ENGLISH
22.05.2012
Ana Sayfa » KafkasyaGeri Dön «

Küresel Değişimlerin Eşiğinde Rusya’nın “Avrasyacılığı”

06.12.2011 17:07:10

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Herkesin gözü Kuzey Afrika’da başlayan ve Orta Doğu’ya sıçrayan isyanlar ve isyan sonrası gelişmelere çevrilmişken Rusya, stratejik bir hamle yaparak Avrasya üzerinde yeni bir oyun başlatmış ve Moskova için yeni hedefler tayin etmiştir. İlk bakışta dikkatleri üzerine çekmeyen Rusya’nın bu yeni hamlesi önümüzdeki senelerde en az Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da liderlerin ardı ardına düşürülmesi ve siyasal sistemlerin dönüşümüne benzer bir yankıya neden olabilecek gelişmeleri içinde barındırmaktadır. Kuzeyden gelen yeni stratejik hamle, Rusya’nın öncülüğünde Avrasya Birliği’nin ete kemiğe bürünmesidir.

18 Kasım 2011 tarihinde Rusya'nın başkenti Moskova'da gerçekleştirilen Gümrük Birliği zirvesinde Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ve Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandır Lukaşenko bir araya gelerek Avrasya Ekonomik Topluluğu’na hazırlık için çalışacak Avrasya Ekonomik Komisyonu’nun kuruluşu ile ilgili belgeyi imzaladı. Üç ülke arasında ekonomik konularda entegrasyon öngören yeni yapının 2012 başında aktif hale gelmesi bekleniyor. Bununla 2010 yılından bu yana kendi aralarında Gümrük Birliğine gitme kararı alan ve Gümrük Birliği kurallarını kendi sınırlarında uygulayan Rusya, Kazakistan ve Belarus, özellikle eski SSCB üyesi bölgedeki diğer devletlerin de katılımıyla “Avrasya Ortak Ekonomik Alanı”nı kurmayı hedefliyor. İleride Avrasya Birliği adını alması hedeflenen birliğe Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Azerbaycan, Ukrayna, Ermenistan ve Moldova’nın da aktif üye olması oldukça muhtemeldir. Bu gelişmeyi Rusya’nın eski Sovyet etki alanına dönüşü ve yeni bir güç merkezinin oluşturulması gibi yorumlamak daha doğru olur.
 
Ancak Rusya’nın zamanlaması oldukça dikkat çekicidir. Avrasya Birliği’nin en önemli rakibi AB borç krizi ile mücadele ederken ve bu kriz nedeniyle AB ülkelerinde yönetimler değişirken, diğer rakip ABD’nin tüm dikkati Kuzey Afrika ve Orta Doğuya çevrilirken, 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Putinli yeni döneme hazırlanan Rusya, eski Sovyet ülkelerini yeniden Moskova eksenli toparlayarak yeni bir güç merkezi oluşturmak ve bu ülkeleri yeni bir ekonomik oluşum ve yeni siyasi bir ideoloji olan Avrasyacılık etrafında kendine çekmeye çalışmaktadır.
 
Yeni oluşturulmakta olan Avrasya Birliği’nin esas bağları ekonomik işbirliği olsa da Avrasyacı siyasi düşünce ve ideoloji komünizm ideolojisinden sonra bu birliğin ülkeleri birleştiren çok önemli bir faktör olacağı düşünülmektedir.
 
Aslında Avrasyacılık Rus düşünce tarihinde yeni bir keşif değildir. Avrasyacılık akımının tarihi kökleri vardır ve Post-Sovyet coğrafyasında yeni güç oluşumu ve entegrasyon modelleri oluşumu çabaları içerisinde literatürde “Avrasyacılık” olarak tanımlanan bu akımın özel bir yeri vardır. Daha çok Rusya ile özdeşleştirilen bir yaklaşım olan “Avrasyacılık” akımı Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra 1990’lı yıllardaki Rus jeopolitik düşüncesine damgasını vurmuştur. Sovyetlerden sonra Avrasyacılığı siyasi birlik forması olarak ilk ortaya atan 1994 yılında Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev olmuştur.
 
Vladimir Putin’in 1999’da iktidar gelişinden sonra Rus dış politikasında çok sayıda işaretini görsek de, Rusya’nın sıkıntılı durumu, küresel konjonktürün ve uluslararası jeopolitik dengelerin müsait olmaması gibi sebeplerle Rus Avrasyacılığı geri plana itilen, ancak sürekli yedekte tutulan bir stratejik seçenekti.

Aradan geçen 12 yılın ardından Rusya’nın güçlenen konumu ve uluslararası konjonktürde jeopolitik dengelerin değişime uğraması, Putin’in tekrar devlet başkanlığına geri döneceğini kararlaştırılmasının eklenmesi, Rus Avrasyacılığının önümüzdeki dönemde yeniden güçlü bir formda güncellik kazanmasına işarettir.
 
Özellikle, Ekim ayında Başbakan Putin’in İzvestiya gazetesine yazdığı makalede, Avrasya’ya vurgu yapması, Avrasya Gümrük Birliği sürecinin hız kazanması, BDT ülkelerinin serbest ticaret bölgesi oluşturma çabaları ve son olarak Avrasya Birliği istikametinde atılan olumlu adımlar şimdiden önümüzdeki dönemde Rus dış politikasına ilişkin yoğun tartışmaların ana eksenin habercisidir.
 
Rus Avrasyacılığının Tarihi Kökleri: Klasik Avrasyacılık Akımı
 
Çağdaş Rus jeo-politik akımlarından Yeni Avrasyacılığın temel ideolojik fikir kaynağını oluşturan Avrasyacılık düşüncesi, 1920’li yıllarda Avrupa’nın çeşitli kentlerinde Rus muhacirleri Nikolay Truvbetskoy, Petr Savitskiy, Georgiy Florovski, Lev Karsavin, Georgiy Vernadskiy, Nikolay Alekseev ve benzer aydınların öncülüğünde çıkan bir düşünce hareketi idi. 1990 sonrası bu düşüncenin bir nebze biçim değiştirerek yeniden gündeme gelmesi sebebiyle, Avrasyacılığın ilk devresi “klasik” dönem olarak nitelendirilebilir; dolayısıyla hareket üyelerine de klasik Avrasyacılar denilebilir. Rusya’nın daha doğrusu eski Çar Rusya’sının kendine özgü bir dünya, medeniyet olduğunu savunan Avrasyacılar, bu tezlerinin içini tarihi, coğrafi, etno-kültürel, dilsel ve felsefi görüş ve verilerle doldurmaya çalışmaktaydılar. Onlar, söz konusu dünyanın ismini Avrasya olarak nitelemekle, akımlarına da Avrasyacılık adını uygun görmekteydiler.
 
Avrasyacıların görüşlerini birkaç noktada özetlersek;
 
1-      Avrasyacılar Avrupa merkezli bir bakış açısını reddetmekte ve bütün uygarlıkların eşit olduğunu kabul etmekteydiler.
2-      Avrasyacılar, insanlığın toptan Avrupalılaştırılması / Batılılaştırılması çabasında olan ve böylece ulusal kültürlerin özgünlüğünü ortadan kaldıran Germen-Roman Batıyı şiddetle eleştirmekteydiler.
3-      Avrasyacılar Rusya’yı, Avrupa ve Asya’dan farklı, kendine özgü kültürel-coğrafî dünyası olan özel bir kıta ve bu arada daha çok Asya’ya dönük olarak görmekteydiler.
4-      Avrasyacılar Rus halkının sadece Slav unsuru ile tanımlanamayacağını, kültüründeki “Türk unsuru” nedeniyle Avrasya’nın Slav olmayan halklarıyla bağının olduğunu ve onlarla benzer psikolojik yapıyı sağlayarak kıtanın (Avrasya) bütünlüğünü sağladığını savunuyorlardı.
5-      Rusların kendi devlet ideolojilerini ve kıtayı devlet halinde birleştirme yeteneklerini Moğol egemenliğinden aldığını, bu bağlamda Moğol egemenliğinin Rusya için yararlı olduğunu öne sürmekteydi.
6-      Avrasyacılar Rusya’daki komünist devrimi bir yandan Rusya’da Avrupalılaşma sürecinin ölümü olarak değerlendirmekte, öte yandan da bu devrimi “Doğuya dönüş” için hayırlı bir başlangıç olarak görmekteydiler.
7-      Avrasyacılar (Rusya’da) liberal demokrasinin çökerek, onun yerine geçen ve ondan sadece yönetici seçkinlerin ideolojik sadakati kıstasıyla belirlendiği yeni devletin-ideokratiya’nı (bu örnekte sosyalist düzenin) da eleştirmekte ve temel zemininin halkların refahını öngören Avrasyacılık olması gerektiğini düşünüyorlardı.

