Mısır Seçimleri
Mısır Ortadoğu siyasetinin en etkili aktörlerden biridir. 2011 yılında yapılması planlanan devlet başkanlığı seçimleri de bu sebeple önem arzetmektedir. Mevcut lider Hüsnü Mübarek 81 yaşındadır ve bundan sonra aday olup olmayacağı kesin olarak bilinmemektedir. Bir devlet başkan yardımcısına ihtiyaç duymayan Mübarek, yerine henüz birini halefi olarak tayin etmemiş olsa da oğlu Cemal Mübarek bu yılın Nisan ayında aday olacağını açıklamıştır. Böylece Hüsnü Mübarek’in yaşı dolayısıyla yeniden aday olmayacağı ancak oğluna destek vereceği yüksek bir ihtimal olarak görünmektedir.
Mısır seçimlerini kimin kazanacağı ülkenin iç dinamikleri ve Mısır’ın demokrasi geleneği ile de yakından ilgilidir. Mısır İngiltere’den 1922 yılında bağımsızlığını kazandığından beri monarşi ya da tek partili sistem ile yönetilmektedir. Hüsnü Mübarek’in zaman zaman dile getirdiği ancak ülke içinde kendine hayat sahası bulamayan demokratik seçimler, muhaliflerin Mübarek yönetimine yönelik dile getirdiği en önemli talep haline gelmiştir. Ülkenin en önemli muhalif grubu olan Müslüman Kardeşler’in geçmiş seçimlerde olduğu gibi 2011 yılı için de endişeleri bulunmaktadır. Bilindiği gibi Müslüman Kardeşler halen yasaklı bir partidir ancak üyelerini bağımsız olarak meclise sokabilmektedir. Mısır içinde örgütlü ve güçlü olan Kardeşler’in, parlamento ve başkanlık seçimlerinde yürüttükleri faaliyetler, Mübarek tarafından bir şekilde bastırılmış ya da sınırlandırılmıştır. Örgütün halk nezdinde en popüler olduğu dönemlerde bile iktidar kademelerinde kendine yer bulamaması, Mübarek rejimi hakkında diktatörlüğe varan suçlamaların dile getirilmesine sebep olmuştur. (Tıkla-1)
Mısır içinde halktan destek alan ve iktidar alternatifi olabilen herhangi bir hareketin, seçim yoluyla başarı kazanma şansının asker kökenli iktidar elitleri tarafından ortadan kaldırılması ülkenin demokrasi tarihinin geleneği haline gelmiştir. Buna benzer bir hadise 2005 yılındaki başkanlık seçimlerinde Yarın Partisi lideri Eymen Nur’un aday olmasıyla tekrar yaşanmıştır. Seçimi Hüsnü Mübarek’in kazanmasının ardından dile getirdiği hile iddiaları sebebiyle Nur, beş yıllık hapis cezasına çarptırılmıştı. 2011 yılında tekrar aday olacağını açıklayan Eymen Nur’un bu kez Cemal Mübarek ile seçim rekabetine girmesi beklenmektedir. Ancak Nur’un seçim çalışmalarına şimdiden ağırlık vermesi ve internet ortamında propagandaya başlaması, bu faaliyetlerin yeniden yasal kovuşturmaya uğramasına yol açmıştır. (Tıkla-2)
1981’de iktidara gelen Hüsnü Mübarek, selefinin iki yıl önce imzaladığı Camp David anlaşması dolayısıyla Batıyla daha sıkı ilişkiler kurma ve İsrail ile uyumlu olma yolunu seçmiştir. Günümüze kadar gelen bu politik tercihin iç politikaya dönük en önemli yansımaları yine Müslüman Kardeşler hareketiyle ilgilidir. Zira ABD için başında Mübarek’in bulunduğu Mısır, vazgeçilmez bir bölgesel müttefik konumundadır. Mısır halkının demokratik tercihleri ve ülkede gelişen sivil inisiyatifler bir yana, Mısır’ın şimdiye kadar oynadığı bölgesel rolün devamı hayati bir önem taşımaktadır. Mübarek rejiminin değişmesi, ülkenin dış politika yönelimlerini de etkileyecektir. Müslüman Kardeşler örneğinde olduğu gibi dini yönelimli bir hareketin iktidar olması durumunda, Batı ile ilişkilerde kırılma yaşanacağı ihtimal dahilindedir. Aynı zamanda İsrail ile ilişkiler de Filistin sorunu bağlamında farklılık gösterebilecektir.
