Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Kasım ayı içinde açıkladığı raporlarda Avro alanında parçalanma riski olduğu uyarısında bulunmuştur.[1] Moody’s uyarısı, Avrupa Birliği (AB) liderlerinin, Avrupa Merkez Bankası’nın Avro alanında borç krizinin çözümündeki rolü üzerinde görüş ayrılıklarının açığa çıktığı ve Avrupa Merkez Bankası müdahale etmezse Avro alanının dağılacağına ilişkin savların ortaya atıldığı bir dönemde yapılmıştır.
Avro alanının dağılması riski üzerine başlayan tartışmalardan önce, Avro alanından çekilmenin mümkün olup olmadığı üzerine tartışmaların başlamış olduğu bilinmektedir. 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nda AB’den çekilmeyi düzenleyen hüküm bulunmakla birlikte, Avro alanından çekilmeyi düzenleyen herhangi bir hüküm yoktur. Ayrıca, AB’den çekilmeyi düzenleyen hüküm, AB’den çekilmek isteyen üye devletin Avro alanı üyesi olması durumunda izlenecek prosedüre ilişkin düzenlemeler de içermemektedir. Dolayısıyla, AB hukuku açısından yapılacak değerlendirmede, Avro alanından çekilmenin hukuken mümkün olmadığı görülmektedir. Ancak, borç krizi ile mücadelede Avrupa Merkez Bankası’nın oynayacağı role ilişkin Avrupalı liderler arasındaki görüş ayrılıkları ile Merkez Bankası müdahale etmezse Avro alanının dağılacağına ilişkin savlar, Avro alanından çekilme tartışmalarını geri plana iterek, Avro alanının dağılma riski üzerine tartışmaları ateşlemiştir.
Britanya ve Fransa, Avrupa Merkez Bankası’nın borçlu ülkelere borç vermek suretiyle krizle mücadelede aktif rol oynamasını isterken; Almanya Avro alanındaki borçlu ülkelere yardım yapmak için Avrupa Merkez Bankası tarafından para basımının enflasyon oranlarını artıracağı ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığına zarar vereceği gerekçesiyle, ayrıca Avrupa Merkez Bankası’nın üye devlet bütçelerini finanse etmek gibi bir görevi olmadığının altını çizerek, anılan öneriye şiddetle karşı çıkmaktadır. Almanya’nın tutumu, Avro alanının geleceğinin Avrupa Merkez Bankası’nın müdahalesine bağlı olduğunu ve Avrupa Merkez Bankası müdahale etmediği takdirde Avro’nun sürdürülemeyeceğini düşünen ekonomistler tarafından eleştirilmekte ve hatta Almanya’nın hiper-enflasyon korkusunu fazlasıyla abarttığı ileri sürülmektedir.
[2]
Avrupa Merkez Bankası’nın para basmak suretiyle borç krizindeki ülkelere yardım yapmaması, Avro alanının dağılmasına sebebiyet verir mi?” sorusu üzerine tartışmalar süredursun, Avro alanında borç krizinin yarattığı koşullarda, krizin çözümü amacıyla hem Avro alanı için hem de AB’nin tümü için iki seçenek olduğu ileri sürülebilir. “Daha fazla entegrasyon” ya da “parçalanma”. Burada “parçalanma” ile kastedilen “dağılma” değil; uzun zamandır tartışılan “genişleme” ve “derinleşme” ikilemi kapsamında “çok vitesli Avrupa”, “değişken geometrili Avrupa” ve “A la Carte” gibi çeşitli kavramlarla ifade edilen (kavramlar arasında ufak da olsa nüanslar bulunmaktadır) genişlerken derinleşememe ya da derinleşirken genişleyememe durumuna çözüm mahiyetindeki Avrupa modelleridir.
8 Kasım 2011 tarihinde Strasbourg Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada Sarkozy, AB için hem genişlemenin hem de federasyonun aynı anda düşünülmesinin imkânsız olduğunu, zira AB’nin kapılarını Balkan ülkelerine açtığını, üye sayısının 32, 33 ya da 34 olacağını, çok sayıda üyesi olan bir AB’de federalizmin imkânsız olduğunu belirterek, “iki-vitesli Avrupa” önerisinde bulunmuştur. Birinci vites, daha fazla entegrasyonun sağlanabileceği federal Avro alanını, ikinci vites ise Avro alanı üyesi olmayan AB üyelerinin yer aldığı konfederal Avrupa’yı ifade etmektedir.
[3] Sarkozy’nin önerisi, 30’dan fazla üyesi olan AB’de federalizm gerçekleşemeyeceğine göre, federalizmin 17 üyeli Avro alanında gerçekleştirilmesine ilişkindir. Ancak Sarkozy’nin önerisi, Avrupa Komisyonu tarafından paylaşılmamaktadır. Komisyon başkanı Barroso, Avro alanında daha derin entegrasyon sağlanmasını memnuniyetle karşılayacaklarını, derin entegrasyon ile üye devletler arasında güçlendirilmiş uyumun, Avro alanında disiplin ile istikrarı sağlayacağını ve Avro’nun sürdürülebilirliğini garanti edeceğini belirtmiştir. “Maastricht Antlaşması’nın bitiremediğini bitirmeli, parasal birliği gerçek bir ekonomik birlik ile tamamlamalıyız” diyen Barroso
[4], Birlik içinde bölünmelerin işe yaramayacağının altını çizmektedir. Görülmektedir ki, Barroso daha derin bir entegrasyona “evet” demekte, ancak daha derin entegrasyonun maliyetinin “parçalanma” olmasını kabul etmemektedir.
Sarkozy’nin önerisini, borç krizi ile mücadele sürecinde alınan ve alınması önerilen önlemlerin daha sıkı entegrasyon öngörmekte olduğu gerçeği ışığında değerlendirmek yerinde olacaktır. Zira Avro’nun geleceği kurtarmak amacıyla atılan her adım ve ileri sürülen her öneri, üye devletlerin ekonomi ve maliye politikalarında daha sıkı entegrasyona gidilmesini öngörmektedir. Bir başka deyişle Avro’yu kurtarmak için atılacak her adım, ulus-üstü düzeye daha fazla yetki devri içermek suretiyle Avro alanı içinde federal Avrupa’ya doğru atılmış bir adım niteliği taşımaktadır. Ancak, borç krizi ile mücadele için ve benzer krizlerin tekrar yaşanmasını önlemek amacıyla atılacak ve daha derin entegrasyona sebep olacak her adımın, AB’nin tümü için atılamıyorsa, sonuç olarak “parçalı” bir Avrupa yaratma ihtimali olduğu açıktır.
Diğer taraftan, Sarkozy’nin önerisi ile başlayan tartışmalarda kavram karmaşasından kaçınmak gerekmektedir. Sarkozy konuşmasında “two European gears”
[5] kavramını kullanmıştır ki, bu kavram öncelikle “two-speed Europe” kavramını akla getirmektedir.
Euobserver ve
The Economist’de konuya ilişkin yazı başlıklarında da “two-speed” kavramı kullanılmıştır. “Two-speed”(iki-vitesli) kavramı ile kastedilen farklılaştırılmış entegrasyon modeli, daha ileri bir entegrasyonu arzu eden ve böyle bir entegrasyona katılabilen üye devletlerin entegrasyonun çekirdeğini oluşturmasını, diğerlerinin çekirdek grubu daha sonra takip etmesini ifade etmektedir. “İki-vitesli Avrupa” kavramı, entegrasyon modelinin “zaman” bakımından farklılaştırılmış halidir ve halihazırda Avro alanı bu modelin örneğidir;
[6] zira Maastricht kriterlerini karşılayan AB üyeleri Avro alanına dahil olabilirken; kriterleri karşılayamayan üyeler, kriterleri karşıladıklarında, yani zaman bakımından geçikmeli olarak Avro alanına dahil olmaktadır. Dolayısıyla Sarkozy’nin kullandığı “two European gears” kavramı ile “iki vitesli Avrupa” ima ediliyorsa, Maastricht kriterlerini karşılayan üye devletler Avro alanına girmek suretiyle, öneri uyarınca federal nitelikli birinci vitese dahil olacaklardır. Britanya ve Danimarka örneği hariç, AB’nin diğer tüm üyelerinin Avro alanına girmek zorunda olduğu, bir başka deyişle Avro alanı için opt-out hakkı bulunmadığı dikkate alınırsa, “iki vitesli Avrupa” önerisi daha makul karşılanabilir. Ancak, “two European gears” kavramı ile “variable geometry”(değişken geometrili) ima ediliyorsa, önerinin üzerinde daha fazla düşünmek gerekir ki, “değişken geometrili Avrupa” modeli “alan” bakımından farklılaşmayı ifade etmektedir ve “iç halka” ile “dış halka”da yer alacak üye devletlerarasında kalıcı ayrılıklar yaratabilir. Dolayısıyla, Sarkozy’nin önerisi “iki vitesli Avrupa” olarak düşünülürse, hayata geçirilebildiği takdirde önerinin “geçici” parçalı Avrupa yaratacağı ileri sürülebilir; aksine öneri ile “değişken geometrili Avrupa”nın ima edildiği düşünülürse, önerinin “kalıcı” parçalı Avrupa yaratacağı ileri sürülebilir ki, bu kapsamda Komisyon Başkanı Barroso’nun öneriye tepkisi daha net anlaşılabilir.
Şube Müdürü, Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü*
[1] Moody’s:Risk of Mass Defaults and Eurozone Breakup Very Real, 28.11.2011,
www.forbes.com
[2] With David Cameron and Angela Merkel at loggerheads...., 18 November 2011,
www.channel4.com
[6] Claus-Dieter Ehlermann, “Increased Differentiation or Stronger Uniformity”, EUI Working Paper, No 95/21, Italy.