Klasik Avrasyacılığın dolaylı ilanı veya manifestosu niteliğindeki ilk metin, N.S.Trubetskoy’un Avrupa ve Beşeriyet adlı seksen iki sayfalık eseri idi. Küçük hacimli ama yoğun bir metin olan bu eser, 1920 yılında Sofya’da Rus-Bulgar Yayınevi tarafından neşredilmişti.
 
Sovyetler Döneminde Avrasyacılık
 
Avrasyacılık görüşleri Sovyetler Birliği’nde ilgi görmemekte ve olumsuz karşılanmaktaydı. Fakat olumsuz bakışına rağmen genel dinamiğin dışına çıkan bir örneğe de değinmemiz gerekir. Bu bakımdan Sovyet bilim adamlarından Lev Gumilyov’un (1912-1992) çalışmaları üzerinde durmak gerekmektedir. Gumilyev’in Hırs/Enerji (passionarzim) teorisi olarak tanımladığı etnogenez ve etnik devreler konusundaki görüşlerinde, etnogenezin oluşumunda doğal çevrenin insanların üzerindeki rolü üzerinde durulmaktadır. Gumilyev kendi teorisinde süper etnos olarak tanımladığı Slav, Türk ve Moğol halklarının birleşiminden oluşan Avrasya’da, İngiliz ve Fransızlara göre Türk ve Moğol haklarının Rusya’nın daha yakın dostları olduğunu savunmuştur. Gumilyev Avrupa merkezciliğine karşı çıkmakta ve her Avrupalının hayallerini diğer kültürleri ortadan kaldırarak kendi kültürünü evrensel kılma olduğunu iddia etmektedir. Gumilyev, Rusya’nın Batıyla ittifak yerine Avrasya Birliği’ni tercih etmesi gerektiğini belirterek, söz konusu birliğin geleneksel olarak Katolik Avrupa’ya, Müslüman Güney’e ve Çin’e karşı olduğunu vurgulamıştır. Gumilyev’in daha 1950’li ve 60’lı yıllarda yaptığı çalışmalarında ortaya koyduğu bu görüşleri 1990’larda yeni Rus jeopolitik yaklaşımlarından Yeni Avrasyacılığın düşünsel kaynaklarından birini oluşturmuştur.
 
Post-Sovyet Rusya ve Avrasyacılık: Yeni Avrasyacılık Akımı
 
Tarihsel çıkış noktası itibariyle Avrasyacılık akımına dayanan Yeni Avrasyacılık akımı bazı teorisyenlere göre iki açıdan tarihsel kökeninden farklılık arz etmektedir. Her şeyden önce, Yeni Avrasyacılık klasik Avrasyacılıktan farklı olarak hedef alanı olarak Avrupa yerine ABD’yi seçmiştir. Bazı düşünürlerin hedef alanı olarak Avrupa ve ABD’yi çifte hedef ve rakip olarak gösterdikleri de doğrudur. İkincisi, yeni bir unsur olarak başta Rusya Komünist Partisi olmak üzere çeşitli sol görüşler de bu akımda aktif rol oynamaktadır.
 