ABD’nin yeni başkanı Barack Obama’nın Mısır’a yaklaşımının Bush dönemine göre farklı olacağı anlaşılmaktadır. Bölgesel sorunların barışçıl çözümü için girişilecek yeni politikalar ekseninde, Mısır’ın Arap dünyasında liderlik pozisyonunun tekrar diriltilebileceği düşünülmektedir. Obama’nın başkan seçildikten sonra ilk ziyaretlerinden birini Mısır’a yapması bunu ispatlar niteliktedir. Hüsnü Mübarek’in Ağustos ayı sonunda Beyaz Saray’da ağırlanması, ikili ilişkilerin yeniden tanımlanması fırsatını taraflara sunmuştur. Cemal Mübarek’in de 2009 Mart ayında Washington’a yaptığı ziyaretin, başkanlık seçimleri için destek arama turu olarak değerlendirilmektedir. (Tıkla-3)
Obama yönetiminin Mübarek’ten sonra oğlu Cemal’in başa geçmesine ancak şeffaf bir seçim süreci yaşanması şartıyla onay vermesi düşünülmektedir. Ayrıca ülke içinde bu denli örgütlü olan Müslüman Kardeşler’in bütünüyle siyasi sürecin dışına itilmesine sessiz kalmayacaktır. Mısır’da sıklıkla yaşanan insan hakları ihlalleri, demokrat yönetimin daha da hassas olacağı bir alan olacaktır. Seçim sonrasında başa kim gelirse gelsin yeni bir anayasa sürecinin başlatılmasının, ABD tarafından istenmesi de sürpriz olmayacaktır. Buna karşılık Mısır’ın da Beyaz Saray’dan birtakım istekleri olacaktır. En başta ABD’nin kendi iç işlerine karışmasından memnun olmayan Mübarek yönetimi bu rahatsızlığını zaman zaman gerekli mercilere iletmektedir. Bununla beraber Mısır, ABD’nin 1979’dan beri yaptığı askeri yardımların giderek azaltılması ve en son 2008 yılında konunun sürüncemeye alınması meselesini nihai bir çözüme kavuşturmak istemektedir. ABD Kongresi, bu yardımları Mısır ve Gazze arasındaki tünellerin kapatılması, bu bölgeye silah sevkıyatının durdurulması ve Mısır polisinin insan hakları konusunda eğitilmesi şartına bağlamıştır. Mısır son olarak da İran’la yürütülen nükleer müzakerelerin barışçıl yöntemlerle acilen sonuca ulaştırılmasını talep etmektedir. İran’ın Ortadoğu’da hızla etkinliğini arttırması, Mısır’ın liderlik iddialarına tehdit oluşturmaktadır. Bu ülkenin nükleer silahtan arındırılması ve bunun askeri bir müdahale olmadan yapılması Mısır için en uygun seçenek olacaktır. (Tıkla-4)
2011 seçimleri her yönüyle Mısır’ın ve bölgenin geleceğine radikal değişiklikler getirebilecektir. Bir yanda iç dengelerin bütünüyle değişmesi ve halkın taleplerinin sandığa yansıması tartışılırken, yeni rejimin bölgesel politikalara farklı bir eğilim kazandırması da ABD ve İsrail ilişkilerine etki edecektir. Fakat ülkenin son yıllarda yaşadığı ekonomik sıkıntılar ve demokrasi sorunu tez elden çözülmeyi bekleyen sorunların başında gelmektedir. Bu sebeple karar alıcıların Mısır halkının sorunlarına eğilme konusunda daha istekli davranması her açıdan ülkenin ve Ortadoğu’nun yararına olacaktır.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan, 17 Ekim 2009)