Geçen hafta Salı günü ABD Kongresi’nden 13’e karşı 86 oyla geçen 662 milyar dolarlık savunma bütçesi, onay için ABD Başkanı Barak Obama’ya gönderildi. Bunun anlamı şudur ki, ABD makamları, Çin, Rusya, İngiltere ve Hindistan gibi kendisinden sonra gelen 10 ülkeden daha fazla askeri harcama yapmaya devam edecektir. Kendi içinde son on yıllık değişim oranına baktığımızda ise, 2000 yılında 300 milyar dolar seviyesinde olan savunma bütçesi, Afganistan ve Irak işgaliyle birlikte hızlı bir şekilde artmış ve bugün gelinen noktada 10 yıl öncesinin iki katı seviyesine çıkmıştır. ABD’yi vuran ekonomik krizlerin dahi etkilemediği bu artışın ülke içinde güçlü bir lobi tarafından desteklendiği de ortadadır.
Obama’nın imzalamasıyla yürürlüğe girecek olan bütçeyle birlikte ABD, aylık 55 milyar dolar askeri harcama yapacaktır. Sadece bu rakam bile dünyadaki birçok ülkenin yıllık gelirinden daha fazladır. Bu devasa bütçeden aslan payını kimin aldığını ABD Başkanı Eisenhower 1961 yılında açıklamıştır; “Şirketler silah üretirler, ABD Savunma Bakanlığı da bu silahlarla savaşır. Böylece ordunun silah ihtiyacını karşılayan şirketler karını katlarken ABD de dünyadaki nüfuzunu artırmış olur.”
Kısacası ABD’deki güçlü silah şirketlerinin yine en büyük müşterisi ABD ordusudur. ABD’nin askeri harcamalarının artması ise ancak, uluslararası alanda yayılmacı ve tek taraflı bir dış politikanın üretilmesi ve bunun silahla desteklenmesi ile mümkündür. 2001 sonrası yaşananlar tam da bu anlayışın bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.
2012 savunma bütçesi kanununda asıl tartışma konusu, ekonomik göstergelerin gittikçe kötüye gittiği bir ortamda savunma bütçesine devasa bir payın ayrılması değil, 2001 sonrasında terörle mücadeleye getirilen militer bakış açısının güçlenmesidir. Partiler üstü yaşanan tartışmada ‘terör şüphelilerine hangi hukuk sisteminin tatbik edileceği’ en temel soru olmuştur.
Bilindiği gibi, 11 Eylül 2001’den sonra ABD, terörle mücadele stratejisini bir savaş mantığı içinde sürdürmüştür. Afganistan başta olmak üzere birçok ülkeden Guantanamo’ya taşınan terör şüphelilerinin sorgusuz sualsiz yıllarca esir edilmesi, bu mantığın en görünen sembolü olmuştur.
Savunma bütçesi kanununa göre, El-Kaide ve bununla irtibatlı terör gruplarının üyesi olduğundan şüphelenilen ve ABD’ye karşı eylem yapan ya da eylem hazırlığında olan herkes- ki buna ABD vatandaşları da dâhildir - sivil mahkemeler yerine askeri sistemin muhatabı olacaktır. Ayrıca, askerlerin bu tür şüphelileri, susma hakkı, neden yakalandığını öğrenme hakkı, müdafii yardımından yararlanma ya da hâkim önüne çıkma hakkı gibi şüphelilerin hukuk sisteminde sahip olması gereken temel haklardan yararlandırmaksızın belirsiz bir zamana kadar yeni bilinmeyen yerlerde tutması da aynı kanunda hüküm altına alınmaktadır.
[1]
ABD vatandaşlarının anayasal haklarının ihlal edilebilmesine yol açabilecek bu durum, ABD yönetimi tarafından eleştirilmiş ve Başkan Obama’nın veto tehdidi ile karşılık görmüştür. Ancak, bu veto tehdidi, temel hak ve özgürlükleri garanti altına almak için değil, FBI başta olmak üzere ülke içindeki kolluk birimlerinin terörle mücadelenin dışına itileceği endişesiyle yapılmıştır.
Nihayetinde, taslakta yapılan son dakikada değişikliğiyle savunma bütçesi kanunu, ABD Başkanı’nın terörle mücadeledeki yetkilerini gölgelemeyecek bir hale getirilmiş ve bu haliyle kabul edilmiştir. Buna göre, ABD Başsavcısı, Savunma Bakanına danışarak terör şüphelisinin federal bir mahkemede mi yoksa askeri bir mahkemede mi yargılanacağına karar verecektir. Her halükarda, terör şüphelilerinin yargılanmak üzere sivil mahkemelere transferine ABD Başkanı karar verebilecektir. Yapılan diğer bir eklemeyle, bu kanunun, kolluk kuvvetlerinin bu tür şüphelilere yönelik soruşturma yapma yetkisine halel getirmeyeceği de belirtilmiştir.
Hatırlanacağı gibi, Başkan Obama, göreve geldikten sonra ilk icraatlarından birisi olarak Guantanamo askeri üssünün kapatılacağı sözünü vermişti. Bunun için de birkaç denemesi olmuşsa da, Temsilciler Meclisi ve Senato’nun karşı çıkmasıyla bunlar sonuçsuz kalmıştı.
Gelinen nokta göstermektedir ki, bırakın kapatmayı, hukuksal bir zemine oturmayan Guantanamo rejiminin bundan sonra da yaşatılması amaçlanmaktadır. Böylece, Guantanamo tipi yargısız infaz sisteminin en azından ABD için artık kanuni bir dayanağı olacaktır. Ancak asıl sorun, bu kanuni dayanağın, evrensel hukuk ilkelerine ve ABD’nin tüm dünyaya vaaz ettiği temel hak ve özgürlüklere dayanmamasıdır.
Araştırmacı*
[1] http://www.usatoday.com/news/washington/story/2011-12-15/congress-defense-bill/51978534/1