5 yıldır hem Filistinlilerin hem de İsraillilerin beklediği mahkum takası anlaşması geçtiğimiz haftalarda gerçekleşti. 1077 Filistinli mahkum ile esir asker Gilad Şalit’in takasını öngören anlaşmanın ilk ayağı 477 Filistinlinin serbest kalması ve Şalit’in ailesine kavuşmasıyla gerçekleşti. Önümüzdeki iki ay içerisinde gerçekleşmesi beklenen anlaşmanın ikinci safhasında ise diğer mahkumlar serbest bırakılacak.
Bu takas ile Netanyahu 5 yıldır esaret altında olan İsrail askerinin eve dönüşünü sağladı. Hamas, 1077 Filistinlinin özgürlüğünü kazanmasında başrol oynayarak tarihi bir başarıya imza attı, Mısır ise taraflar arasında başarılı bir arabuluculuk yürüterek bölgesel sorunların çözümüne katkıda bulunacağını göstermiş oldu. Dolayısıyla anlaşma sadece takas anlaşması olmakla kalmadı, bölgenin sisli güç dengesi manzarasına ilişkin net bir görüş sağlamış oldu. Gerçek galip kim? Kimler kaybetti? Bu anlaşma barışı getirebilecek mi ya da Hamas ve El-Fetih arasındaki rekabete hız mı verecek?
Netanyahu Aptal Değil
Netanyahu, anlaşma ile masum sivilleri öldüren teröristlerin cezasını çekmeden serbest kalmasının kendisine verdiği derin ızdırabı ifade etti. Karar vermenin kendisi için çok zor olduğunu ama bir seçim yapmak zorunda olduğu için bu anlaşmayı kabul ettiğini söyledi. Terörizm ile mücadelelerinin kararlılıkla süreceğini, serbest bırakılanların tekrar terör eylemlerine girişmelerinin bedelinin ağır olacağını da sözlerine ekledi. Ancak ne Netanyahu’nun terörizmle mücadele kararlığını defalarca dile getirdiği Tel Nov askeri üssündeki konuşması ne de Şalit’in ailesinin sevinci İsrail halkının tamamında yaygın bir memnuniyet sağlamaya yetti. Serbest bırakılan Filistinlilerin saldırılarında hayatını kaybedenlerin yakınları sokaklara döküldü. Muhalif Kadima Partisi lideri Tzipi Livni de bu anlaşmanın Hamas’ı meşrulaştırdığını ve güçlendirdiğini ve anlaşmanın diğer ayağının Mahmud Abbas ile işbirliği halinde gerçekleştirmesi gerektiğini söyledi.
Ancak uzmanlara göre sivillere yönelik ciddi bir saldırı olmadığı müddetçe Netanyahu kamuoyu nezdinde kaybetmeyecek.
Takasa yönelik en güçlü iddialardan biri, Şark- El Evsad gazetesinde de ileri sürüldüğü gibi takas anlaşmasının Abbas’ın BM’ye tam üyelik girişiminin geri plana itmek için yapıldığını ileri sürüyor. Netanyahu bir anlamda, Mahmud Abbas’ın BM’ye yaptığı başvuru ardından itibarı zayıflayan Hamas ile anlaşmış halk nezdinde yeniden parlamasına yardım etmiş aslında bununla da Abbas’ın başvurusunu gölgelemek istemiş olabilir.
Tartışılan bir diğer ihtimal ise Netanyahu’nun Mısır seçimlerinden önce Şalit’in bedeli ağır olsa da ülkeye dönüşünü sağlamak istemesi. Müslüman Kardeşlerin olası zaferinin İsrail’i hayli tedirgin ettiği aşikâr. Hiç kuşku yok ki, güçlü bir Müslüman Kardeşler ile desteklenen Hamas, İsrail’den Şalit için daha fazla taviz vermesini bekleyecekti. Netanyahu pazarlığın çıtası enikonu yükselmeden Şalit’in yurda dönüşünü sağlamış oldu.
Anlaşmanın belki de bölgede barışın sinyallini verdiğini ileri süren en iyimser tabloya göre ise İsrail Mısır ile iyi ilişki tesis etme peşinde. Mısır devrimi sürecinde, Mübarek’ten sonra en korkulu ismin Netanyahu olduğunu söylemek mübalağa olmayacaktır. Zira Mübarek döneminde güvenliğini sağlayan İsrail’in bu durumu sürdürmesi için Mısır ile iyi ilişki içerisinde olması kaçınılmaz bir gereklilik. Ancak İsrail’in Gazze’deki mevcut agresif politikalarıyla Mısır’ın gönlünü hoş tutması kolay görünmüyor. Bu sebeple İsrail’den daha uzlaşmacı bir duruş beklenebilir.
Hamas’ın Tartışmasız Zaferi
Anlaşmanın hemen akabinde takası “ulusal bir başarı” olarak değerlendiren Hamas lideri Halid Meşal değerlendirmesinde gerçekten de haklıydı. 1948’ten bu yana İsrail ile pek çok esir takası yapan Araplar için bu anlaşma en karlı olanlardan birisiydi. Meşal’in ‘ulusal başarı’ diye nitelendirdiği anlaşmanın aslında Hamas için çok daha fazlası olduğu konusunda herkes hemfikir. Tam da Hamas’ın Gazze’de kontrolü yitirdiği tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde; Abbas BM’ye tam üyelik başvurusu ile insanlara Filistin’in efsanevi lideri Arafat’ı hatırlatmış, “Abbas Filistin için yeni Arafat mı?” sorusu gündeme gelmiş, Hamas ise Arafat’ın popülaritesini kazanmaya çalışan Abbas’ın el-Fetih’inin öne çıkması ile geri planda kalmıştı. İsrail ile karlı takas anlaşması Hamas’ın elini tekrar güçlendirdi. Serbest bırakılan mahkumlar için düzenlenen karşılama törenleri Hamas’ın gövde gösterisi haline dönüştü.
Hamas’ın tüm dünyanın gözü önünde İsrail ile masaya oturarak anlaşması ise İsrail’in her zaman öne sürdüğü “Hamas’ın uzlaşılamazlığı” bahanesini de ortadan kaldırmış oldu. Hamas, İsrail ile anlaştı, anlaşmanın kuralları çerçevesinde hareket etti ve belki de İsrail’i kendisini pratikte tanımaya zorlayarak gerçek bir zafer kazandı.
Hamas için ayrı bir başarı ise politikalarının sonuç vermesidir. Yakınlarını karşılamaya gelen Filistinliler “yeni Şalit’ler” görme arzusunda olduklarını ifade ettiler. Çünkü iyi bildikleri üzere ellerinde kaçırılmış bir İsrail askeri olmasaydı yakınlarına kavuşmak belki de hiç mümkün olmayacaktı. Hamas da tam olarak bunu savunuyor, zaferin ancak direnişle mümkün olabileceğine inanıyor. Hamas’a göre toprakları işgal altında olan halklar için direniş tek yoldur, hiçbir işgalci direnişle karşılaşmaksızın kendi isteğiyle işgalden vazgeçmez. Bu iddia ile El-Fetih’in İsrail ile müzakerelerini eleştiren Hamas bu kez, intihar bombacılarının saldırıları, asker kaçırma gibi eylemlere dayanan direniş anlayışını haklı çıkarmış oldu.
Peki, Hamas bu sonuçtan cesaret alarak eylemlerine devam ederse, yeni askerler kaçırırsa ne olacak? İsrail zaten Hamas’ın yeni asker kaçırma girişimlerine karşı tetikte. Bu noktada Eliyat’a yapılan son saldırıları hatırlamakta fayda var. Saldırılardan sonra İsrail tarafı Hamas’ı suçlamış ve saldırıları asker kaçırma teşebbüsü olarak değerlendirmişti.
Netanyahu’nun sözlerinden de anlaşıldığı gibi İsrail’in yeni bir terör saldırısı sonrası vereceği karşılık çok ağır olacak. İşin bu boyutunun ele alacak olursak, İsrail Gazze’de yeni büyük çaplı bir operasyonla Sina’da da kontrolü sağlamak istiyor. Eğer serbest bırakılan mahkûmlar herhangi bir saldırı düzenlerlerse bu İsrail’in Gazze’yi işgali için büyük bir fırsat olacak. Aslında Netanyahu’nun niyetinin barış olmadığı açık. Tüm barış görüşmelerini tıkayan Batı Şeria’daki yeni yerleşim yerleri inşalarına gözleri kapayıp da iyimser tablolar çizmek pek de gerçekçi olmayacaktır.
İran Dövüşe Ara mı Verdi, Kartları mı Değiştiriyor?
Takas anlaşması tüm televizyon kanallarında, gazetelerde, internet sitelerinde, Arap ve İsrail sokaklarında deprem etkisi yaratırken akıllara “Böyle bir anlaşma neden daha önceden yapılamadı, buna kim engeldi?” sorusu geldi.
Aslında Filistin meselesi bölgedeki en hassas sorun. Şöyle ki, El- Fetih ve Hamas gibi en büyük aktörlerden, onlara bağlı olan en küçük fraksiyonlara kadar her seviyede aktör Filistin meselesini etkileyebiliyor. Ayrıca Filistin meselesi bölgesel güçlerin dış politikalarında araç olarak kullandıkları; taraflararası müzakereleri sağlamak, arabulucu misyonunu üstlenmek gibi yollarla da kolayca müdahil olabildikleri verimli bir dış politika meselesi. Bu yüzden Filistin meselesi Ortadoğu’daki kutuplaşmalar sonucu oluşan politikalara da bağlı olarak şekilleniyor.
Ortadoğu politikalarının önemli ayaklarından İran, 1979 devrimden sonra Filistin meselesinin sadece Arapların değil, tüm İslam dünyasını ilgilendiren bir sorun olduğunu duyurarak sahip çıkmıştı. Kendisini İslam ülkelerinin işlerine karışan Amerika’nın hegemonyasına karşı İslam dünyasını savunan pivot ülke olarak sunmuş, İsrail’in varlığına ABD hegemonyasına karşı liderliğini oluşturduğu bir eksen oluşturma çabasına girişmişti (İran devrimi prensiplerine göre). Ancak bu eksen birçok şokla sarsıldı, içinden bazı üyeler dışlanırken, kimi yeni üyeler dahil edildi. Şalit mevzusu, eksenin üyeleri arasındaki açık farka işaret eden bir örnek. Çıkarlardaki ya da ideolojilerdeki farklılıklar mesele üzerinde etkin değilken makalede belki de pakt da değişiklilere neden olabilecek bir fark tartışılacak.
Hamas Dışişleri Bakanı’nın “ HAMAS politikaları önemli ölçüde yön değiştirdi. Arap Baharı’nın meyvesini yemek için, Arap baharına yatırım yapmalıyız” sözleri Hamas’ın Esad rejiminin düşmesi ihtimaline karşı kendisine yedek bir destek arayışı içinde olduğuna işaret ediyor. Örneğin HAMAS şimdilerde Müslüman Kardeşlerle ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. Kahire’de imzalanan Hamas- El-Fetih uzlaşı anlaşmasından sonra gerçekleştirilen olağan yıllık toplantıda Hamas; Müslüman Kardeşlere, El-Fetih ile anlaşmanın sağlanmasındaki çabalarından dolayı özel olarak teşekkür mesajları iletti.
Müslüman Kardeşler’in ev sahipliğinde Kahire’de düzenlenen iftara İsmail Haniye davet edilmiş, Müslüman Kardeşler’den Cuma Emin’in liderliğindeki bir delege İsmail Haniye ile Gazze’de buluşmuştu. Mısırlı grubun sözcüsü Mahmud Gozlan Reuters’e yaptığı açıklamada bu ziyaretin Gazze’ye gerçekleşen ilk delegasyon ziyareti olduğunu, daha önceden böyle bir ziyarete izin verilmediğini söyledi.
Müslüman Kardeşler hem İsrail ile takas anlaşmasında hem de El-Fetih ile uzlaşı anlaşmasında Hamas’ı ikna etmeye çalışmışken İran her iki olaya da tepki vermedi. Gazze’ye yaptığı yardımları keserek Hamas’ı zor duruma düşürdü. Büyük ölçüde dış yardımlara bağlı olan Hamas yönetimi memur maaşlarını yarıya indirip, ithal arabalara ve inşaat projelerine fazladan vergilendirme yapmak zorunda kaldı.
Ayrıca Hamas’ın orijin olarak Müslüman Kardeşlerin bir parçası olduğu göz ardı edilemez bir gerçek. Şeyh Ahmet Yasin’in, Müslüman Kardeşlerin prensiplerine dayalı bir direniş hareketi olarak kurduğu Hamas’ın dini inanışları; İran’ın aksine Suni olan Müslüman Kardeşlerin din algısı ile de benzerlik gösteriyor.
Bu durumda sorgulanması lazım gelen nokta: İran yıllardır sahiplendiği bu hassas sorunu diğer İslam ülkelerine mi bıraktı ya da olayın seyrine göre yeni politika geliştirmek için şimdilik uzaktan takip mi ediyor? Yoksa elindeki kartları değiştirerek; sadece İslami direnişi yürüten, İsrail ile kesinlikle uzlaşma yoluna gitmeyecek yeni bir HAMAS mı yaratmaya çalışıyor?
İran’ın Filistin-İsrail sorununa müdahil olmak için kullandığı önemli kartlardan Esad rejiminin gün geçtikçe meşruiyetini yitirmesi Arap Baharından nasiplenmeye çalışan Hamas’ı da artık yeni ikame destekler bulmaya itiyor. Hamas’ın merkez bürosuna ev sahipliği yapan Suriye’nin takas anlaşmasında bir varlık gösterememiş olması kuşkusuz Esad rejiminin Filistin meselesinden tamamen el çektiğini göstermez. Kendi problemleri ile meşguliyet, Filistin meselesi ile alakadar olmayı kısıtladı diyebiliriz. Ancak en önemli soru “Bundan sonra İran, Filistin meselesi için Suriye rejiminden nasıl yararlanacak?
Bir Diğer Kazanan Mısır
Tüm devrimler ve genel başkaldırılar toplumun mevcut durumdan memnuniyetsizliği sonucu vuku bulur. Nasır ve Sedat dönemlerinin aksine Mübarek dış politikada geniş bir vizyon sunamamıştı. Devrimden sonra da Mısır’ın açık bir vizyonla dış politika güttüğünü, attığı adımların devrimin şuuruyla çok da bağdaşmadığını söyleyebiliriz. Mısır, Arap Birliği’nin “Suriye’deki büyükelçiler geri çekilmeli” kararına rağmen büyükelçisini çekmedi. Mısır’ın mevcut olayları; askeri yönetim tarafından belirlenmesi ile ilişkilendirilebileceği üzere saf güvenlik perspektifi doğrultusunda irdelediğini söyleyebiliriz.
Devrimden yeni çıkan devletlerin Bolşevik İhtilalı sonrası Sovyet Rusya’da da görüldüğü gibi bir süre bölgesel politikalardan diğer devletlere göre daha çok etkilendikleri bir gerçektir. Ancak devrim sonrası geçiş döneminin kırılgan özelikleri haiz olmakla beraber Mısır barındırdığı resmi ya da gayri resmi kurumlarla dış çevresini etkilemeyi başarıyor.
Mısır Ulusal Güvenlik Ağı eskiden olduğu gibi hala Mısır’ın dış politikasının belirlenmesinde en önemli ayaklardan. Mısır’ın özellikle de tüm boyutlarıyla Filistin meselesine dair parametrelerinde belirleyici. Mısır’ın almış olduğu tüm kararlar, atmış olduğu tüm adımlar (Şalit meselesinden Hamas-El-Fetih anlaşmasına, İsrail ile Mısır arasındaki ajan-mahkum takasına) bu kurumun yönlendirmesiyle gerçekleşiyor.
Mısır Şalit’in takasına ilişkin son anlaşmada da takındığı belirleyici tutumuyla bölgesel sorunlara etki edebilirliğini, Filistin meselesinde önemli anahtarları elinde tuttuğunu sadece bölgesel güçlere değil, akademik çevrelere ve tüm dünyaya kanıtlamış oldu. Ahmet Davutoğlu’nun ifade etti gibi “bölgedeki her rol Mısır’ın rolünün tamamlayıcı niteliktedir” . Bu mesajın pekiştirmesi anlamında aslında esir asker Şalit’in verdiği röportaj esnasında, röportajı yapan gazetecinin önünde durduğu büyük Mısır bayrağı Şalit’in yanıtladığı sorulardan daha fazla anlamlıydı. Mısır da Hamas gibi takas ile prestijini yükseltenlerden oldu. İsrailli ajan llan Grapel’e karşılık 25 Mısırlı mahkumun serbest kalmasını sağlamakla kalmadı ABD ile F-16 anlaşması imzaladı.
Mısır’ın resmi olmayan etkin bir aktör olarak baş göstermeye başlayan diğer kurumu ise Müslüman Kardeşler. Yukarıda da değinildiği gibi Hamas- Müslüman Kardeşler arası yakınlaşmalarla, Müslüman Kardeşlerin Filistin Meselesinde etkinliğini artıyor. Bölgede sıcak noktalara yaptığı ziyaretlerle bir anlamda meselelere müdahil olacağını duyuran Müslüman Kardeşler hala Mısır içerisinde de ağırlığının tadını çıkarıyor. Böylece Mısır dış politikasının kazandığı en önemli ayaklardan birisi de kamu diplomasisi olmuş oldu.
Mısır takas anlaşmasında pastadan büyük pay alsa da bu tip kompleks problemlerin tek bir aktör ile çözülmesi mümkün değil. Anlaşmayı hem destekleyen hem de köstek olan tüm aktörlerin olayların seyrinde etkisi yadsınamaz. Hamas’a uzun zamandır Şalit’in iadesi için telkinlerde bulunan Türkiye’nin sürece olumlu etkileri herkes tarafından kabul ediliyor. Ancak Mısır süreci nihayete ulaştırmayı başarmış, teknik olarak takasın iyi organize edilmesini sağlamış bunu da Şalit’in röportajı esnasında arkada yükselmiş büyük Mısır bayrağı ile de tüm dünyaya göstermiştir.
SDE Stajyerleri*