ENGLISH
22.05.2012
Ana Sayfa » OrtadoğuGeri Dön «

Suriye İçin Geri Sayım Başlarken

02.12.2011 11:14:57

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ortadoğu’da Arap Baharı ile başlayan süreçte yerinden oynayan taşlar henüz oturmadı. Suriye’de yaşanan gelişmeler ise Türkiye’yi yakından ve doğrudan etkilemeye devam ediyor. İki ülke arasında ilişkiler her geçen gün daha da gerginleşmekte. Suriye’ye yönelik uluslararası tepkiler giderek sertleşirken Türkiye bu süreçte atacağı adımlara daha çok dikkat etmeli. Küresel ve bölgesel aktörlerin Ortadoğu’daki son hesaplaşma noktası bu ülke olacak gibi duruyor.

 

Suriye’deki Ayaklanmalar

 
Suriye’de yönetime karşı protestolar 26 Ocak 2011’de başladı. Daha kapsamlı ayaklanmalar ise 15 Mart’ta fiiliyata geçti. Başlangıçta talep, ciddi siyasi reformlardı ama daha sonra bu, Devlet Başkanı Beşşar Esad’la Suriye’de onlarca yıl iktidarda olan Baas Partisi’nin kayıtsız şartsız gitmesini de içeren, rejimin tamamen değişmesi talebine dönüştü.
 
Protestolar, hükümetin uygulamalarına yönelik ciddi bir öfkeyi ifade ediyordu. Bu öfke, ülke çapında Suriyelilerin öldürüldüğü haberleriyle daha da büyüdü. Hükümet müdahaleleri ve çatışmalarda uluslararası örgütlerin raporlarına göre 3500 Suriyelinin öldürülmesine rağmen hükümet ne şimdiye kadar ayaklanmayı bastırabildi ne de Suriye’de daha fazla kan dökülmemesi için ikna edici bir siyasi teşebbüs ortaya koyabildi.
 
Bu durumun daha fazla sürdürülemez olduğu uluslararası kamuoyu tarafından da görülüyor. Ancak çözüm konusunda küresel ve bölgesel aktörlerin birbirinden farklı görüş ve seçenekleri mevcut.
 
Davutoğlu’nun Ziyareti
 
Suriye’deki gelişmeler, ilk gününden itibaren Türkiye tarafından kaygıyla izlendi. Yapılan açıklamalar ve çeşitli temaslar neticesinde Suriye tarafından herhangi bir olumlu adım atılamaması Türkiye’nin de daha sert bir tutum izlemesine neden oldu.
 
Görüşmelerin kırılma noktası, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ağustos başında ülkeye yaptığı ziyaretti. Bu görüşme iki ülke arasındaki üst düzey yüz yüze yapılan son temas oldu.
 
Altı saat süren görüşme neticesinde Beşşar Esad’la herhangi bir noktada uzlaşılamadığı görüldü. Davutoğlu görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, ''Suriye halkı ebediyen Türkiye'nin dostu olarak kalacaktır. Suriye'de kabul edilemez olaylar yaşandı'' ifadesini kullanmış ve Suriye’deki gelişmeler konusundaki endişeleri bir kez daha dile getirmişti.
 
Türkiye’ye Yönelik Sert Söylemler ve Eylemler
 
Suriye’den gelen mültecilerin Türkiye’de bulunan kamplara yerleştirilmesi ve Suriye hükümetinin eylemlerine yönelik Türkiye tarafından yapılan eleştiriler Suriye tarafından giderek sertleşen söylemlerle karşılandı.
 
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye karşı çıkacak olan kınama kararına Türkiye’nin olumlu yönde oy kullanması karşısında Suriye BM temsilcisinin tehditvari konuşması ve sonrasında yaşanan olaylar ile gözler yeniden Suriye’ye ve masaya tekrar koyduğu düşünülen PKK kartına döndü.
 
Türkiye’deki birçok kanlı eyleme imza atan ve PKK terör örgütündeki silah bırakmaya en uzak kanadı temsil ettiği söylenen, terör örgütünün Suriye kökenli üyelerinin bu eylemlerde de önemli bir rol oynadığı görülmekteydi. Nitekim bu eylemlerde öne çıkan iki isim, ‘Bahoz Erdal’ kod adlı Fehman Hüseyin ve Sofi Nurettin de Suriye kökenli teröristler.
 
PKK terör örgütünün Suriye ile olan ilişkilerindeki dikkat çekici bir başka nokta da Türkiye sınırına yakın PKK kampları ile ilgili. Bu kampların yine Fehman Hüseyin’in talimatıyla ve Türkiye’nin yapmış olduğu hava operasyonlarıyla kullanılamaz hale gelen Kuzey Irak’taki kampların yerini alması için kurulduğu iddia edildi.
 
Bölgedeki güç dengelerinin değişmesinden ve iki ülke arasında yaşanan gerginlikten kendisine fayda sağlamaya çalışan örgütün aynı zamanda burada yaşanacak otorite boşluğundan da faydalanması ve Suriye’deki kampları kendisine lojistik destek sağlayacak biçimde genişletip sayısını arttırması da mümkün.
 
Kuzey Irak ve İran’da rahat hareket edemeyen örgütün burada yeni bir üs bölgesi kurması, ilerleyen dönemde Türkiye’ye ciddi sıkıntılar yaratabilir.
 
Büyükelçilik Saldırısı ve Hacılarla Yükselen Tansiyon
 
Türkiye’ye yönelik sert tutum yalnızca söylem bazında kalmadı, Arap Birliği’nin Suriye’nin üyeliğini askıya alma kararının hemen sonrasında, Suriye’deki Türk Büyükelçiliğine ve konsolosluklarına saldırılarda bulunuldu. Bu saldırılar sonrasında diplomatların ve ailelerin can güvenliğinin sağlanabilmesi için birçok elçilik personeli ve ailesi tahliye edildi, bu işlemin hemen ardından Türk vatandaşların zorunlu olmadıkça Suriye’ye gitmemeleri tavsiyesinde bulunuldu.
 
Saldırılar yalnızca elçilik protestoları ile kalmadı, karayolu ile hac vazifesini ifa ederek Türkiye’ye dönen hacılar da Suriye’de saldırıya uğradı. Suriye ile ilişkilerin gerilmesine neden olan bu olay, Türkiye’de büyük bir öfkeyle karşılandı.
 
Türkiye ve Arap Birliği’nden Yaptırım
 
Arap Birliği Kasım ayı başında Suriye’nin üyeliğini askıya almış ve Suriye’de suların durulmamasından ve bu nedenle ülkeye yapılabilecek bir askeri müdahaleden kaygı duyulduğunu ifade etmişti.
 
Arap Birliği yalnızca üyelik kararını dondurmakla kalmadı, ülkenin güvenliği ve istikrarı konusunda hiçbir umut verici gelişmenin olmaması ve Suriye’nin 500 kişilik gözlemci heyetini kabul etmemesi nedeniyle olağanüstü toplanarak Suriye’ye karşı bir dizi yaptırım kararına imza attı.
 
Yaptırım kararı, Türkiye’nin dokuz maddelik yaptırım paketini açıklamasından hemen sonra geldi. Türkiye’nin yaptırımlarını açıklayan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bu yaptırımların ilk etapta “Suriye yönetiminin kendi halkına karşı şiddet uygulayacak her türlü imkân ve kapasiteyi hedef aldıklarını” belirtti ve “ilave yaptırım” sinyali de verdi.
 
Yalnızca yaptırım kararını açıklamakla kalmayan Davutoğlu, Suriye’deki ayaklanmalar için Türkiye’nin tutumunu bir kez daha ifade etti.
 
“Biz Suriye halkıyla birlikte ortak bir geleceği paylaştığımıza ve bu ortak geleceği birlikte inşa edeceğimize güçlü bir şekilde inanıyoruz. Suriye halkına girdikleri bu haklı mücadelede başarılar diliyoruz.”
 
Arap Birliği ülkeleri Türkiye’nin yaptırım kararının hemen ardından bir dizi yaptırım kararı aldığını açıkladı. Ancak ülkelerin uygulanacak yaptırımlar konusunda bir görüş birliği içerisinde olmadıkları görüldü, Suriye ise bu açıklamayı “ihanet” olarak tanımladı ve protesto etti.
 
Topkapı
 
İstanbul’da yaşanan bir başka olay ise, ardında birçok soru işareti bıraktı. 1 pompalı tüfek, 1 av tüfeğiyle Topkapı Sarayı’na gelen ve kendisine engel olmak isteyen 3 güvenlik görevlisini yaralayan 36 yaşındaki Libyalı Samir Salem Ali El Nadhwri, 1.5 saatlik çatışmanın ardından öldürüldü. Olay henüz tam olarak aydınlatılamamakla beraber Suriye konusundaki gelişmelerle ilişkili olduğunu düşündüren birçok soru işaretine sahip.
 
Saldırganı getiren araç Suriye plakalı, ancak saldırgan Bingazi’den Türkiye’ye giriş yapmış. Saldırganın ölü olarak ele geçirilmesi ve olayla ilgili çok az gelişmenin olması soru işaretlerini artırıyor. Yine de bu saldırıyı yalnızca bir şiddet eylemi olarak algılamak eksik ve yanlış bir değerlendirmeye neden olabilir.
 
 
 
BM Raporu, AB ve İnsani Koridor
 
Uluslararası kamuoyu Suriye’deki gelişmelere kayıtsız kalmadı ve sivil toplum örgütlerinin yanı sıra Birleşmiş Milletler de konuyla ilgili bir rapor hazırladı. Aralarında bir Türk profesörün de bulunduğu 3 kişilik bir heyetin hazırladığı ve BM İnsan Hakları Konseyi tarafından Cenevre’de açıklanan raporda, Suriye’de yaşanan insan hakları ihlallerine dikkat çekildi.
 
Komisyon Başkanı Pinheiro, 40 sayfalık raporlarının, BM İnsan Hakları Konseyi'nin Mart ayında yapılacak 19. toplantısında ele alınacağını belirterek, raporlarını, Suriye'deki insan hakları ihlallerinin kurbanı veya tanığı 223 kişiyle mülakat yaparak hazırladıklarını, bunların aralarında siviller ve güvenlik güçlerinden firar edenler bulunduğunu kaydetti.
 
Pinheiro, bu kişilerin arasında firar edenlerin veya çocukların işkenceyle öldürüldüklerine tanıklık edenlerin bulunduğunu söyleyerek, "Sivillere karşı ateş açma ve kötü muamele emrinin, silahlı kuvvetlerin en üst düzeyi ve hükümet tarafından alınan direktiflerin sonucu olduğuna inanıyoruz. Suçlar arasında cinayet, işkence, tecavüz ve alıkoyma var. Komisyon ayrıca, bu büyük ölçekteki ve sistemli ihlallerin devletin en üst düzey makamlarının onayıyla olduğu sonucuna vardı"diye konuştu.
Komisyon Başkanı Pinheiro, "Suriye'de insani yardım koridorları açılması olasılığı"konusundaki görüşünü sorması üzerine, sivilleri korumak ve yardım sağlamak için bu öneriden haberdar oldukları, ancak bunun uygulamaya geçirilip geçirilmemesi konusunda karar verecek olanın da BM üyesi ülkeler olduğu yanıtını verdi.
 
Bu raporla birlikte yaptırım ve ambargo çağrısı yapılırken, Avrupa Birliği de uluslararası müdahale için ilk adım olan “insani koridor” konusunu masaya yatırmaya hazırlandı. Financial Times'ın haberine göre, Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe, önerinin Arap Birliği ve Türkiye’nin desteğiyle, Suriye’nin Türkiye ya da Lübnan sınırı ya da Akdeniz’de bir liman veya bir havaalanı üzerinden gıda ve sağlık malzemelerinin taşınması için bir insani koridor kurulmasını içerdiğini ifade etti. Fransız bakan, Şam hükümetinin işbirliği yapmayı reddetmesi durumunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin desteğini arayacaklarını belirtti.
 
Fransa, koridor önerisinde önemli bir rol oynayan Türkiye'nin de Brüksel'deki toplantıya davet edilmesini istiyordu. Ancak bu istek, Rum yönetiminin vetosuna takıldı.
 
Esad ise bu seçeneklerin Türkiye özelinde gündeme gelmesini "Türkiye’de bazıları hala Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurma rüyasında... Türk liderler bu rüyanın imkansız olduğunu biliyorlar ve bu yüzden dini ajandası olan partileri sömürerek Arap dünyasındaki etkilerini artırmak istiyorlar" diyerek Şam’a karşı artırılan baskıyı bir başka yönden değerlendirmeye çalıştı. Ancak AB ve BM bu konuda son derece ciddi çalışmalar başlatmış durumda.
 
Askeri Seçenek Masada
 
Türkiye’nin gündeminde, yalnızca “insani koridor” değil, askeri müdahale seçeneği de bulunmakta. Daha önce de defalarca gündeme gelen “askeri müdahale” seçeneği son olarak Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından bir ropörtajda ele alındı. Davutoğlu, “her senaryoya” hazır olduğunu belirtti.
 
Askeri müdahalenin hiçbir zaman gerekli olmayacağını umduğunu da vurgulayan Davutoğlu Suriye hükümetinin halkıyla barış yapma yolunu bulmasının şart olduğunu, vatandaşlarına işkence yapan bir rejimin ayakta kalamayacağını söyledi.
Davutoğlu, yüz binlerce kişinin Türkiye’ye kaçması halinde Ankara’nın uluslararası toplulukla işbirliği yaparak Suriye sınırında bir tampon bölge kurabileceğini de açıkladı.
 
Bu arada Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım , çatışmaların şiddetlenmesi halinde Suriye’yi transit ülke olmaktan çıkartacaklarını ve ticaret yollarını Irak’a kaydıracaklarını bildirdi.
 
Müdahale Senaryoları ve Müdahale Karşısında Tutumlar
 
Suriye’ye bir askeri müdahalenin yapılıp-yapılmayacağı ve yapılırsa hangi ülkelerin bu konuda rol oynayacağı ve olası senaryolar bir tarafta masaya yatırılırken bir diğer tarafta da bu tür bir müdahaleye karşı kesin tavrını ortaya koymuş olan ülkeler mevcut.
 
Müdahale hakkında farklı görüşü olan bir ülke Irak. Irak Cumhurbaşkanı Talabani, “Suriye’ye karşı yapılacak müdahalenin batılı askeri girişimleri yerine Arap girişimiyle yapılmasının daha hayırlı olacağını” ifade etti.
 
Rusya, Çin ve İran ise, Suriye’ye karşı bir müdahale konusunda sert bir tutum içerisinde olduklarını çeşitli platformlarda belirtmiş durumdalar. İran, Suriye ile olan sıkı ilişkilerinin yanı sıra Amerika’nın Irak’ta geri çekilmesiyle başlayan süreçte daha çok söz sahibi olmayı planlıyor. Bu nedenle bölgedeki Şii çemberini daraltmaktan ve Türkiye’ye bu konuda baskı yapmaktan çekinmeyeceği açık.
 
Bir “Uluslararası Müdahale”den bahsedilecekse, uluslararası hukuk açısından meşru kabul edilebilecek iki ihtimal var. Bunlardan bir tanesi BM Antlaşması çerçevesinde BM Güvenlik Konseyi kararı ile Suriye’ye müdahale edilmesi. Ancak Çin ve Rusya’nın bu karar karşısındaki tutumlarını şimdiden açıklamaları ile meşru bir müdahale ihtimalinin oldukça uzak olduğu söylenebilir.
 
Bir ikinci ihtimal ise müdahalenin NATO şemsiyesi altında yapılması. NATO’nun böyle bir müdahalede bulunabilmesi için ya Esad’ın kitlesel katliam yaptığı gerekçesiyle Arap Ligi’nin çağrısını alması ya da bir NATO ülkesine yapılan saldırıları NATO’ya yapılmış kabul etmesi ile müdahale edebilir. Bu saldırıların Suriye topraklarından Türkiye’ye yöneltilen PKK saldırıları olması da mümkün. (Bu mekanizma 11 Eylül sonrasında ABD için kullanılmıştı).
 
Bu ihtimallerin dışında yapılacak herhangi bir müdahale hukuk dışı olacaktır ancak yakın tarih böyle müdahalelerle dolu. Bu nedenle bir devletin ya da devletler topluluğunun kendiliğinden Suriye’ye müdahale etmeyeceğini söylemek naif bir yaklaşım olur.
 
Türkiye’yi Ne Bekliyor
 
Son dönemde Suriye’de yaşanan gelişmelerden birincil olarak etkilenen bir ülke olarak Türkiye’nin böyle bir dönemde pasif bir politika izlemesi zaten beklenemez ancak aynı nedenden dolayı Türkiye’nin atılacak her adımı dikkatlice değerlendirmesi gerekmekte.
 
Görüldüğü üzere, Suriye eksenindeki tüm senaryolardan Türkiye bir şekilde etkileniyor. Ayrıca sınır komşumuz olan Suriye istikrara kavuşmadan Türkiye’deki terör sorununun her boyutuyla sona erdirilmesi oldukça zor görünüyor. Nitekim örgüt mensuplarının büyük çoğunluğunun Suriye asıllı olduğu da göz önünde bulundurulursa, Suriye’deki gerginliğin terör sorununa tahvil edilme hızı bir kez daha görülmüş olur.
 
Aynı zamanda bu ülkede yaşanan olumsuz gelişmeler neticesinde Türkiye’ye gelen ve olası bir askeri müdahale sonrasında bölgede yaşanacak olan gelişmelerden etkilenecek Suriyelilerin Türkiye’yi yakından ilgilendirdiği de görülecektir.
 
Bu nedenle Türkiye soruna bakış açısı ve sorunla olan ilişkisi hem fiziki hem de politik açıdan daha ikincil olan aktörlerle aynı stratejiyi paylaşmak konusunda tedbirli olmak zorunda.
 
Diğer taraftan bu bölgede yaşanan gelişmeler karşısında aktif bir dış politika izlememek ilerleyen dönemde Türkiye’nin aleyhindeki gelişmelere seyirci kalmak zorunda olması sonucunu da doğurabilir.
 

Faruk Can – Strateji Uzmanı, Özlem Tezer – Strateji Uzmanı

 




ORTADOĞU KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya