Avro alanındaki borç krizinin etkisi altındaki Avrupa entegrasyon hareketinin yaratacağı gelecekteki AB, nasıl bir ekonomik ve siyasi sistem olursa olsun (“iki vitesli” de olabilir, “değişken geometrili”de, ve hatta krizden alınan derslerin daha federatif bir AB oluşumuna neden olacağı yönünde görüşler de ileri sürülebilir), aşikar olan husus Birliğin revizyona tabi tutulmasının kaçınılmaz olduğudur. Borç krizinin etkisiyle ulusal bütçelerin denetimi amacıyla 1 Ocak 2011 tarihi itibarıyla Avrupa dönemi uygulamasına geçilmesi, 16-17 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilen Avrupa Konseyi toplantısında Avro alanında mali istikrarın korunması amacıyla Avrupa İstikrar Mekanizması’nın oluşturulması için Lizbon Antlaşması’nda değişiklik yapılmasına karar verilmesi ve Avro alanında mali disiplinin sağlanması amacıyla daha sıkı kurallar ve daha sert yaptırımları içerecek bir hükümetlerarası antlaşmanın taslağının bugünlerde hazırlanmakta olması, Avrupa entegrasyonunun kriz etkisiyle revizyona tutulmakta olduğunun açık örnekleridir.
Krizin AB’nin tümü için etkisi AB ekonomi yönetiminin revizyona tutulması iken, “krizin AB’nin 17 üyesinin kullanmakta olduğu tek para birimi Avro’ya etkisi ne olacaktır ve Avro alanı dağılabilir mi? sorusu akla gelmektedir. Burada öncelikle belirtilmesi gereken husus, Avro alanından çıkma ya da çıkarılmaya imkan tanıyan yasal zeminin şimdilik mevcut olmadığıdır. Yasal zemin “şimdilik” mevcut değildir; zira Avro alanından çıkma ya da çıkarılmaya imkan tanımaya yönelik ortak bir irade mevcut olduğunda, Kurucu Antlaşmalar’da değişiklik yapılması mümkündür.
1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nın 50. maddesi ile bir üye devlete AB’den çekilme hakkı tanınmıştır. Lizbon Antlaşması’nın 50 maddesinin çekilme prosedürünü düzenleyen ilk iki paragrafı,
“Her üye devlet, kendi anayasal kurallarına uygun olarak Birlik’ten çekilmeye karar verebilir. Çekilme kararı alan üye devlet, niyetini Avrupa Birliği Zirvesi’ne bildirir. Birlik, söz konusu devletle, Avrupa Birliği Zirvesi tarafından belirlenen yönlendirici ilkeler ışığında, bu devletin Birlik ile gelecekteki ilişkisinin çerçevesini dikkate alarak, çekilmeye ilişkin kuralları belirleyen bir anlaşmayı müzakere eder ve akdeder. Bu anlaşma, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 218. maddesinin 3. paragrafına uygun olarak müzakere edilir. Anlaşma, Birlik adına, Avrupa Parlamentosu’nun muvafakatini aldıktan sonra, nitelikli çoğunlukla hareket eden Konsey tarafından akdedilir.”
şeklindedir. Anılan madde, çok sayıda üye devletin AB’den aynı anda çekilmesi gibi bir durumu düzenlememekte ve Avro alanına dahil üyelerin AB’den çekilmesine ilişkin özel düzenlemeler de içermemektedir. Ancak, üye devletlerin tamamında siyasi irade mevcut olduğunda, anılan maddenin Avro alanından çekilmeyi düzenleyecek şekilde değiştirilmesi imkanı (ihtimal düşük bile olsa) mümkündür. Ancak böyle bir siyasi irade mevcut olsa bile, bu irade Avrupa halkları tarafından desteklenebilir mi? Anılan soru, Avrupa vatandaşlarının Avro’ya yönelik tutumlarının değerlendirilmesini gerektirmektedir. 1990 yılından 2011 baharına kadar Eurobarometer tarafından yürütülen anket çalışmalarında elde edilen sonuçlar uyarınca, ekonomik ve mali krize rağmen Avrupa vatandaşlarının Avro’ya desteklerinde ciddi bir aşınma olmadığı görülmektedir.
Aşağıdaki tabloda, Avro alanının 12 ülkesinde tek para birimine yönelik ortalama net destekteki değişim gösterilmektedir.
Kaynak: F. Roth, L. Jonung, F. Nowak-Lehmann D., The Enduring Popularity of the Euro throught the Crisis, CEPS Working Document, No.358, December 2011.
Avro’ya yönelik kamu desteğinin 2008-2011 döneminde sadece %2 oranında azalmış olması, Avrupa kurumlarına yönelik güvenin aynı dönem içinde ciddi şekilde azalması ile kıyaslandığında daha anlamlı olacaktır. Zira Avrupalılar krizin nedeni olarak tek para birimini görmemekte; ancak krizin önlenememesi ve etkilerinin giderilememesinde Avrupa kurumlarını sorumlu görmektedir. Aşağıdaki tabloda, 2008-2011 döneminde Avrupa kurumlarına duyulan net güvendeki değişim gösterilmektedir.
Kaynak: F. Roth, L. Jonung, F. Nowak-Lehmann D., The Enduring Popularity of the Euro throught the Crisis, CEPS Working Document, No.358, December 2011.
Dolayısıyla, Avro alanında yaşanan borç krizi sonucunda, benzer krizlerin tekrar çıkmasını önlemek amacıyla AB’nin kurumsal yapılanmasında (ulusal bütçelerden sorumlu bir Komiserin atanması gibi) ve Avrupa ekonomi yönetiminde (Avrupa Komisyonu 23 Kasım 2011 tarihli, Avro alanı ülkelerinin ulusal bütçelerinin izlenmesi ve değerlendirilmesi ile aşırı bütçe açığının düzeltilmesine ilişkin tüzük önerisi gibi) revizyona gidilmesine yönelik öneriler ile çalışmaların, Avrupa kurumlarına yönelik desteğin azalması nedeniyle, Avrupa vatandaşlarının genelinde ciddi bir itirazla karşılaşmayacağı, ancak tek para biriminin terk edilmesi gibi bir tercihin (ekonomik ve siyasi sonuçları bir tarafa konulsa bile) özellikle Avro alanında yer alan devlet vatandaşları tarafından büyük ölçüde destek görmeyeceği sonucuna varılabilir.
Ancak Avro alanında tek para birimine yönelik kamu desteği, borç krizine rağmen ciddi bir erozyona uğramazken, Avro alanı dışındaki üye devletlerde borç krizi parasal entegrasyonun zayıf yönlerinin kanıtı olarak görüldüğünden, tek para birimine geçişe yönelik destek kritik hale gelmiştir. Eurobarometer’in, Avro alanı dışında yürüttüğü anket çalışmalarında, Avro’ya geçişe yönelik desteğin azalmakta olduğu gözlemlenmektedir.
Kaynak: Eurobarometer, Introduction of the euro in the new Member States, Summary, Fieldwork May 2011, Publication August 2011.
Sonuç olarak, borç krizine rağmen Avro alanında tek para birimine yönelik desteğin, Avrupa Merkez Bankası da dahil olmak üzere AB kurumlarına duyulan güvenin azaldığı ölçüde azalmadığı gözlemlenirken, borç krizi nedeniyle Avro alanı dışında tek para birimine geçişe itiraz edenlerin oranının artmakta olduğu dikkat çekmektedir.
Dr. Dilek Yiğit, Hazine Müsteşarlığı