|
İsrail – Filistin Barışı Gene Ertelendi!
09.11.2009 18:49:57
Obama yönetimi, taraflar arasında müzakerelere tekrar başlanması konusunda son derece ısrarlı gözükmektedir...
İsrail – Filistin Barışı Gene Ertelendi!
Son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, Müslüman ve Arap ülkelerinin ABD’ne olan güvenini yitirmesine sebep olmuştur. Özellikle ABD’nin birliklerini Irak’tan çekmeye başlamasıyla, geçmiş yıllara göre bölgede Amerikan düşmanlığının arttığı ve ABD’nin Ortadoğu’da bulunan etkinliğinin azaldığı söylenebilir. ABD yönetiminin eski imajını tekrar kazanma arzusu, Barack Obama yönetiminin politikalarına da yansımıştır. ABD Başkanı Obama’nın; 4 Haziran 2009’da Kahire’de yaptığı konuşmasına (Tıkla-1) “Assalaamu alaykum” diyerek başlaması, bu konuşmasında ABD ile Müslüman dünyası arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi üzerine değerlendirmelerde bulunması, ardından Eylül ayında Beyaz Saray’da iftar yemeği daveti vermesi (Tıkla 2) ve bu yemek sırasında İslam’ın Amerika’nın bir parçası olduğunu dile getirmiş olması, Müslüman ülkelerle olan ilişkilerin iyileştirilmesi için yapılan girişimlere örnek olarak gösterilebilir. Ancak bu konudaki en önemli, somut ve kabul edilebilir girişiminin, yıllardır süregelen Filistin – İsrail anlamazlığını çözme girişimi olduğu söylenebilir. Aylardır ABD yönetimi, taraflar arasındaki anlaşmazlığın giderilmesi için, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile temaslarda bulunmuştur. Taraflar arasındaki görüşmeler, geçtiğimiz yıl Aralık ayından bu yana askıya alınmıştır. (Tıkla-3) Uzun süredir görüşme yapmaya bile yanaşmayan tarafların, çözüm sürecinde biraraya gelmeyi reddetmesi muhtemel gözükmektedir. Buna rağmen, ABD’nin aylardır devam eden ikna çabaları sonuç vermiş ve iki lider, 22 Eylül Salı günü New York’ta düzenlenen BM Zirvesi’nde Obama’nın öncülüğünde görüşme yapmayı kabul etmiştir.
Filistin Yönetimi ile İsrail Devleti arasında yıllardır var olan başlıca sorunlar şu şekilde sıralanabilir: Nihai sınırlar, Kudüs’ün durumu, Filistin mültecilerinin geleceği ve İsrail yerleşkeleri... Sıralanan sorunlar özellikle 1967 yılında (6 – Gün - Savaşları’nda), İsrail’in Filistin topraklarını ilhak etmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu nedenle şimdiden, tarafların sınırlar konusunda mutabakata varabilmesinin zor olduğu değerlendirmesi yapılabilir; ancak Obama yönetimi, taraflar arasında müzakerelere tekrar başlanması konusunda son derece ısrarlı gözükmektedir. Örneğin, Filistin Yönetimi, İsrail, inşaatlarını durdurmadığı takdirde müzakerelere başlamayacağını belirttiği için, ABD Yönetimi İsrail’e Batı Şeria’daki inşaatlarını durdurması yönünde baskı yapmaktadır. (Tıkla-4) Bu noktada Filistin Yönetimi’nin, ABD’nin çözüm teklifine olumlu baktığını söylemek yanlış olmayacaktır. Ayrıca Filistin bu süreçte arkasında ABD, Avrupa, Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye’nin de desteğini almıştır. Filistin’i destekleyen bu kadar güç olmasına ve Amerika’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi George J. Mitchell’in, İsrail ile defalarca görüşmede bulunmasına rağmen, İsrail bu konuda hiç taviz vermemiş ve ilerleme sağlanamamıştır. Üstelik son gelişmelerin, İsrail – ABD ilişkilerine zarar verdiği de söylenebilir. Örneğin, 14 Eylül tarihinde Mitchell ile görüşmesi beklenen Netanyahu, bir eğitim uçuşu kazasında hayatını kaybeden Asaf Ramon’un cenazesini gerekçe göstermiş ve randevusunu ertelemiştir. Geçtiğimiz haftalarda ise Netanyahu’nun gizlice Rusya’yı ziyaret etmesine anlam verilememiştir. Netanyahu, ABD’nin inşaat konusunda yaptığı baskısına süre konusunda da karşı çıkmaktadır. Buna göre, inşaatların dondurulması süresi sadece 6 ay ile sınırlı kalacak, ayrıca kesinlikle Doğu Kudüs’ü kapsamayacaktır. Mitchell ile görüşmeler devam ederken, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın 455 yeni inşaat iznini onaylaması ve ne olursa olsun 2500 yerleşkenin inşasına devam edileceği yönünde açıklamada bulunması (Tıkla-5), aslında İsrail’in yerleşkeler konusundaki tavrının ne yönde olacağının açık bir göstergesini oluşturmaktadır. İlerleyen günlerde İsrail, müzakerelere başlamak adına inşaatlarını durdurduğunu açıklasa bile, elindeki İsrail Hükümeti’nce alınan yasal kararları öne sürüp, meşru olduğu gerekçesiyle genişlemesine devam edebilir. İsrail’in bu tutumunun, ABD’ne tarafları müzakereye ve barışa ikna etme konusunda başarısızlığa itmesi muhtemeldir. Buna karşılık, ABD’nin İsrail’e yönelik bu baskıcı ve ısrarcı tutumunun, Arap ülkelerini kendilerine özgü siyasi yaklaşımları bağlamında bir ölçüde de olsa, olumlu yönde etkilemeye başlaması olası gözükmektedir. Ayrıca, Obama’nın Ortadoğu’da barışın sağlanmasına, kendisinden önceki ABD Başkanı George W. Bush’tan daha fazla önem verdiği de söylenebilir.
Yaşanan bütün bu gelişmelerin, Obama yönetimi ile birlikte ABD’nin Ortadoğu’da izlediği politikalarının değiştiğine dair olumlu izlenimler yaratmaya yönelik olduğunu söylemek pek de abartılı olmaz. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan BM Gazze Raporu’nun, İsrail – ABD ilişkilerinde yaşanan anlaşmazlıklarla ve ABD’nin Ortadoğu’da değişen politikası ile aynı döneme gelmesi de dikkat çekicidir. Richard Goldstone’un hazırladığı BM Gazze Raporu’nda, İsrail’in ve Hamas’ın savaş suçları işlediğine dair değerlendirmeler yer almaktadır. Bu rapor, İsrail Hükümeti tarafından çok eleştirilmiş ve kınanmıştır. İsrail’in terör örgütü olarak kabul ettiği Hamas ile aynı suçları işlediğine dair değerlendirmelerin, BM gibi önemli bir kurumun raporunda yer almış olmasının, İsrail için çok yıkıcı olduğu söylenebilir. İsrail Hükümeti, raporun BM Güvenlik Konseyi’nde onaylanmadan önce, İsrail’e olan zararını en aza indirmek amacıyla görüşmelerde bulunacağını açıklamıştır. (Tıkla-6)
Gelişmeler sonucu, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve ABD Başkanı Barack Obama’nın katılımından oluşan üçlü zirve, 22 Eylül tarihinde New York’ta düzenlenen BM Zirvesi’nde gerçekleşmiştir. Zirvenin önemi şu şekilde sıralanabilir: Netanyahu’nun Mart ayında göreve gelmesinden bu yana, Abbas ile ilk görüşmesi olmuştur. Obama: “Tüm engellere, yaşananlara, güvensizliklere rağmen ilerlemek için bir yol bulmalıyız” diyerek (Tıkla-7), Ortadoğu barış sürecine en yakın zamanda başlanacağının sinyallerini vermiştir. Obama yönetiminin diplomatik girişimleri başarısız olmamış, ucu açık yeni bir süreç başlamıştır. Ekim ayında tarafların tekrar görüşmesi, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın müzakere süreciyle ilgili rapor hazırlaması ve Mitchell’ın taraflarla temaslarını sürdürmeye devam etmesi kararları alınmıştır.
Sonuç olarak, Filistin ve İsrail arasındaki müzakere süreci ABD öncülüğünde tekrar başlayacak gibi gözükmektedir. Eğer taraflar anlaşabilirse; İsrail Devleti, Arap devletleri ile ilişkilerini düzeltebilir, Filistin Yönetimi ise halkına barış ve huzur sağlayabilir. Ancak gerçekçi olmak gerekirse, şu aşamada müzakereler başlasa bile gerçek bir barışa ulaşılması olası görünmemektedir. 14 Haziran’da Netanyahu, Bar IIan Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği konuşmasında, yerleşkeler konusunun büyük bir sorun olmadığını, asıl önem verilmesi gereken konuların İsrail’in bir Yahudi ulusu olarak tanınması ve gelecekteki Filistin Devleti’nin etkili bir şekilde silahsızlandırılması olduğunu belirtmiştir. (Tıkla-8) Filistin Yönetimi ise, İsrail inşaatları durdurulduğu takdirde müzakerelere başlamayı kabul edeceğini, her defasında dile getirmektedir. Bu açıklamalara bakıldığında, taraflar açısından mevcut sorunların önceliklerinin farklı olduğu söylenebilir. Ayrıca, inşaatların durdurulmasına karşı olmasına rağmen, süresi konusunda Mitchell ile pazarlık yapan sağ görüşlü Likud Partisi başkanı Netanyahu, İsrailli pek çok yazar, uzman ve politikacı tarafından da eleştirilmiştir. Örneğin, geçtiğimiz günlerde İsrail’in Kadima Partisi Lideri Tzip Livni, Netanyahu’ya çok ağır eleştirilerde bulunmuştur. (Tıkla-9) Bu sürecin, Hamas tarafından da sürekli müdahaleye uğramasının (Tıkla-10), Abbas’ı zor durumda bıraktığı söylenebilir. Açıkçası; İsrail – Filistin barış sürecini baltalamaya çalışan ve bu süreci kendi çıkarları için kullanmaya devam eden üçüncü aktörler olduğu sürece, taraflar arasında barış gerçekleşeceği beklentisi içinde olmak hayal kırıklığından başka bir şey getirmeyecektir. İleride, belki başka bir baharda gerçek bir barış olabilir.
(Hilal KÖSE, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan, 25.09.2009)
|