Hürmüz Boğazı, Urals Benchmark Planı, Petrol Fiyat Analizi
Hürmüz Boğazı Bilmecesi
İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı gördüğü ambargoya ve yaptırımlara karşılık olarak Hürmüz Boğazı’nı tanker trafiğine kapatacak olması petrol fiyatlarında şu an için en fazla baskı oluşturan konu olarak görülmekte. İran’ın olası bir trafiği engelleme girişiminin teknik yolları bir tarafa, petrol fiyatlarına etkisi üzerine bazı senaryolar oluşturulmaya başlandı.
İran’ın olası müdahalesinde muhtemelen en çok zarar görecek İran’ın kendisi ancak İran için bu durum kaçınılmaz gibi görünmekte. Zira ABD, yaptırım uygulanması konusunda Avrupa Birliği, Japonya ve Güney Kore’yi ikna etmiş gibi durmakta. Avrupa Birliği, Japonya ve Güney Kore’nin İran’dan toplam ham petrol ithali günlük 1.1 milyon varil. Bu da İran’ın toplam 2.4 milyon varillik ithalatının yaklaşık %46’sı. Bu durum bütün gelirlerinin %20’sini petrol ihracatından sağlayan İran için gelirlerde %9.2’lik bir azalma anlamına gelir. Aynı zamanda devlet gelirlerinde de yaklaşık %32’lik bir azalmayı da beraberinde getirir.
Ekonomik olarak zor durumda olan İran için bu ciddi bir sıkıntı. Bazı analistler İran’ın içinde bulunduğu bu zor durumu ise Çin için bir fırsat olarak görmekte. İran’ın toplam ihracatının %22’sini alan Çin, olası bir ambargo durumunda, İran’dan daha ucuz petrol almanın hesaplarını yapıyor. Çin gümrük verilerine göre Çin’in İran’dan yaptığı petrol ithalatı 2011’in ilk 11 ayında, 2010’un aynı dönemine göre %29 artış göstermiş ancak bu artışın sınırsız olamayacağını düşünenler de var.
Societe General’in 6 Ocak 2011’de yayınladığı İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması durumunda petrol fiyatlarının ne olacağına dair senaryoları anlattığı raporunda Çin’in her ne kadar ciddi bir avantaja sahip olsa da Avrupa Birliği’nin ambargo uygulayarak almayacağı 0.6 milyon varillik kısmın sadece 0.2-0.3 milyon varillik kısmının Çin, Hindistan ve diğer ülkeler tarafından ithal edilebileceğini savunmakta. Bunun da ancak İran’ın daha ucuza petrol satmasıyla mümkün olacağı söylenmekte. Bu durumda da İran için karlarda kaçınılmaz bir düşüş kesin.
ABD’nin toplam ithalatının sadece %9’unu İran Körfezi’nden yaptığını düşünürsek bu rotadan gelen ve geçen kaynaklara bağımlılığının çok az olduğunu ve bu nedenle de bu konuda rahatlıkla ısrar edebileceğini söyleyebiliriz. Avrupa Birliği içinse durum daha farklı. Ekonomisi ciddi sıkıntılar yaşayan Yunanistan’ın İran’dan petrol ithalatı toplam ithalatın %14’ü. İtalya’da bu oran %13, İspanya’da ise %10. Şimdiden Avrupa Birliği’nin ambargoyu yeni tedarikçiler bulana kadar 6 ay daha erteleyebileceği ya da bu ambarodan İtalya’nın muhaf tutulacağı çok sesli şekilde dillendiriliyor.
Güney Kore de bu konudan en çok zarar görecekler arasında. Toplam ham petrol ithalatının %9.4’ünü İran’dan yapan Güney Kore, kendisini bu ambargodan muaf tutabilmenin ya da miktarın tamamen kesilmemesinin yollarını arıyor. Japonya ise içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar nedeniyle çok direnemese de umudunu Suudi Arabistan’ın yedek kapasitesine bağlamış durumda.
Bloomberg’in yapmış olduğu bir analizde ABD’nin Körfez Savaşı’ndan sonra üçüncü defa 700 milyon varillik Stratejik Petrol Rezervlerini kullanıma açtığını belirtti. Uluslaraarası Enerji Ajansı (UEA/IEA)‘na bağlı diğer ülkelerin de 90 günlük arz stoklarını kullanıma açabileceğine dikkat çekildi. Ayrıca UEA‘nın İran Körfezi‘nin kapatılması durumunda günlük 14 milyon varillik bir stoğu piyasaya sürmek için planlar yaptığından da bahsedilen raporda bu planın sadece Çin, İran ve diğer UEA üyesi olmayan ülkelerin stok yapmaması ihtimaliyle yürütülebileceği kısmı da önemli bir nokta oldu.
Şu an için OPEC stoklarının toplamda, günlük 2.25-2.75 milyon varil olduğunu ve bunun da 1.75-2.25 milyon varillik kısmının Suudi Arabistan‘ın kontrolünde olduğunu düşünürsek bu senaryolarda Suudi Arabistan‘ın ne kadar önemli olduğu da ortaya çıkacak. Suudi Arabistan‘ın stoklarını kullandırması durumunda ilk etapta bir arz sorunu yaşanmayacak gibi görünmekte. Societe General raporu ve diğer resmi raporlarda İran‘ın olası bir müdahelesinin 2 aydan fazla süremeyeceği belirtilse de stokların kullanılmaya başlanması ile petrol vadeli fiyatlarında stok kaynaklı bir sıkıntının çıkacağı ve fiyatları 150 ABD Doları civarına çekebileceği kuvvetle muhtemel.
Putin’in Brent’e Karşı Urals Benchmark Planı
Rusya’nın politik gücünü geri kazanma çabasının son zamanlarda meyvelerini vermeye başladığını söylemek yanlış olmaz. Çin, Hindistan ve Brezilya ile kurmuş olduğu ortaklıklar ve İran ile kurduğu ciddi işbirliği sayesinde ABD ve Avrupa’nın dünya politikaları üzerindeki etkisine karşı ciddi bir pozisyon almış durumda. Bu gücün arkasında tabi ki petrol ve doğalgaz üreticisi ve ihratcatçısı olması da çok ciddi bir etken.
Rusya’nın bu gücünü daha da pekiştirmek için geliştirdiği stratejilerin en sonuncusu kendi benchmarkı olan Urals petrolünü, küresel bir benchmark olan Brent’e karşı giriştiği Urals petrolünü de bir küresel benchmark haline getirmek.
Bu noktada Brent petrolün durumunu biraz olsun anlatmak gerekli olabilir. Son zamanlarda üretimi çok ciddi düşen Brent Bölgesi’nin artık BFOE (Brent Blend-Forties-Oseberg-Ekofisk) Basket adı altında işlem görmesi –Brent Index diye de anılmakta-, Brent’in eski gücünden uzaklaştığı ve üretim miktarı olarak küresel benchmark olabilmesi için yeterli şartı sağlamasını oluşturma çabasının göstergesi.
BP’nin Dünya Enerjisi’nin İstatistiki Görünümü 2011 ( BP Statistical Review of World Energy 2011) Raporu’nda Norveç ve Birleşik Krallık’ın 2010 günlük üretimlerinin 2009 günlük üretimlerine oranı sırasıyla % -9.4 ve % - 7.7. Aynı rapor incelendiğinde üretimin iki ülke için de 2001’den bu yana istikrarlı bir şekilde düştüğü de görülmekte.
OPEC’in Aralık 2011 Raporu’nda da Norveç’in 2011 içindeki çeyrek bazdaki günlük üretiminin sırasıyla 2.14 milyon, 1.98 milyon, 1.99 milyon ve 2.08 milyon varil olduğu görülmekte. Bu da BP Raporu’ndaki 2.14 milyon varil/gün’lük 2010 üretimine kıyasla 2011 için ortalamada % -4.3’lük azalmayı göstermekte. Birleşik Krallık için ise 2011 yılındaki çeyreklik üretimler sırasıyla günde 1.27 milyon, 1.17 milyon, 0.95 milyon ve 1.17 milyon. 2011 kıyasla değişim de ortalamada % -14.9.
Bu sayılara bakıldığında Brent Bölgesi üretimlerinde ciddi bir sorun görülmekte. Bu soruna ilave diğer bir sorun da yeni kaynakların bulunmasında yaşanan sıkıntılar. Meksika Körfezi’ndeki BP kazasının ardından derin deniz sondajlarında artan risk tanımı ve buna bağlı maliyetler, Kuzey Buz Denizi’nde, Birleşik Krallık ve Norveç karasularında yeni kaynak arayışların ortaya çıkarılmasını zora sokunca Brent için üretim düşüşlerindeki mevcut duruma çözüm bulmak da mümkün olamadı.
Bütün bu sıkıntıların yanında Rusya için ise işler gayet yolunda. 2011 içinde günlük ortalama 10.26 milyon varil petrol üreten Rusya, 1994’den beri sürekli artan üretimini devam ettirmekte. Şu an için Dünya’nın en büyük petrol üreticisi konumundaki Rusya’nın kendi benchmarkı olan Urals petrolünün Brent’e karşı oluşan fiyat farkını kabul etmemesi de çok beklenmedik bir durum olarak görülmemeli.
Novorossiysk ve Primorsk’daki petrol ihraç limanlarının da idaresini yapan Summa Group’un Rotterdam’da 3 milyon kübik metre kapasiteli 1 milyar dolarlık bir terminal inşaatı yapmaya karar verdiği haberleri de bu durumun çok açık bir sonucu olarak karşımıza çıktı. Bu terminalin inşaatı ile Rusya’nın Urals petrolü için Avrupa’daki ticaretlerinde kullanmak üzere bir hub oluşturma planı da başlayabilmiş olacak. Şu anda alınan haberlere göre de terminal inşaatının 2013’de bitmesi öngörülüyor. Summa Group Birinci Başkan Yardımcısı Alexander Vinokurov’un da belirttiği gibi bu yeni terminal Rotterdam’ın sıvı kapasitesini %10 arttıracak. Bu da Rusya için ciddi bir avantaj olarak karşımıza çıkacak.
Rusya’nın Urals’ı bir benchmark yapma planı tutarsa bu durumda ihracatında fiyatını Brent’e endekslemeyerek kendi fiyatını belirleyebilme lüksüne kavuşması ile oluşturduğu arz/talep oranına göre yeni fiyatlamaya gidebilme durumu oluşacak. Aynı zamanda Rotterdam’daki terminal ile Urals ihracatında forward pazarın ve future kontratların oluşturulması için de ciddi bir adım olarak görülmekte. Ekim 2006’dan bu yana NYMEX’de REBCO (Russian Export Brent Crude Oil) adı altında işlem görmekte ancak son iki yıldır hiçbir REBCO kontratı NYMEX’de işlem görmedi.
Petrol Fiyat Analizi
2011 yılı içerisindeki ham petrol fiyatlarının hareketleri genel olarak ilk önce Arap Baharı ile başlayan daha sonra da Japonya, ABD ve Avrupa’nın farklı nedenlerle içine düştükleri ekonomik sıkıntılardan kaynaklı spekülasyona açık hava nedeniyle yüksek seyirli oldu. Brent petrolün 100 ABD Doları barajını geçtiği Şubat ortasından bu yana fiyatı hiç 100 ABD Doları’nın altını görmedi. WTI için daha spekülatif bir ortamın gözüktüğü de dikkatkerden kaçmadı.
2011 içerisinde NYMEX ve ICE’de işlem gören futures kontratları kaynaklı bu fiyat artışları, arz/talep olarak bir sorunun çok ciddi yaşanmadığı, Arap Baharı sırasında bazı arz endişelerinin oluştuğu ancak çok etkili olmadığı ve Avrupa’nın ciddi ekonomik sıkıntılara girerek talebi aşağıya çektiği bu dönem için çok dikkat çekiciydi. 2011, spekülatif hareketlerin fiyatlar üzerindeki etkilerini çok net bir şekilde görebildiğimiz bir dönem olarak aklımızda kalacak.
İçinde bulunduğumuz zaman diliminde de İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla tırmanan arz endişesi yerini biraz olsun sakin bir duruma bırakmış gibi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla günlük 17 milyon varillik ham petrol taşımasının gerçekleştiği İran Körfezi’ndeki trafiğin durması ihtimali ile gerilen fiyatlar, Avrupa Birliği’nin ambargo kararını 6 ay daha erteleyebileceği haberleri ile biraz olsun rahatlamış oldu.
Şu an çok ciddi sıkıntılar yaşayan İtalya, İspanya ve Yunanistan’ın ciddi bir tedarikçisi olan İran’a karşı ambargo uygulaması Avrupa Birliği’nin kendi üyeleri için de çok ciddi bir problem oluşturabilecek gibi durmakta. Yeni bir tedarikçi bulmadan İran’a ambargo uygulanması durumunda zaten ciddi sorunlar yaşayan bu ülkelerin daha da derinlere saplanması ve Euro Bölgesi’nin şu an saplandığı bataklıktan kurtulamayarak, Euro’nun çok ciddi bir yara alması muhtemel. Bu durumda Çin sayesinde değer bulan Euro’nun değerini korumak için bir dayanağı kalamyacağı için de ABD Doları’nın değerinde Euro’ya karşı oluşacak aşırı değerlenme, AB ekonomilerinin petrol ithalatı kaynaklı cari açıklarını daha da derinleştirerek, Avrupa Birliği’nin ve Avrupa ekonomilerinin sonunu hazırlayabilir.
Olası bu durumda ambargoya karşı kendini koruyamamış İran’ın ciddi bir gelirden olması da artık kaybedecek fazla bir şeyi olmayan bir ülke konumuna girmesini sağlayabileceği için durumu daha da derinleştirebilir. Kasım 2012’de seçimlere gidecek ABD’de İran konusunun da ciddi bir seçim malzemesi yapılacağı da kesin gibi. Bu durum da tansiyonun yükselmesi ihtimalini çok fazla arttırmakta. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın her fırsatta tekrarladığı Eylül 2012’ye kadar İran’a müdahale edilememesi durumunda çok geç kalınacağı ve İran’ın nükleer tesislerini çoğaltacağı ve Fordow’daki bir dağın içine gömerek müdahaleyi imkansızlaştıracağı yönündeki telkinlerinin etkisinin ne olacağı da bu noktada önemli.
ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, İran’ın Aralık 2012’den sonra nükleer silah üretecek seviyeye gelebileceğini açıklaması da resmi ağızlardan İran’a bir müdahale olacaksa bunun Aralık’tan önce yapılması gerektiği mesajını da üstü örtülü de olsa vermekte. 30 Haziran’dan sonra ABD’nin İran Merkez Bankası’na karşı yeni yaptırımları uygulayacağını duyurması da bu süreç içerisinde önemli bir nokta olabilir. Bu yaptırımların konulması ve İran Merkez Bankası ile çalışan ülke ve firmaların ABD tarafından cezalandırılacak olması, İran’ın ham petrol ihracatını tamamen bitirebileceği için bu tarihin dikkatle izlenmesi gerektiği de açık.
Şu an için arz/talep oranı tarafından bir baskıya maruz kalmayan ham petrol fiyatları, İran’ın olası Hürmüz Boğazı müdahalesi ile bu baskıyı yaşayabilir. Bu durumda fiyatların spekülatif hareketlerle de beslenerek 140-150 ABD Doları civarına kadar yükselmesi muhtemel. Yine de bu durumun çok uzun sürmesi pek makul görünmemekte. Olası bir müdahelede İran’ın sadece ABD tarafıından değil Dünya kamuoyunun büyük bir kısmı tarafından da tepki ve saldırılara mazur kalacağı da düşünülürse, İran’ın bu hareketini çok uzatması pek muhtemel olmayabilir.
Rusya’nın yükselecek petrol fiyatlarından bir kar etmek istemesi bir tarafa, optimum fiyatın aşılması durumunda ihracatının etkileneceğini bildiği bir gerçek. Aynı zamanda Çin’in de yüksek petrol fiyatlarından etkilenmek istemediği, şu an kendisi için en büyük problem olan enflasyona karşı bu durumdan uzak durmak istediğini tahmin etmek de zor değil. Ayrıca ABD Doları’na karşı elindeki en ciddi kozlardan biri olan Euro’nun merkez bölgesinin artacak petrol fiyatlarından etkileneceğini bildiği için de bu durumu uzun süre kabullenmeyeceği düşünülebilir.
Brent futures (bir sonraki ay) haftalık fiyat grafiği (yazılım: İş Bankası Trademaster International)
WTI futures (bir sonraki ay) haftalık fiyat grafiği (yazılım: İş Bankası Trademaster International)
Yukarıda grafiklerini gördüğümüz futures fiyat grafiklerini de incelersek, fiyatların yukarı yönlü baskısı görülebilir. Hem Brent hem de WTI için 100 ve 200 günlük hareketli ortalama çizgileri fiyatın aşağısında ve fiyatla arasındaki mesafenin de orta vadede artış sinyali verecek şekilde açık olduğu görülmekte. Brent petrolün 21 günlük hareketli ortalaması fiyata paralel bir seyir izlemekte. 21 günlük moment grafiği de şu an için bu durgunluğu destekler görüntüde (moment grafikleri yukarıdaki grafiklerde konulmamıştır).
Brent petrolün fiyatının Aralık 2010’un ortalarından başlayarak 130 ABD Doları civarına kadar çıktığı dönemi kullanarak çizilen Fibonacci çizgilerine bakıldığında Eylül başından beri Fibo 38,20 seviyesinin bir direnç, Fibo 61,80 seviyesinin de bir destek oluşturduğu görülebilir. Fibo 50,00 seviyesi de Fibo 61,80 ve Fibo 38,20 arasındaki bandın ağırlık merkezi işlemi görmekte. Bu görüntüde bu bandın giderek daraldığı da görülmekte. Bu daralmanın sonunda Fibo 38,20 ve 61,80 seviyelerindeki destek ve dirençlerin durumunun kritik olabileceği düşünülebilir.
WTI içinse 21 günlük hareketli ortalama çizgisi halen fiyatın altında ve yukarı yönlü bir sinyal vermekte. WTI için de 21 günlük momentum grafiği de yukarı yönlü bir sinyal veriyor. Ayrıca WTI için de fiyatın 114 ABD Doları’nı gördüğü trendin başlangıcı ve bitişi alınarak çizilen Fibonacci çizgilerinin de fiyat kırılmalarından etkili olduğunu görebiliyoruz. Fibo 50,00 seviyesinin ciddi bir direnç oluşturduğu bu durumda, Fibo 50,00 ve Fibo 76,40 seviyeleri arasında bir bandın oluşmasını bekleyebiliriz. Ayrıca Fibo 50,00 seviyesinin aşılması durumunda fiyatın hangi seviyede duracağını kestirebilmekse şu an için oldukça güç. WTI için birinci destek Fibo 76,40, ikinci destek ise Fibo 100,00 seviyesi gibi gözükmekte.
Bu bilgiler ışığında fiyatların önümüzdeki dönemde yukarı yönlü bir baskı görmesi muhetemel ancak yine de spekülatif hareketler her ne kadar kuvvetli de olsa arzın çok ciddi bir sıkıntıya girmeyeceğini, küresel ekonomik problemler nedeniyle talebin çok artamayacağını ve hatta Euro Bölgesi kaynaklı bir azalmanın olabileceğini düşünmek için yeterli veri mevcut. Ayrıca Euro’nun yaşayabileceği sıkıntılar nedeniyle ABD Doları’nın değerinin artmasının da etkisiyle ham petrol fiyatlarının çok ciddi seviyelerde ve uzun süreli bir artışa geçmesi pek de mümkün görünmemekte. Kritik tarihler olarak ABD ve İran seçimleri ile Avrupa Birliği’nin İran petrolüne ambargo kararını açıklayacağı tarihlere dikkat etmekte fayda olabilir.
*Kahin Enerji Danışmanlık