Kuramsal anlamda, Yeni Avrasyacılık akımı realist bir bakış açısıyla güç unsurunu öne çıkarmaktadır. Ülke içindeki düşünsel kaynakları ise Rusya’nın kendine özgün jeopolitik konumu ve çeşitli etnik grupların özgün karışımından oluşan, bu durumun çevresindeki sorunlara müdahalesine olanak veren bir güç olduğu inancını taşıyan Rus dinsel felsefesinden, 1920-1930’lardakı tarihsel Avrasyacılıktan ve Sovyet Avrasyacısı Gumilyev’in çalışmalarından almaktadır. 1990’larda Den (şimdi Zavtra) gazetesi, Elementi dergisi, Evrzaiyskiy Vestnik dergisi vb. yayınlar, Arktogeya-Tsentr ve Fond “Mira L.N. Gumilyeva” (Gumilyev’in Dünyası Vakfı) benzeri merkezler Avrasyacılığın düşünsel temellerinin yayınlanması ve yeni açılımlar getirilmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. Rusya’da kuramsal anlamda Yeni Avrasyacılık akımına katkıda bulunanlar içinde Aleksandr Dugin, A.Glivakovski, E. Morozov, A. Fomenko benzeri aydınlardan bahsetmek mümkündür.
 
Avrasya merkezli, düşünce siyasi arenada geniş yankı bulmaktadır. Her şeyden önce, Rusya’da komünizm ideolojisinin çöküşünün ardından askeri-sivil bürokrasisinin zihinsel anlamda büyük ölçüde Avrasyacı bir anlayışa sahip olduğu ifade edilmektedir. İkinci olarak, Avrasyacı anlayışın devletin dış politikasında pratik anlamda uygulandığı ve bir nevi resmi Avrasyacılık söylemi geliştirildiği belirtilebilir. Üçüncü olarak, Avrasyacı anlayış siyasi partiler bakımından da önem arz etmektedir ve bu anlayışın izlerini hem Rusya Federasyonu Komünist Partisi’nde ve milliyetçi Vladimir Jirinovski’nin Rusya Liberal Demokrat Partisi’nde görmekteyiz. Ayrıca Avrasyacılığı temel ideoloji olarak kabul eden, liderliğini Aleksandr Dugin’in yaptığı Rusya Toplumsal Siyasî Hareketinin de “Avrasya” yelpazesinde yer aldığını belirtmek gerekir.
 
Klasik Avrasyacılığı referans alan Yeni Avrasyacılık akımının çeşitli ekollarını toparlayarak üç önemli modelde toplayabiliriz; bunlar Avrasya Hareketi modeli, Sol Avrasyacı model ve resmi Avrasyacılık söylemi (Avrasyacılığın resmi yansımaları) olarak sınıflandırılabilir. Yeni Avrasyacılık akımı içerisinde yer alan bu her üç modelin öne çıkan ortak hususlarını şöyle sıralayabiliriz. Birincisi, her üç model de Avrasyacı geleneğe sadık kalarak Rusya’nın özgün bir kimlik ve jeopolitik konuma sahip olduğunu kabul etmektedir. İkincisi, her üçü de ABD hegemonyasına karşı bir tavır içindedir. Üçüncüsü, çok kutuplu bir uluslararası sistem modeli önermektedir. Dördüncüsü, her üç modelde de Rusya’nın öncelik vermesi gereken alanlar içerisinde “yakın çevre” birincil önem arz etmektedir. Farklılıkları ise çok kutuplulukta tercih edilecek müttefikler, Rusya’nın önceliklerini belirlemesi ve gelişme modelleri konusunda ortaya çıkmaktadır.
 
Yeni Avrasyacılık akımının en köklü versiyonu ise Aleksandr Dugin’in çalışmaları ekseninde geliştirilmiştir. Daha 1980’lerin sonlarından itibaren tarihî Avrasyacılık düşüncesi üzerinden Rusya için yeni jeopolitik model oluşturma çabalarına girişen Dugin’in bu konudaki en önemli çalışması ise “Jeopolitiğin Temelleri: Rusya’nın Jeopolitik Geleceği” adlı eseridir. Rusya’da jeopolitik ve jeopolitik çalışmalar denilince neredeyse akla ilk gelen isim olan Dugin jeopolitiği özetle (dünyayı) yönetme bilimi olarak tanımlar.
 
