Avro alanında yaşanan borç krizinin tekrarlanmasının önlenmesi amacıyla, Avro alanında daha sıkı mali kuralların belirlenmesi ve kurallara uymayan üyeler için daha sert yaptırımların uygulanmasının sağlanmasını teminen, Fransa ve Almanya’nın Lizbon Antlaşması’nda değişiklik yapılması önerisi, Birleşik Krallık’ın net itirazı ile karşılaşınca; Avro alanında mali disiplinin sağlanmasını teminen Birlik çerçevesi dışında, hükümetlerarası bir mali antlaşmanın akdedilmesi yoluna başvurulmuştur. Söz konusu antlaşmanın Mart ayı içinde antlaşmaya taraf olmak isteyen Avrupa Birliği üyeleri tarafından imzalanması öngörülmektedir. Ancak, Mart ayında imzalanması öngörülen antlaşmanın metni halihazırda tamamlanabilmiş değildir; zira hazırlanan taslak metinler eleştirilere maruz kalmaktadır.
Mali antlaşmanın Aralık ayı içinde hazırlanan 14 maddelik ilk taslağı Avrupa parlamenterleri tarafından incelenmiş, ancak taslağa parlamenterlerden yoğun eleştiriler gelmiştir. Bazı parlamenterler, taslakta öngörülen, ancak halihazırdaki Avrupa Birliği müktesebatı ile gerçekleştirilemeyecek olanın ne olduğunu anlamakta zorluk çektiklerini ifade etmişlerdir; zira mali antlaşmanın taslağında yer alan hususların, 13 Aralık 2011 tarihinde yürürlüğe giren ve İstikrar ve Büyüme Paktı kurallarını güçlendirmeye yönelik olarak “Six-Pack” olarak bilinen beş tüzük ve bir direktifden oluşan kurallar setinden çok da farklı olmaması dikkat çekmektedir. 13 Aralık 2011 tarihinde yürürlüğe giren kurallar seti uyarınca; bir üye devlette bütçe açığının GSYH’ya oranı referans değer olan %3’ün altında olsa bile, ilgili üye devlette kamu borcunun GSYH’ya oranının %60’ı aşması halinde üye devlet aşırı bütçe açığı prosedürüne konu olacaktır. Diğer taraftan üye devletler için orta-dönemli bütçe hedefleri ile harcama kriteri tanımlanacaktır. Orta-dönemli bütçe hedefini tutturamayan üye devletler için harcamalarındaki artış oranları, harcama kriterinin altında tutulacaktır. Yaptırım mekanizmasında ise, nitelikli çoğunluk yerine, “ters nitelikli çoğunluk” uygulamasına geçilecek; yani Komisyon’un yaptırım uygulanmasına ilişkin tavsiyesi, Konsey’de nitelikli çoğunlukla reddedilmediği müddetçe ilgili üye devlete mali yaptırım uygulanabilecektir.
Dolayısıyla, Avro alanında daha sıkı mali disiplin amacıyla hazırlanmakta olan mali antlaşmanın, 13 Aralık 2011 tarihinde yürürlüğe giren “Six-Pack”den farkı yoksa, yeni bir antlaşmanın hazırlanması ve onaylanması gibi hiç de kolay olmayan bir sürece, -üstelik anılan süreç üye devletler arasında ciddi görüş ayrılıklarının altını çizerek Avrupa Birliği’nin geleceğinin tartışılmasına sebep oluyorsa- girilmesinin bir anlamı olmadığı açıktır. Dolayısıyla yeni mali antlaşmaya anlam kazandıracak olan, halihazırdaki Avrupa müktesebatı ile düzenlenemeyen alanları düzenleyebilecek, müktesebatının içermediği hükümleri içerebilecek olmasıdır.
Avrupa parlamenterlerinden gelen eleştiriler dışında, Avrupa hukukçularının da yeni mali antlaşmaya ilişkin tereddütlerini ifade ettikleri görülmektedir. Maastricht, Amsterdam, Nice Antlaşmaları ile Anayasal Antlaşma ve Lizbon Antlaşması’nın yazım çalışmalarına katılan Avrupa Birliği hukukçusu Jean Claude Piris, Avro’nun istikrarının sağlanmasının Avro alanı için son derece önemli olduğunu, bu nedenle Avro alanı ülkelerinin daha ileri gitmek zorunda olduklarını belirtirken, hazırlanmakta olan yeni antlaşmanın mali krizin çözümü için yeterli olmayacağı uyarısında bulunmuştur.
Mali antlaşmanın 10 Ocak 2012 tarihinde tamamlanan ve “Treaty on stability, coordination and governance in the Economic and Monetary Union” başlıklı üçüncü taslağının da, başlangıçta öngörüldüğünün aksine, Avrupa Komisyonu’na ve Adalet Divanı’na verilmesi planlanan yetkileri azalttığı, antlaşma kurallarından geçiçi sapmalara imkan tanıdığı yönünde eleştiriler gelmektedir.
Piris mali krizlerle mücadelede mali antlaşma hükümlerinin yeterli olmadığını ileri sürerken; antlaşma taslağının hazırlanması sürecinde, antlaşma metninin taslaklarının daha gevşek mali kuralları, katı olmayan yaptırımları ve Avrupa Komisyonu’na ve Adalet Divanı’na daha az yetkiler veren hükümleri içerecek şekilde şekillendirildiği gözlemlenmektedir. Bu yönde bir gelişme, antlaşmaya taraf olmak isteyecek devlet sayısını artırabilir; hatta Birleşik Krallık’ın mali antlaşmaya karşı mesafeli tutumunu yumuşatma ihtimali taşıyabilir. Ancak, Birleşik Krallık’ın yeni mali antlaşmaya taraf olma ihtimali oluşursa, yirmi altı üye devlet tarafından imzalanması beklenen antlaşmanın Birlik çerçevesi dışına alınmış olmasının da hiçbir anlamı kalmayacaktır. Hatta, Birleşik Krallık’ın antlaşmaya itirazı giderilebiliyorsa, yeni bir antlaşma yerine, Lizbon Antlaşması’nda değişiklik yapmak daha makul bir yaklaşım olacaktır ki, bu durumda hükümetlerarası bir antlaşma ile Birlik kurumlarının yetkili kılınmasına yönelik itirazlar da giderilmiş olacaktır.
Üstelik yeni mali antlaşmanın hazırlanmakta olduğu süreçte, Avrupa Komisyonu’nun tutumu da eleştirilere maruz kalmaktadır. Danimarka’nın Brüksel’deki elçisi Christoffersen, Barroso’nun yönetimindeki Komisyon’un bir çeşit hükümetlerarası kuruluşa döndüğünü, Komisyon’da tartışmalardan kaçınıldığını ileri sürmektedir. Komisyon’a yönelik eleştiriler dikkate alınırsa; Lizbon Antlaşması’nın 17. maddesinin ilk paragrafında da ifade edildiği gibi, Birliğin genel çıkarlarını desteklemek ve bu amaca yönelik uygun girişimlerde bulunmak yükümlülüğü altında olan Komisyon’un, Birlik çerçevesi dışına alınarak, hükümetlerarası bir antlaşma şeklinde hazırlanan yeni mali antlaşmanın hazırlanma sürecinde ne kadar aktif rol oynayabileceğinin önemli bir mesele olduğu görülmektedir. Zira mali antlaşma entegrasyon hareketinin homojenliğini bozacak, dolayısıyla entegrasyon hareketini olumsuz etkileyecek nitelikte ise -bu husus tartışmaya açıktır- Birliğin genel çıkarlarını korumakla yükümlü Komisyon’un tutumunun söz konusu antlaşmaya destek vermek şeklinde oluşması kolay anlaşılabilir bir husus olamaz. Dolayısıyla Komisyon’un yeni mali antlaşmanın hazırlanmakta olduğu süreçteki tutumu eleştirilecek ise, öncelikle mali antlaşmanın Avrupa entegrasyon hareketini ne yönde etkileyeceğinin ve Birliğin tümünün genel çıkarına uygun olup olmayacağının tartışılması ve netleştirilmesi gerekir ki, Komisyon’a yönelik eleştiriler bu kapsamda anlam ifade edebilir.
Kısaca, mali antlaşmanın ilk taslaklarının, hem antlaşmaya destek verenler hem de vermeyenler tarafından eleştirilmekte olması, yeni bir antlaşmanın hazırlanması kararının Avrupa’yı zor bir sürecin içine sokmuş olduğunun açık göstergesidir. Bu süreçte bir tarafta antlaşmaya karşı çıkanların itirazları, diğer tarafta antlaşma hükümlerini yetersiz gören antlaşma yanlılarının itirazları sonrası antlaşma metninin nasıl şekillendirileceği merak konusudur.
Dr., Hazine Müsteşarlığı*