“Türkiye-İsrail İlişkileri”başlıklı analizin yönetici özeti aşağıdadır;
İsrail devleti, İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan ABD ve İngiltere gibi batılı güçlerin desteği ile resmen 1948 yılında kuruldu. Türkiye ise, halkı Müslüman olan ülkeler arasında İsrail’i resmen tanıyan (1949) ilk devlet oldu. Bu durumun ortaya çıkmasında Türkiye’nin Batı kampına katılması ve ABD’nin Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki aktif çabası etkili olmuştur. Arap-İsrail uyuşmazlığı ve Arap-İsrail Savaşları Türkiye’nin İsrail’e yönelik politikasını belirlemesinde etkili olmakla birlikte, Türkiye İsrail’le ilişki kurarken her zaman toplumsal talepleri de dikkate almak zorunda kalmıştır.
Bununla birlikte, 1950’li yıllarda Türkiye ve İsrail ilişkilerinde önemli gelişmeler yaşanmıştır. İsrail’in bölgede Arap olmayan aktörlerle ikili ilişkilerini geliştirme ve çeşitlendirme politikası İsrail Başbakanı Ben-Gurion tarafından “Çevreleme Politikası” adı ile formüle edilen bir stratejiye dönüşmüş; bu süreçte Türkiye, İsrail, Etiyopya ve İran’ın yer aldığı bir Çevresel Pakt oluşturulmaya çalışılmıştır.
1990’lı yıllar Türk-İsrail ilişkilerinin en hızlı geliştiği dönem olmuştur. İkili ilişkilerin derinleşmesinde Ortadoğu Barış Süreci’nin estirdiği olumlu hava ile Türkiye’deki siyasi-askeri elitlerin ülkedeki İslamcı Hareketlerin ve PKK örgütünün İran, Irak, Suriye gibi bölge ülkeleri tarafından desteklendiğine ilişkin algılamaları önemli derecede etkili olmuştur. Bir anlamda ikili ilişkilerin “altın yılları” olarak adlandırılacak olan bu dönemde askerî, siyasî ve ekonomik ilişkiler yeniden yapılandırılıp çeşitlendirilerek stratejik bir boyuta taşınmıştır.
Bununla birlikte İsrail-Filistin sorununun çözümünün gerçekleşmemiş olması, İsrail kamuoyunun siyaseten aşırı sağa kayması ve İsrail hükümetlerinin izlediği baskıcı ve şiddet eksenli politikalar 2000’li yıllara girilirken Türk-İsrail ilişkilerinin yeniden bozulmasına neden olmuştur. Türkiye hem 2006 Lübnan müdahalesine hem de 2009 Gazze’ye Dökme Kurşun” operasyonuna karşı çok sert tepki göstermiştir. İHH tarafından Gazze’ye ambargoyu delmek üzere yola çıkarılan yardım gönüllülerini ve bir takım yardım malzemelerini taşıyan filoya yönelik İsrail silahlı güçlerince 31 Mayıs 2010’da yapılan kanlı müdahale ve 8’i Türk vatandaşı 9 kişinin ölmüş olması, Türk-İsrail ilişkilerini kopma noktasına getirmiştir. BM adına hazırlanan Palmer Raporu’nun İsrail’in müdahalesini meşru gösteren raporundan sonra ise Türkiye İsrail’e yönelik bir yaptırım planı açıklamış ve İsrail ile ilişkisini diplomatik temsilde en alt düzey olarak kabul edilen ikinci kâtiplik seviyesine indirmiştir.