Arap dünyasını ve Ortadoğu’yu derinden etkileyen halk ayaklanmalarının merkez üssü olan Tunus’ta 23 Ekim 2011’de ilk genel seçimler yapıldı. Kurucu meclisi oluşturmak için yapılan seçimlere ülkedeki farklı kesimleri temsil eden birçok parti katıldığı gibi seçmenlerinde yoğun bir ilgisi vardı. Önce Fransa’nın sömürge ülkesi olan daha sonra da uzun yıllar Habib Burgiba ve Zeynelabidin Bin Ali tarafından yönetilen Tunus’ta halk ilk defa yönetime doğrudan müdahale edebilecek bir imkanı elde etti. Bu ilk demokratik seçimin galibi de %41,5 oyla seçimden çıkan En-Nahda Partisi oldu. Sol ve laik eğilimli Cumhuriyet Kongre Partisi %13,82, Emek ve Özgürlük için Forum Partisi ise %9,68 oy alabildi.
Seçim sonuçları çokta sürpriz olmadı aslında. Ayaklanmaların başladığı ve Zeynelabidin’in ülkeyi terk ettiği dönemden sonra En-Nahda hareketinin kuracağı partinin yüksek ihtimalle birinci parti olacağına ilişkin ortak bir kanı vardı. Fakat Zeynelabidin’in ülkeyi terk etmesinden sonra Tunus ile doğrudan ilişkileri olan birçok Batılı ülke halk ayaklanmalarına destek vermesine karşılık En-Nahda hareketinin bundan sonraki tutumunun ne olacağına ilişkin kuşkulu ve sorgulayıcı bir tavır takınmaya başladı. Kuşkusuz bunun nedeni bu hareketin ideolojik yönelimiydi.
1980 öncesinde Zeytuniye Medresesi çevresindeki hocaların ve öğrencilerin katılımıyla daha çok sivil alanda çalışmalarını yürüten İslami Yöneliş Hareketi 1981’de Raşid El Gannuşi ve arkadaşlarının çabalarıyla En-Nahda ismiyle politik bir harekete dönüştü. Ancak dönemin devlet başkanı Habib Burgiba İslamcı bir partinin genel seçimlere girmesini iktidarı için bir tehdit olarak gördüğünden hareket üzerindeki baskıları arttırdığı gibi hareketin lideri Gannuşi’yi tutuklattırdı ve bazı yöneticilerine de idam cezası verdi. Daha sonra iktidara gelen Zeynelabidin her ne kadar ilk başlarda En-Nahda hareketine karışmayacağını belirtmişse de kısa süre sonra tutumunu değiştirerek hareket üzerindeki baskıları arttırdığı gibi hareketin bütün faaliyetlerini yasakladı. İleri gelenlerin bir kısmı tutuklandı bir kısmı da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.
Dolayısıyla hareket uzun yıllar faaliyetlerini yer altında veya sürgünde yürütmek zorunda kaldı. Buna karşın Tunus yönetimine karşı en güçlü muhalif grup haline gelen En-Nahda, Tunus sokaklarında başlayan ve kısa bir süre sonra bütün bir Ortadoğu’yu etkisi altına alan halk ayaklanmalarının devirdiği ilk kişi olan Zeynelabidin’in ülkeyi terk etmesiyle başta sürgündeki muhalif lider Gannuşi olmak üzere hareketin diğer üyeleri de ülkeye geri döndüler. Ayrıca halk ayaklanmalarının başladığı günden beri devrime gerek üyeleriyle gerek sürgündeki yöneticilerin verdikleri demeçlerle aktif bir şekilde katılan En-Nahda, devrim sonrasında tekrar yasal statüsüne kavuştuğu gibi girdiği ilk seçimde de birinci parti olarak çıktı.
Azınlık bir elitin totaliter bir yönetimle ulusal kaynakları ve gelirleri Fransa, İtalya gibi eski sömürgeci ülkelerin iş adamlarıyla tükettiği bir dönemde mağribin fakir sokaklarında yükselen isyan ateşi hem bu coğrafyayı hem de yanıbaşındaki Ortadoğu’yu geri dönüşümü mümkün olmayan bir dönüşüme zorladı. Yayılan devrim dalgasıyla diktatörlükler arka arkaya yıkılırken bu diktatörlüklerin oluşturduğu iktidar boşluğunun daha çok İslamcı muhalif hareketler ve partiler tarafından doldurulacak olması başta batılı ülkeler olmak üzere birçok ülkenin devrimlere ve onun sonuçlarına yönelik şüpheli ve mesafeli yaklaşmasının neden oldu. Bir de merak edilen soru, bu ülkelerde İslamcılar iktidara geldiklerinde ülkeyi İran ve daha aşırı olarak kabul edilen Taliban gibi dinsel totalitarizmin hakim olduğu bir yönetim biçimine mi dönüştürecekler, yoksa sivil alan üzerinde baskının olmadığı daha demokratik bir yönetimin inşasına mı katkı sağlayacaktır.
Bu yaygın sorunun ilk muhatabı devrimin ve genel seçimlerin ilk olarak gerçekleştiği Tunus’da sandıktan birinci parti olarak çıkan En-Nahda partisi oldu. Ayrıca En-Nahda bundan sonra Tunus’un yönetiminde ağırlığını koyarken hem iç politikada hem de dış politikada oynayacağı aktif rolün nasıl olacağına, hangi ideolojik motivasyonla hareket edeceğine, köklü bir İslami geçmişe sahip olan hareketin kurulacak yeni Tunus’un “seküler” ve “ılımlı” İslami çehresini nasıl değiştireceğine ilişkin sorulara daha sık muhatap olacaktır. Kuşkusuz bu soruların ortaya çıkmasına neden olan şüphe ve eleştirilerin çoğunluğu En-Nahda’nın salt bir iktidar partisi olmasından ziyade En-Nahda’ya yönelik eleştirilerin ve değerlendirmelerin klasik oryantalist perspektiften besleniyor olmasından kaynaklanıyor. Buna karşın hareketin önemli isimleri demokrasi ve özgürlük gibi devrimin ana temalarıyla barışık olduklarını, bunları savunmaya ve Tunus halkının bu ideallerini kurumsallaştırmaya yönelik çaba göstereceklerini sürekli vurgulama ihtiyacı da hissetmektedirler.
Bu şüphelere ve sorulara karşı En-Nahda’nın kurucusu Gannuşi’nin demokrasi, özgürlük ve insan haklarına ilişkin ılımlı ve olumlayıcı yaklaşımlarının sadece dönemsel veya konjonktürel açıklamalar olmadığını, aynı zamanda uzun süredir gerek metinlerinde gerekse de medyaya verdiği röportajlarında sürekli dile getirdiği ve savunduğu görüşler olduğunu da belirtmek gerekir. Gannuşi, Özellikle İslam ve demokratik yönetimin birbirleriyle uyuşup uyuşmadığı tartışmalarının sürdürüldüğü yıllarda demokrasinin şûra sistemi dolayısıyla İslam’ın ruhunda var olduğunu, Müslümanların asıl olarak totaliter yönetimlere karşı mücadele etmesi gerektiğini vurgulamaktaydı. Bunun içindir ki, Tunus’daki devrimin ilk aylarında medyaya verdiği röportajlarında Türkiye’nin ve AK Parti tecrübesinin kendileri için önemli olduğunu çünkü bu dönemde İslam ile demokrasi arasında bir barışma döneminin ortaya çıktığını dolayısıyla Türkiye ve AK Parti tecrübesinin Tunus ve diğer Arap ülkeleri için bir model olabileceğini ve En-Nahda’nın İran ve Taliban yönetiminden ziyade AK Parti ile kıyaslanabileceğini ifade ediyordu
[i].
Özellikle Türkiye’nin adres gösterilmesinin nedeni Türkiye’nin İslam ile demokrasi, sivilleşme ve laiklik gibi kavramlar arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğine yönelik teorik tartışmalara pratize edilmiş örnekler çıkarılabilecek bir ülke olması dolayısıyladır.
Sonuç olarak bundan sonraki süreçte En-Nahda’yı zor günler bekliyor. Bir taraftan arkasındaki toplumsal desteğe rağmen üzerindeki kuşkulardan dolayı meşruiyet sorunuyla mücadele ederken diğer taraftan da halkın asıl talepleri olan toplumsal ve politik özgürlüğün önündeki bürokratik ve yasal engelleri minimize etmeye çalışması ayrıca işsizlik oranlarının ve enflasyonun oldukça yüksek olduğu ülkede ekonominin de bir an önce normalleşmesi gibi temel talepleri gerçekleştirmesi bekleniyor. Dolayısıyla bundan sonra ki dönemde En-Nahda’nın geleceği ideolojik eğiliminin veya arkasındaki toplumsal desteğin gücünden ziyade Tunus halkının bu temel ve öncelikli taleplerini gerçekleştirme yönünde göstereceği somut adımlara bağlıdır. Çünkü bugün En-Nahda’yı iktidara taşıyan devrim tam da bu taleplerle doğdu ve yayıldı.
SDE Stajyeri*