Dugin, Avrasyacılığın Rusya’da güçlü bir seçenek olarak gündeme gelmesi yönünde kuramsal çabalarda bulunmakla kalmamış, 21 Nisan 2001’de kurulan Rusya Toplumsal Siyasî Harekâtı “Avrasya” (OPOD “Evraziya”) partisinin liderliğine de seçilmiştir. Basın toplantısında Avrasyacılığı “Rusya’daki halkların, kültürlerin ve etniklerin çıkarlarına hitap eden ulusal ülkü” olarak tanımlayan Dugin, amaçlarının Avrasyacılık düşüncesinin toplumda yaygınlaştırılması olduğunu belirtmiştir.
“Avrasya” harekâtı kendi manifestosunda, önceliklerini Rusya’da geleneksel dinlerin (Ortodoks Hıristiyanlık, İslam, Musevilik ve Budizm) yapıcı sosyal diyalogunu sağlamak, siyasal yapı bakımından “Avrasya federalizmi”, ekonomik alanda devlet ve özel sektör arasında sentezinden oluşan “üçüncü yol” modelinin gerçekleştirilmesi olarak ortaya koyar. Harekât, dış politikada amaçlarını BDT ekseninde AB benzeri bir stratejik entegrasyona gidilmesi, bu entegrasyonun Moskova-Tahran-Yeni Deli-Pekin ekseninde geliştirilmesi, Rusya’nın sıcak denizlere çıkışını barış ve dostluk ilişkileri çerçevesinde gerçekleştirilmek, Batı ekseninde Avrupa ülkeleriyle ilişkilere öncelik vermek ve Pasifik’te Japonya ile aktif işbirliği gibi hususlar olarak belirtmektedir.

Bu modelde Rusya genel anlamda Avrasya kıtasal kuşağı içindeki “Avrasya İttifakı” büyük bölgesinde yer almaktadır. “Avrasya İttifakı” büyük nüfus alanında gerçekleşmesinin klasik ulus devlet yapılanmasından bir tür gönüllülük rızasına dayanan federasyon yapısını benimsemekle mümkün olacağını öngören model, bu uygulamanın ilk olarak Rusya içindeki Kuzey Kafkasya’daki anlaşmazlığın çözümünden başlanması gerektiğini, daha sonra BDT içindeki Karabağ, Kırgızistan ve Tacikistan’daki sorunların çözümünde uygulanmasını öngörmektedir.
 
Resmi Avrasyacılık söylemi ile kastettiğimiz model esasında Yeni Avrasyacılığın daha önce belirttiğimiz temel unsurlarının Rusya’nın resmi dış politikasına yansımalarıdır. Avrasyacı yaklaşımın unsurlarının resmi politikada zirveye çıktığı zaman ise Yevgeni Primakov’un önce Dışişleri ve ardından da Başbakan olduğu Ocak 1996-Mayıs 1999 dönemidir. Bu dönemde dış politikaya egemen olan Primakov Doktrini, özünde Rusya’nın sadece bir gücün kontrolü altındaki tek kutuplu uluslararası düzenine karşı önleyici rolü üzerine kurulmuştur. Primakov’un dünya görüşü içinde fiili egemen rolüne rağmen ABD tek süper güç olarak kabul edilmemektedir. Avrasyacı yaklaşım unsurlarından “yakın çevreye” öncelik verme ve Amerikan hegemonyasından rahatsız olmanın 1993’de ilan edilen dış politika doktrininde yer aldığını görüyoruz. Rusya’nın “yakın çevrede” etkisini koruma çabaları, Balkanlarda Batının Miloşeviç karşıtı politikalarına karşı çıkışı, NATO’nun genişlemesine yönelik 1993’den itibaren giderek artan tepkileri, Çin’le, Hindistan’la ve İran’la geliştirilen ilişkiler Avrasyacı yaklaşımın resmi politikaya yansıyan unsurları olarak görülebilir.
 
