Okulöncesi, ilköğretim ile ortaöğretim düzeyindeki tüm okullardaki 620.000 dersliğe dizüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı ve internet altyapısı sağlamayı amaçlayan ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen, Ulaştırma Bakanlığı tarafından desteklenen FATİH (Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi) Projesi, donanım ve yazılım altyapısının ve eğitsel e-içeriğin sağlanması ve yönetilmesi; öğretim programlarında etkin bilgi teknolojileri kullanımı; öğretmenlerin hizmet içi eğitimi ve bilinçli, güvenli, yönetilebilir ve ölçülebilir bilgi teknolojileri kullanımının sağlanması olmak üzere beş ana bileşenden oluşmaktadır.
Peki, projenin uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği!
Bu konuyu birleştirilmiş sınıflarda, öğretmenlerin çalışmayı tercih etmedikleri(!) köylerde, kömür bile yakılamayan sobalarla ısıtılan dersliklere ilişkin heterojen yapıyı göz ardı ederek ele almaya çalışacağım. Projenin uygulanabilirliğini ve sürdürülebilirliğini sorgulamak için önce Türkiye’nin eğitim sisteminin değerlendirilmesi gerekiyor. Zira test odaklı, ezbere dayalı ve sadece çoktan seçmeli bir algı ile şekillendirilen bir eğitim sistemi öğrencileri soru sorma yetisinden, yorum yapabilme ve sentezleme becerisinden mahrum olarak yetiştiriyor. Yeni nesillerin günlük yaşamlarını birkaç yüz kelime ile idame ettirmeye çalışmaları ve daha kötüsü bunun farkında bile olmamaları gelişen bilgi ve iletişim teknolojilerinin amacından uzak kullanımının sonuçlarından biri.
Şüphesiz ki, eğitimde teknolojiyi kullanmak önemli ve gereklidir. Ancak teknolojinin hem eğitim-öğretim için hem de sosyal yaşamı kolaylaştırmak için sadece bir araç olduğunu unutmamak gerekiyor. Teknolojiyi bilen ve amaca yönelik olarak kullanabilen nesillerin yetiştirilmesi hem toplumsal açıdan hem de iktisadi açıdan çok önemli. Toplumsal olarak yaşam standartlarını yükseltme becerisine sahip, bilgi ve iletişim teknolojilerine hâkim bir nesil iktisadi olarak da yenilikçi, üretken ve verimli sonuçların oluşmasını sağlayacaktır. Bilgi temelli üretim faktörleri bilgiyi üreten, kullanan ve yayan insan tarafından ve dolayısıyla insana yapılan yatırımlarla şekillendirilecektir.
Bu aşamada tartışılması gereken temel sorun bu yeni ve gelişmiş teknolojileri öğretecek olan kesim yani öğretmenler... Zira bu bilgi ve iletişim teknolojilerinin ulaştırılabildiği okulların öğrencilerinin ilgi ve becerilerini belirleyecek ve yönlendirecek yegâne unsur öğretmenler. Öğretmenlerin güncel gelişmeleri takip ederek dinamik bir kişisel gelişim çabası içinde olmaksızın gelecek nesillere bu yönde bir katkı sağlaması pek de muhtemel değil. Öğretmenlerin mesleki ilgi ve becerilerini geliştirmek için bile çok fazla çaba sarf etmediği (ve bir kısmının da kitap fiyatları-maaş düzeyi ve yaşam standartları gibi kısıtlardan dolayı çoktan çabalamaktan vazgeçtiği) gerçeği ve bu süreçte bilgi-iletişim teknolojilerini doğru kullanma ve kullandırtma sorumluluğu hassasiyetle durulması gereken konulardan biri. Örgütsel yapının kurumsal rehaveti içinde mutlu mesud yaşayan bir kesim eğitimci için eski köye getirilen bu yeni adetler hiç de hoş gelmeyeceği için projenin hizmet içi eğitim bileşenini yapılandırmak da çok kolay olmayacak.
Gelişmekte olan ülkelerin içinde bulundukları beşeri sermaye yoksulluğu kısır döngüsünden bir çıkış olabilecek nitelikteki bu ve benzeri projelerin uygulanabilirliğinin sağlanması ve daha önemlisi sürdürülebilir hale getirilmesi hayati öneme sahiptir. Tabii yukarıda gözardı ettiğimizi ifade ettiğimiz gerçekler altında uygulamaya konan bu proje hangi bölgelerde hayata geçirilebilir ve ne denli katma değer üretebilir? Tekrar tekrar düşünmek gerek!
Son olarak acaba eğitimin bu denli dijitalleşmesi eğitimin kalitesi ve geleceği açısından bir fırsat mı? Yoksa bir tehdit mi? Bunu sanırım gelecek nesiller belirgin olarak bize gösterecek ama tam da elektronik kitapların ve okuyucuların yaygınlaşmasına ilişkin keyifli bir okuma önerisi: Umberto Eco ve Jean-Claude Carriere tarafından kaleme alınmış ve Can Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırılmış olan “Kitaplardan kurtulabileceğinizi Sanmayın” adlı kitabın tanıtım yazsısı şu şekilde başlıyor: Papirüsten elektronik dosyalara, kitabın beş bin yıllık tarihinde bir yolculuk...
Afyon Kocatepe Üniversitesi*