ENGLISH
22.05.2012
Ana Sayfa » OrtadoğuGeri Dön «

Yeni Bir Soğuk Savaş mı?

11.01.2012 13:16:39

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Amine Yazıcı*

 

Dünyadaki uluslararası ilişkiler ve dengeler, Soğuk Savaş’ın sona erdiği yıllarda ve sonrasında tek kutuplu bir siyasi sistemin var olduğu yapıdan yeniden, bir kez daha, çift kutuplu hatta çok kutuplu bir yapıya doğru dönüşüm göstermektedir. Soğuk Savaş döneminin iki süper gücünden biri olan Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Amerika’nın dünya siyasetinde devam ettirdiği etkisi son zamanların yükselen gücü Çin ve Rusya karşısında sorgulanır hale gelmiştir. Rusya ve Çin’in gerek ekonomik gerekse siyasi alanda yükselen trendleri hem bölgelerinde hem de küresel bazda artan güçleri beraberinde yeni askeri ve ekonomik birliktelikler ortaya çıkarmıştır.
 
Son günlerde İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan özellikle Hürmüz Boğazı gerginliği, yapılan karşılıklı tehditler İran ve ABD eksenli yeni bir kriz kapıda mı sorusunu gündeme getirmiştir. Mevcut siyasi konjonktür küresel sistemin belirleyicilerinin önümüzdeki yıllarda değişeceğini ve çok kutuplu bir sistemin ortaya çıkacağının sinyallerini vermektedir. Bu yazıda Soğuk Savaş sırasında yaşanan karşılıklı nükleer silahlanma, güvenlik örgütleri, caydırıcı güç ve Kutuplaşan dünyanın ekonomik, siyasi ve askeri çatışma fay hatları tartışılacaktır.
 
Soğuk Savaş Dönemi Silahlanma Yarışı
 
Soğuk Savaş süresince ABD ve SSCB’nin girdiği karşılıklı silahlanma yarışı ve sahip olunan nükleer güç beraberinde bunların birbirine karşı kullanılabilirliğini de engelledi. Her iki tarafta da olan gücün birbirine karşı kullanılması olasılığının düşük olması ise “Caydırıcı Güç” olarak tanımlanmıştır. Snyder caydırıcılığı, düşmanın aldığı risk ve maliyet kaybının muhtemel kazancının önüne geçeceğinin hissettirilmesiyle, askeri teşebbüslere girişmesine karşı cesaretinin kırılması olarak tanımlamaktadır[i]. Snyder caydırıcılığı, Soğuk Savaş yılları içerisinde ABD ve SSCB arasında sıcak bir çatışma yaşanmamasının en önemli etkeni olduğunu söylemek mümkün olsa da yıllar içerisinde savaşın eşiğine getiren gelişmelerde yaşanmıştır. Soğuk Savaş’ın zirve noktası olarak gösterilen Küba bunalımında iki süper gücün sahip oldukları nükleer silahları kullanma noktasına gelmeleri aynı zamanda “Yumuşama”nın (Detant) da başlangıcı olmuştur. Küba bunalımının ardından (1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılması’nın Önlenme Sözleşmesi gibi) çok taraflı çabaların yanı sıra ABD ve SSCB silahsızlanma görüşmelerine başlamışlardır. Diğer önemli anlaşmaların yanı sıra, 1972 tarihli ABM (Anti-balistik Füze) Antlaşması’yla bir denge sağlamışlardır. Taraflar, bu antlaşmayla, basit bir şekilde anlatmak gerekirse nükleer başlık taşıyan füzeleri hedeflerine ulaşmadan havada (uzayda) yok edecek füze yapımını yasaklamışlar, başka bir deyişle nükleer şemsiyelerini karşılıklı olarak kapatmışlardır. Bu, her iki tarafı da nükleer hedef haline getirmiş ve gerek ABD, gerek SSCB 1950’lerdeki çılgınca silahlanma yarışından kopmuşlardır.[ii]
 
NATO- Varşova Paktı
 
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler (BM) anlaşmasına sıkça atıfta bulunan Washington Antlaşmasıyla (4 Nisan 1949) kurulan NATO ( North Atlantic Treaty Organization) kollektif bir savunma örgütü olarak kurulmuş olsa da bunun sadece askeri ittifak olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Amerika Birleşik Devletleri’nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kuzey Atlantik bölgesine yerleşmesini sağlayan bir proje olan NATO bu alanda bir prototip oluşturmuştur. NATO, savaş zamanına dair projeler üretmekten ziyade barış zamanında birlik yapmayı ve bu sayede savaşı engellemeyi amaçlamıştır. Soğuk Savaş yıllarında NATO’ya karşı Sovyetler Birliği'nin başını çektiği Sosyalist Grup 14 Mayıs 1955’de Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması ile Varşova Paktı’nı kurmuşlardır. Varşova Paktı’nın kurulmasının başlıca nedeni 1949 yılında dünyadaki barışı sağlamak amacıyla aynı zamanda sosyalist ülkelere ve sosyalizmin yayılmasına karşı kurulan NATO'nun askeri etkinliklerini artırması ve silahlanmaya hız vermesiydi. 1991 yılının sonunda Sovyetler Birliği’nin resmen dağılmasıyla birlikte kuruluş amacının ortadan kalkması ile 1 Temmuz 1991'de Varşova Paktı dağıtıldı ve böylece savaş sonrası Avrupa'sının iki kutuplu yapısı askeri bakımdan da tarihe karışmış oldu. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Varşova Paktı'nın da dağılmasıyla birlikte kuruluş amacını kaybeden NATO bu tarihten sonra ilgi alanını Kuzey Atlantik bölgesinin dışına kaydırmış ve küresel bir örgüt olma yolunda adımlar atmıştır.
 
Soğuk Savaş sonrasında dünya süper güç ABD hegemonyasında tek kutuplu bir siyasal sistem haline gelmiştir. Ancak bir yandan Çin’in ekonomik olarak artan gücü beraberinde siyasal etkisini kuvvetlendirirken özellikle Rusya ile yaptığı ekonomik ortaklıklar stratejik önemini de artırmıştır. Askeri alanda Rusya’nın başını çektiği Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGÖA) NATO’ya rakip bir örgüt olarak nitelendirilmiş ve Soğuk Savaş ürünü olan Varşova Paktı’nı akıllara getirmiştir. Dünyada ABD’nin süper güç olma niteliğini yavaş yavaş kaybetmesi ve bunun beraberinde ortaya çıkabilecek hegemonik boşluklar yeni küresel örgütlerin oluşmasına, var olanlarında etkisini artırmasına neden olacaktır. Bugün yeni bir soğuk savaş olacaksa bunun hem askeri hem ekonomik hem de siyasi gerekçeleri oldukça sağlam olacaktır.
 
Ekonomik Boyut:
 
SSCB ve Çin Soğuk Savaş döneminin ortalarından itibaren birbirine siyasi rakip olan iki ülkeydi. Ancak Rusya ve Çin ilişkilerinin 50. Yılını kutladıkları 2004 yılından bu yana her geçen gün yeni ittifaklara imza atmaktadırlar. Başta enerji, madencilik, tarım, elektronik ve makine üretimi olmak üzere stratejik öneme sahip çok sayıda sektörü kapsayan karşılıklı işbirliği antlaşmaları imzalayan bu iki dev ülke, Asya nezdinde Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) tabanlı olarak kurgulamak istedikleri siyasal işbirliği anlayışını güçlendirmek istemektedirler. Rusya, Çin’in sahip olduğu ekonomik, siyasal ve askeri potansiyelin ayırdına varmış durumdadır[iii]. Uzun bir sınır hattına sahip olduğu Çin ile siyasal ve ekonomik ilişkileri geliştirmek, Rusya’nın stratejik tercihlerinde en ön sıraya yerleşmiş durumdadır. Rusya ve Çin’in özellikle ticaret ve enerji alanı odaklı ilişkilerini geliştirerek BM Güvenlik Konseyi nezdinde ele alınan kritik konular bağlamında birlikte hareket ederek stratejik ortaklık temelinde bir bağ kurmaya çabalamaktadırlar. BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye’ye müdahale konusunda sergiledikleri ortak tutum bu stratejik beraberliğin en belirgin göstergelerinden biri olmuştur. 
 