2000’li yılların başında Rusya’da Vladimir Putin’in devlet başkanı olarak iktidara gelişi ile Avrasyacı bazı düşüncelerin yönetici elite yansıdığı gözlemlenmekledir. Putin başkanlığa gelir gelmez 1990’lı yılların bunalımından ders alarak acil toparlanma politikaları uygularken Avrasyacı A.Dugin’in 1997’de jeopolitikle ilgili yazdığı temel eserinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Dugin’in öngördüğü birçok fikir Rusya’nın devlet politikalarında kendine özgü bir biçimde yer almıştır.
 
A.Dugin’in Avrasya Birliği konusundaki jeopolitik akademik fikirleri 1990’lı yılların bunalımını atlatan ve büyük bir ölçüde siyasi-ekonomik olarak toparlanan Rusya’nın tekrardan yeni bir güç merkezi haline gelmesi yönünde hız verici esas faktör rolünü üstlenmiştir dersek yanlış olmaz. 
 
Rusya’nın Avrasya Birliği projesine henüz ABD tarafından ciddi bir reaksiyon sergilenmemiştir. Bazı gözlemciler Rusya’nın öncüllüğünde kurulan Avrasya Birliğine ABD’nin karşı olmadığını ve bu proje karşısında suskunluğunu koruyarak bir anlamda destek verdiği iddiasında bulunuyorlar. Bu tezi savunanlar esas gerekçe olarak, Çin’in Asya kıtasında her geçen gün artan siyasi-ekonomik etkisinin Batıya, yani Avrupa’ya doğru yoğunlaşma çabalarını önlemek için ABD’nin kabullendiği bir proje olduğunu düşünüyorlar. Bazı düşünürler ise ABD’nin dünya hegemonyasını sürdürmek amacıyla strateji değiştirerek önümüzdeki 10 sene içinde çeşitli bölgelerde kendi kontrolünde birkaç güç merkezi geliştireceğine ve kendi siyasi-ekonomi-askeri çıkarlarını bu güç merkezlerinin aracıyla sağlayacağı tezini desteklemektedirler. Bu nedenle, Rusya’nın Avrasya Birliği çatısı altında yeniden bir güç merkezi haline gelmesini ABD’nin yeni stratejisine bağlayan uzmanlar vardır. Eğer Rusya öncüllüğünde Avrasya Birliği siyasi-ekonomi-askeri bir güce dönüşürse, bu Türkiye’nin de çok yakından ilgilendiği Kara deniz havzası, Kafkaslar ve Türkî Cumhuriyetlerin bulunduğu Orta Asya’da uluslararası dengelerin ciddi değişimi anlamını taşımaktadır ki Türkiye’nin Sovyetlerden sonra yeni bir güç merkeziyle ne tür bir ilişki kuracağı ve bölgesel çıkarlarını nasıl koruyacağı tartışmalı konular olarak ortaya çıkıyor. Bu konularda Türkiye’nin kısa ve orta vadeli stratejik hesaplarının var olup olmadığı da şüphelidir!
 
Hakim Alizade, Araştırmacı
 
 
 
Kaynakça
-Aleksandr Dugin, Rus Jeopolitiği-Avrasyacı Yaklaşım, Moskova, 1999, s.73-76, 113-118.
-Vügar İmanov, Avrasyacılık-Rusya’nın Kimlik Arayışı, İstanbul Küre Yayınları 2008, s.31, 64-65, 266-267.
-Dr.Nazim Cefersoy, Rus Jeopolitik Düşüncesinde Avrasyacılık analiz yazısı.
-L.N. Gumilyev: Etnogenez Teorisi ve Avrasya’nın Tarihi Kaderi (St.Petersburg, Coğrafya Vakfı, 22 Nisan 2002) isimli konferansındaki konuşma, www.evrazia.org
-Osnovy Geopolitiki: Geopoliticheskoe Budushe Rossi: Myslit Prostranstvom (Jeopolitiğin Temelleri: Rusya’nın Jeopolitik Geleceği: Mekânla Düşünmek),4. Baskı, Moskova: Arktogeia, 2000.




KAFKASYA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya