"Bomba içinde bomba" olarak da bilinen misket (salkım) bombalarının küresel çapta yasaklanması amacıyla ülkeleri bağlayıcı bir Sözleşme hazırlanması fikri, 2007 yılında 46 ülkenin imzaladığı Oslo Deklarasyonu ile doğmuştur. Sonrasında, imzacı ülkelerin katılımıyla Misket Bombalarına karşı Sözleşme’nin yazım süreci başlamış ve nihayetinde 20 Mayıs 2008’de Oslo Sözleşmesi olarak bildiğimiz süreç tamamlanmıştır.
Norveç’in başkenti Oslo'da Aralık 2008’de imzaya açılan Sözleşme, 1 Ağustos 2010 tarihinde yürürlüğe girerek, en tehlikeli ve zararlı konvansiyonel silahlardan birisi olarak kabul edilen misket bombalarının yasaklanması yönünde ortak bir irade ortaya konulmuştur. Sözleşmeye şimdilik sadece 66 ülkenin taraf olması, bu ortak iradenin her ülkeyi kapsamadığını göstermektedir.
Peki, Sözleşme neyi getirmektedir? Misket bombalarının üretilmesini, kullanılmasını, depolanmasını ve ticaretini yasaklamakta, mevcut stokların 8 yıl içinde imha edilmesini öngörmektedir. Ayrıca, onaylandıktan sonraki 10 yıl içinde bu tür bombaların kullanıldığı yerlerin temizlenmesini istemektedir. Misket bombaları nedeniyle hayatını kaybedenlerin ailelerine ya da yaralanan mağdurlara yardım edilmesi de Sözleşmenin öngördüğü hükümler arasındadır.
Misket bombasının ne olduğu hakkında çok teknik olmayan kısa bir bilgi vermek gerekirse; içinde patlayıcı özelliği olan yüzlerce küçük bombacık ihtiva eden misket bombaları, mümkün olan en geniş alana zarar vermek üzere tasarlanmıştır. Bunlar yangın çıkartan zırh delen ya da parça tesiri olan müstakil bombalardır. Atıldıktan sonra patlamamış olarak kalabilmekte ve yıllar sonra bile sivillerin özellikle çocukların hayatına mal olabilmektedir. Tahminlere göre, bu küçük bombacıkların yaklaşık onda biri patlamadan kalmaktadır.
Oslo Sözleşmesi’nin İmza Konferansı esnasında ülkesi adına bir açıklama yapan Lübnan Dışişleri Bakanı, problemin sivillere yönelik ölümcül yönünü tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Açıklamasında, 2006 yılında Haziran ayında başlayan ve aralıksız 2 ay devam eden İsrail saldırısı sırasında, İsrail hava kuvvetlerince ülkelerine atılan milyonlarca misket bombasından halen zarar görmeye devam ettiklerinin altını çizmiştir. Lübnan’a atılan misket bombalarının yaklaşık yüzde 90’ının, ateşkes anlaşması yürürlüğe girmeden sadece 72 saat önce atıldığını söylemesi, karşı tarafın, sivil-asker ayrımı yapmaksızın maksimum zarar verme kastıyla hareket ettiğini göstermektedir.
[1]
BM Genel Sekreteri, henüz Sözleşmeyi onaylamayan ülkeleri vakit geçirmeksizin Sözleşmeye taraf olmaya çağırmaktadır. Bu çağrının birincil muhatabı ABD, Rusya, Çin, İsrail ve Hindistan gibi bu tür bombaların üreticisi ve/veya kullanıcısı ülkelerdir. Tüm dünyadaki misket bombalarının yüzde 85’ini elinde tutan bu ülkeler, Oslo Sözleşme sürecine dâhil olmayan ve Sözleşmeyi henüz onaylamayan ve onaylayacağına dair de herhangi olumlu işaret vermeyen ülkelerdir.
ABD, kendine göre bir yol çizerek, Haziran 2008’de misket bombalarının sivillere yönelik istenmeyen zararlarını azaltılmasına yönelik resmi bir politika kâğıdı benimsemiştir. Ancak bu belge elbette ki uluslararası hukukun ve kontrolün dışındadır. ABD, geçtiğimiz aylarda ikinci bir hamle yaparak, Oslo Sözleşmesi yerine, daha az bağlayıcı hükümleri ihtiva eden yeni bir Protokol fikrini ortaya atmış ve bu kapsamda taslak bir metin hazırlamıştır. Bu metne, Rusya, Çin, Hindistan ve İsrail de destek vermiştir.
[2]
ABD’nin hazırladığı metne göre 1980 öncesinde üretilen misket bombalarının kullanılması yasaklanacaktır. Ancak 30 yıllık bombaların ömrünü ya tamamladığı ya da tamlamak üzere olduğu gerçeği, bu yeni önerinin, sadece sözde kalan bir iyi niyet göstergesi olacağını fısıldamaktadır.
ABD’nin bu girişimi aslında, Haziran 2008’de kendi iç düzenlenmesiyle benimsediği politikanın, uluslararası bir Sözleşmeye dönüştürülmesi çabasıdır diyebiliriz. Geçen hafta Cenevre’de BM çatısı altında yapılan bir toplantıda yeni bir Protokol önerisi ele alınmış, mevcut sözleşmeyi sulandırma girişimi olarak algılandığından BM üyelerinin çoğunun karşı çıkmasıyla kabul görmemiştir. Dolayısıyla, mevcut Sözleşmenin gerçek anlamda hayata geçebilmesi ve insanlığa olumlu yönde etki edebilmesi için gerekli olan destek henüz ortada yoktur.
Araştırmacı*
[1] http://www.clusterconvention.org/pages/pages_i/documents/Lebanon312.pdf
[2] http://www.thehindu.com/news/international/article2663108.ece