Askeri Boyut:
 
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden kısa bir süre sonra 15 Mayıs 1992’de sonradan tekrar uzatılabilecek şekilde 5 yıllığına imzalanan Kolektif Güvenlik Anlaşması (CST) bugün 2004 de kazandığı BM gözlemci statüsünü devam ettiren ve etkisini giderek artıran bir örgüt haline gelmiştir[iv]. Örgüt tıpkı NATO gibi kolektif güvenlik ve savunma amaçlı kurulmuştur. Anlaşmanın İkinci Maddesi “Herhangi bir veya birden fazla üye ülkenin güvenliği, toprak bütünlüğü ve egemenliğine veya uluslararası barışa yönelik bir tehdit söz konusu olduğunda üye ülkelerin koordineli olarak pozisyon almasını sağlamak ve tehdidi ortadan kaldırmak için danışma mekanizmalarının devreye sokulmasını öngörmektedir”[v] ifadesi NATO antlaşmasının 5. Maddesiyle birebir benzeşmektedir. (NATO md.5 Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa BM Yasası'nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerler ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır.[vi])
 
Rusya Federasyonu, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan’ın üye olduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) Aralık Ayı içerisinde Rusya’nın başkenti Moskova’da gerçekleştirdiği toplantıda NATO şemsiyesi altında kurulan füze savunma sisteminin dünya barışını tehdit ettiğini ilan etmişlerdir. KGAÖ dönem başkanlığını Belarus’dan devralan Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev,  örgüte üye ülkelerin ortak rızası olmadan üçüncü bir ülkenin üye ülkelerden herhangi birinin topraklarında üs açmaması yönünde karar aldıklarını belirterek, "Bundan böyle, KGAÖ ülkeleri topraklarında üçüncü bir ülkeye ait askeri üssün açılması için örgütün tüm üyelerinin onayı şart olduğunu ve bunun KGAÖ üyelerinin kendi müttefik ilişkilerine sadık kaldığının en parlak onayı olduğunu açıklamıştır[vii]. KGAÖ’nün bu kararından önce Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev füze savunma sisteminin kendilerine yönelik bir tehdit oluşturduğunu söylemiş ve benzer bir sistemin Rusya’nın Kaliningrad kentinde Voronej-DM füze radar istasyonunu aktif hale getirmiştir[viii].
 
Siyasi Boyut:
 
Dünya’nın tek kutuplu yapıdan koptuğunu ve ABD’nin karşısında Rusya ve Çin’in başını çektiği başka bir grubun yükseldiği yeni küresel sistemde mevcut siyasi ve ekonomik örgütler Batılı güçlerin yanında yer almaktadır. Özellikle siyasi arenada ortaya çıkması muhtemel hegemonik boşlukları dengeleyecek yeni bir kutbun oluşması Soğuk Savaş benzeri şartların oluşmasını sağlayacaktır. Öte yandan hem ekonomik hem de askeri alanda artan yeni ittifaklar siyasal sistemin önemli belirleyicisi olacaktır. 
 
Sonuç:
 
Özellikle Rusya’nın uluslararası sistemde etkinliğini artırmak ve çok kutuplu bir sistemik yapının oluşması yolunda attığı adımlar, Soğuk Savaş yıllarında ki karşılıklı nükleer silahlanma yarışının yeni bir versiyonu olarak okumak mümkündür. Karışıklı olarak sahip olunan nükleer silahlar nasıl birbirine karşı kullanılamamışsa yine benzer füze savunma sistemlerine sahip ülkelerin benzer bir caydırıcılıkla karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz. Rusya ile NATO arasındaki füze kalkanı anlaşmazlığının arkasında yatan en önemli nedenlerden biri, Rusya'nın Doğu Avrupa, Karadeniz Havzası ve Kafkaslar'a odaklanmış olan Avrasyacı dış politika stratejisi bağlamında eski SCCB topraklarına atfettiği önemdir. Rusya, bu topraklarda kendi aleyhinde siyasal ve askeri dönüşümlerin yaşanmasını kesinlikle arzulamamaktadır. Zira bu tarz gelişmelerin kendisinin arzuladığı çok kutuplu bir uluslararası sistem yapılanmasına engel teşkil edeceğini düşünmektedir. Rusya’nın Füze Kalkanına karşı attığı adımın NATO ve Batı cephesinde oluşturacağı yankı olası çok kutuplu yapının ortaya çıkması ve yeni bir Soğuk Savaş dönemine girişin itici gücü olacaktır. 
 
SDE Asistanı*


[i] Cural Ahmet, Bush Doktrini ve Askeri Gücün Önalıcı ve Önleyici Savaş Kapsamında Kullanılması,(Doktora Tezi) http://www.scribd.com/doc/70129740/13/i-Cayd%C4%B1r%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k-Teorisi
[ii] Doç. Dr. Erel Tellal, 20.Yüzyılın Dengelerine Neler Oluyor?, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 62.4, s.227
[iv] İleri Kasım, KGAÖ Çok Boyutlu Bir Rus Stratejisi, Stratejik Düşünce Dergisi, Eylül 2011, Sayı 22

 




ORTADOĞU KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya