faaliyetlerin, dini olmayan herhangi bir faaliyet gibi koruma görmesi sağlanmalıdır. Azınlıkların din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin statüleri, onların Lozan’ın güvencelerine ihtiyaç duymayacakları, kendilerini azınlık şemsiyesine muhtaç hissetmeyeceği biçimde düzenlenmelidir.

• Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin anayasal temeli kaldırılmalı, bu dersin tercihe bağlı olduğu açıkça belirtilmelidir. Bu kuralın ayrılmaz bir parçası olarak, din eğitimi ile dini eğitimin de bir hak olarak herkese tanındığı hükme bağlanmalı, böylece Türkiye’nin sivil alanda dini eğitim veren eğitim kurumları oluşturmayı kendi toplumuna yasaklayan tek demokratik ülke olma özelliği ortadan kaldırılmalıdır.

• Dini veya din karşıtı propagandanın ifade özgürlüğü kapsamında serbest olduğu açıkça belirtilmelidir.

• Dinin, mezhebin veya başka türden inanca ilişkin tercihin kimlik belgelerinde ifadesine yer verilmemeli, ancak bireylerin tercih etmeleri durumunda bunu yazdırmalarının da ifade, din ve vicdan özgürlüğünün bir parçası olduğu göz önüne alınmalıdır.

• Bu özgürlüğü sınırlandırmada bir ölçüt belirlenecekse, bunun geniş tutulmaması önemlidir. Bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğünün, “ancak başkalarının temel haklarına yönelik açık bir tehdit ve fiili bir zorlama söz konusu olduğunda, özüne dokunulmaması koşuluyla ve kanunla” sınırlandırılabileceği hükme bağlanmalıdır.

• Sivil bir anayasa söz konusu olacaksa, tıpkı diğer tüm ilkelerde olduğu gibi, laiklik konusunda da bir tercih yapılacak ve yeni anayasanın bu ilkeyi içerip içermeyeceğine, toplum karar verecektir. Anayasada laikliğe yer verilecekse, bunun özgürlükçü bir içerikle formüle edilmesi ve devletin dinler ve inançlar karşısında kesin tarafsızlığını ve bireysel özgürlüklerin herkese karşı korunmasını öngörmesi önemli olacaktır. Çünkü bugünkü durumda anayasanın laikliğin tanımı konusundaki suskunluğu -ki bunun bilinçli bir suskunluk olduğunu düşünmek için haklı nedenler vardır. Keyfiliğe ve ihlallere kapı aralamaktadır. Bu yapılmadıkça, bugünkü tartışmaların devam etmesi ve siyasi konjonktüre, ara dönemlere bağlı olarak insan hakları ihlallerinin yaşanması söz konusu olabilecektir.

• Din ve vicdan özgürlüğünün ideal formülasyonu, aynı zamanda ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve eğitim hakkının da nasıl formüle edileceğiyle yakından ilgilidir. Bu bağlamda, anayasadaki diğer maddelerin de genel özgürlük çerçevesiyle uyumlu biçimde içeriklendirilmesine dikkat edilmelidir.

• Mevcut anayasadaki 14. madde (kötüye kullanma yasağı) ile 15. Madde (temel hak ve hürriyetlerin kullanımının durdurulması) türü hükümlere yer verilmemelidir.

Vatandaşlık Kavramı

Yrd. Doç. Dr. Levent Korkut, vatandaşlık kavramının tarihsel süreçte gelişimini ve bugün gelinen noktayı anlattı. Korkut şunları kaydetti: “İnsan hakları alanında son iki yüzyılda görülen gelişmeler sonucunda, temel hak ve özgürlüklerin sadece vatandaşlar için değil, devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olmayan fakat devletin egemenlik alanında yaşayan tüm bireylerin hak ve özgürlükleri olduğu ilkesi tüm anayasal demokrasilerde kabul edilmiştir. Bununla birlikte, siyasi katılım haklarının sadece vatandaşlara tanınan haklar kategorisi olarak düzenlenmesi uygulamasına devam edilmektedir. Siyasi katılım hakkı ve hukuk önünde eşitlik günümüzde de vatandaşlığın temel özellikleridir. Avrupa Birliği üyesi devletlerin düzenlemelerinde ise Birlik üyesi devletlerin vatandaşlarının diğer üye devletlerin ülkelerinin yerel yönetimlerinde seçme ve seçilme haklarına sahip olması ilkesi benimsenmiştir. Bu ilke ile birlikte siyasi hakların vatandaşlara münhasır haklar olma özelliği, yerel yönetimlerle sınırlı olmak üzere, Birlik üyesi devletlerin vatandaşları bakımından terkedilmiştir diyebiliriz. Modern devlet sistemlerinde siyasi haklar alanı dışında eşitlik ilkesi de yabancıları içine alacak şekilde bireysel haklar alanına ilişkin bir ilke halini almaktadır. Tüm bu gelişmeler vatandaşlarla, vatandaş olmayanlar arasındaki uçurumun giderek kapandığına ve çağımız ulus devletlerinin bireylerin hak ve özgürlüklerinden hareketle anayasal sistemlerini şekillendirdiklerine işaret etmektedir. Ancak, günümüz devletlerinde de vatandaşlık, devlet ile birey arasındaki siyasi ilişkinin oluşturulması bakımından önemini korumakta, vatandaşlar siyasi haklarını bu statü ile kullanmakta ve kendi ülkeleri dışında vatandaşı oldukları devletlerin korumasından yararlanmaktadır” dedi.

Prof. Dr. İhsan Dağı şunları kaydetti; “Anayasanın yapım mühendisliği ve anayasanın içeriğine ilişkin çok derin bir literatür oluştu. Anayasa tanımı gereği yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir metin. Anayasa aynı zamanda devletin otoritesini sınırlandırıp bu şekilde bireyi daha güvenli kılar. Biz anayasayı tartışırken aslında çok farklı şeyleri tartışıyoruz. Herkes kendi varlığını ve yokluğunu anayasa üzerinden tartışıyor. Bizde anayasa aynı zamanda “nasıl bir yurttaş istiyoruz”u tanımlıyor. Anayasalar devletin nasıl bir resmi yurttaş istediklerini de tanımlıyor. Bu nedenle anayasa yapımı bir siyasal çekişme alanı haline geliyor. Saydığımız nedenlerden ötürü Türkiye’de yeni bir anayasa yapmak zor.”

SDE tarafından "Yeni Anayasa" çalışmaları kapsamında hazırlanmış analizlerin PDF versiyonları aşağıdadır.

“Yeni Anayasada İnsan Haklarının Genel Rejimi”

“Yeni Anayasada Türkiye’nin Hükümet Sistemi”

“Yeni Anayasada Türkiye’nin İdari Yapısı ve Yerinden Yönetim İlkesi”

“Din ve Vicdan Özgürlüğü: Türkiye İçin Bir Anayasal Çerçeve Önerisi”

“Yeni Anayasada Sivil-Asker İlişkilerinin Demokratik Modeli”

 




KONFERANS & PANEL KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’ de “Köklü Değişim Eşiğindeki Ortadoğu” Konferansı gerçekleştirildi…
16.02.2012 14:00:50

SDE'de Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın katılımıyla, “Medeniyetler İttifakı Yol Ayrımında mı? Avrupa’da Yükselen Yabancı Düşmanlığı, Irkçılık ve İslamofobi “ Sempozyumu gerçekleştirildi...
13.02.2012 15:52:29

SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirildi...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya