Avro alanında borç krizinin, sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasi yansımaları olmuş; borç krizinin etkisiyle Yunanistan’da Lucas Papademos ve İtalya’da Mario Monti’nin başbakanlığında teknokratik hükümetlerin kurulması, “demokratik meşruiyet” meselesi gündeme gelmiştir. “Demokratik meşruiyet” meselesinin nedeni, krizin etkisiyle hükümetlerin değişmesi değildir; zira kriz etkisindeki herhangi bir üye devlette, seçime gitmek suretiyle ve seçim sonuçları uyarınca yeni hükümetin oluşturulmasında itiraz edilecek bir husus yoktur. Ancak, Avro alanında borç krizinin etkisiyle gündeme gelen “demokratik meşruiyet” sorununun kaynağı iki yönlüdür. Birincisi, seçimle belirlenmiş hükümetlerin halkın iradesine başvurulmaksızın değiştirilmesidir. İkincisi ise, demokratik bir yönetim sisteminde yine halkın iradesine başvurulmaksızın “seçilmemiş” başbakanların teknokratik hükümetlerinin kurulmasıdır. Dolayısıyla, yetkilerini doğrudan halktan alan hükümetler, yetkilerinin kaynağı doğrudan halk olmayan hükümetler ile yer değiştirmektedir; konunun ayrıntılarına girilmeksizin bile, durumun temsili demokrasi ile bağdaşır görünmediği ileri sürülebilir.
Bilindiği gibi Robert Dahl
[1] demokrasinin üç dönüşüm süreci geçirdiğini belirtmektedir; birinci dönüşüm süreci MÖ 5. yüzyılın ilk yarısında Yunanistan’da yaşanan ve demokratik olmayan kent devletlerin demokrasiye geçişlerinin gerçekleştiği dönüşümdür; ikinci dönüşüm ise, ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla yaşanmış olup, küçük kent devletlerinde uygulandığı şekliyle demokrasi ulus devlet düzeyinde uygulanamayacağından, ikinci dönüşüm doğrudan demokrasiden temsili demokrasiye geçişi ifade etmektedir. Demokrasinin ikinci dönüşüm sürecinin ürünü olan temsili demokrasinin temel koşulu, kararların özgür ve adil seçimlerle belirlenmiş seçilenler tarafından alınması ise; kararların seçimle belirlenmemiş “seçilmemiş” teknokratlar tarafından alınması, ilke olarak temsili demokrasi ile bağdaşmamaktadır.
Bu durum hem ulusal düzey hem de supranasyonel düzey için geçerlidir; zira ulusal düzeyde “seçilmemiş” teknokratların hükümeti demokratik meşruiyet açısından sorunlu iken; -Dahl’ın sınıflandırması uyarınca- demokrasinin üçüncü dönüşüm sürecinin bir örneği olan Avrupa Birliği’nin (AB) hükümeti olarak nitelendirilebilen Komisyon’un seçilmemiş üyelerden oluşması demokratik meşruiyetini tartışmalı bir konu haline getirmektedir. Üstelik Avro alanında yaşanan borç krizinin tekrarlanmaması amacıyla ortaya atılan ve Komisyon’un yetkilerini artırmaya yönelik önerilerin, hayata geçirilebilirse eğer, “demokrasi açığı”nı, “demokrasi uçurumu”na dönüştüreceğine ilişkin kaygılar mevcuttur.
Avro alanındaki krizin supranasyonel düzeyde “demokrasi açığı” üzerine etkisine ilişkin tartışmaları bir tarafa koyarak, İtalya ve Yunanistan örneğinde olduğu gibi ulusal teknokratik hükümetlerin atanması bağlamında “demokratik meşruiyet” üzerindeki etkisine dönersek, teknokratik hükümetlerin demokratik meşruiyetini sadece “seçim” ve “seçilmemiş teknokrat” açısından değerlendirmenin yeterli olmayacağını görürüz. Zira karşımızda “seçim” dışında iki kriter daha bulunmaktadır; “siyasi sorumluluk” ve “halkın taleplerine yanıt verebilirlik”. John Ferejohn’un ifadesiyle, “sorumluluk” bir kurumsal yapılanma meselesidir; “yanıt verebilirlik” kurumsal yapılar içinde karşılıklı etkileşimin sonuçları, bir başka deyişle kurumsal yapılanmanın ne kadar sorumluluk sağladığının ölçüsüdür.
[2] Bu kapsamda, bir hükümetin, özellikle bir teknokratik hükümetin sorumluluğu nasıl sağlanabilir? Bir hükümet, ancak vatandaşlar hükümet faaliyetlerini değerlendirebiliyor, dolayısıyla başarılı bulduklarını ödüllendirebiliyor, başarısız bulduklarına yaptırım uygulayabiliyorsa “sorumlu”, bir başka deyişle “hesap verebilir” niteliktedir. Burada ödül “tekrar seçmek”, yaptırım ise “tekrar seçmemek”tir. Sonuç olarak, modern demokrasilerde “siyasi sorumluluk”, seçimler aracılığıyla sağlanabilir ki, bu kapsamda seçimler “mechanism of political accountability” olarak tanımlanabilir.
[3] Modern demokrasilerde hükümetlerin sorumluluğu seçimler aracılığıyla sağlanıyor ise, bir başka deyişle “sorumluluk” seçime dayanan bir kurumsal yapılanmaya bağlı ise; teknokratik bir hükümet seçimle belirlenmediğinden, daha önemlisi herhangi bir parti hükümeti olmadığından bir sonraki seçimlere partiler aracılığıyla katılması söz konusu değilken, dolayısıyla halkın “ödülü” ya da “yaptırımı” anlamını yitirmişken; teknokratik hükümetlerin siyasi sorumluluğunu ileri sürmek mümkün değildir.
Teknokratik hükümetlerin, modern demokrasilerdeki hükümetlerin “halkın taleplerine yanıt verebilirliği” açısından değerlendirilmesi ise oldukça komplike bir konudur. Zira İtalya ve Yunanistan örneğini ele alırsak, teknokratik hükümetler ülkelerin içinde bulunduğu ekonomik koşulları düzeltmek, ekonomik sorunlara çözüm bulmak için göreve gelmişlerdir; dolayısıyla göreve gelmelerini meşrulaştırmak için kullanılan unsur, söz konusu hükümetlerin krizden çıkmak isteyen halkın taleplerine yanıt verebilir olduklarıdır. Bu durum bize Scharpf’ın
[4] “girdi meşruiyeti” ve “çıktı meşruiyeti” ayrımı ile Bellamy’in
[5] “public-interest-orientated” olarak adlandırdığı düşünce akımını hatırlatmaktadır.“Girdi meşruiyeti”, siyasi kararların, ancak halkın iradesine dayandığı müddetçe meşru olduğunu ifade etmekte; “çıktı meşruiyeti” ise, siyasi kararların meşruiyetini, halkın tercihlerine uygun ve etkili sonuçlar üretmesine bağlamaktadır. “Public-interest-orientated” düşünce akımına göre, yüksek istihdamın ve ekonomik büyümenin sağlanması gibi ekonomik beklentiler, çevrenin korunması gibi teknik konular ön plana çıktığından, bir hükümetin demokratik niteliğinin değerlendirilmesinde demokratik girdilerden çok politikaların halkın beklentilerini karşılama kapasitesi önem kazanmaktadır. Dolayısıyla, “girdi meşruiyeti” olmayan “teknokratik hükümetler”, “çıktı meşruiyeti” kapsamında ve halkın ekonomik ve teknik taleplerine yanıt verebilir nitelikte oldukları ileri sürülerek meşru kılınmaya çalışılmaktadır. Diğer taraftan, konu “principal-agent” modeli kapsamında ele alındığında, demokratik bir yönetimde “principal” halk ve “agent” hükümet olarak nitelendirilebilir; “agent”, “principal”ın desteğini almak için, desteğe ihtiyaç duymadığı durumlara kıyasla, “principal”ın taleplerine daha fazla yanıt verecek nitelikte kararlar alır ve kendisini kontrol edecek mekanizmaları oluştur. Ayrıca, “agent” için rekabetçi bir ortam söz konusu ise, kararların oluşturulmasında “principal”ın tercihleri ve beklentileri daha fazla dikkate alınır.
[6] “Principal-agent” modeli kapsamında, teknokratik hükümetin “agent” niteliği taşıdığını kabul etsek bile, seçimler aracığıyla halkın tercihine sunulmadıklarından ve sunulmayacak olmalarından dolayı, üzerlerinde halkın taleplerine ve tercihlerine ilişkin herhangi bir baskı hissedebilmelerinin mümkün olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Ayrıca, seçimle belirlenmemiş ve belirlenmeyecek olmaları açısından, yukarıda bahsedildiği gibi herhangi bir parti hükümeti de olmadıklarından, teknokratik hükümetler için rekabetçi bir ortam söz konusu değildir.
Sonuç olarak; teknokratik hükümetlerin meşruiyetini “girdi” ve “çıktı” meşruiyeti ayrımı temelinde, “çıktı” meşruiyeti’nin mevcut olduğunu ileri sürerek savunmak teorik olarak mümkün gözükse de, teknokratik hükümetlerin halk tarafından seçimle belirlenmemiş olmaları nedeniyle, temsili demokrasi açısından eleştirilere açık olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
Şube Müdürü, Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü*
[1] R.A. Dahl, ‘A Democratic Dilemma: System Effectiveness versus Citizen Participation’,
Political Science Quarterly, Cilt.109, Sayı.1,1994, s.23-34.
[2] J. Ferejohn, “Accountability and Authority:Toward a Theory of Political Accountability”, in
Democracy Accountabilty and Representation, edited by A. Przeworski, S. C. Stokes, B.Manin, Cambridge University Press,1999.
[3] D. Yiğit, “Democracy in the European Union from the Perspective of Representative Democracy”,
Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt 6, Sayı 23, s.119-145.
[4] F.W. Scharpf,
Governing in Europe: Effective and Democratic?
, Oxford, Oxford University Press, 1999.
[5] R. Bellamy, “Still in Deficit: Rights, Regulation, and Democracy in the EU”,
European Law Journal, Cilt 12, Sayı6, s.725-742.
[6] J. Ferejohn, “Accountability...