İnsanlık tarihi boyunca her büyük keşif, o anki toplumsal, ekonomik ve politik yapıların dönüşmesinde önemli roller üstlenmiştir. Örneğin, 18. yüzyılın sonlarında keşfedilen buhar gücü, basit teknolojik bir keşif olarak kalmamış, sanayi devriminin itici gücü olmuştur. 20. yüzyılda radyo ve daha sonra televizyonun keşfi de kitle iletişiminde yeni bir çağın başlamasına yol açmış; toplumsal, ekonomik, ticari ve bireysel ilişkiler yeniden tanımlanmıştır.
1990’larda, tüm dünyaya damgasını vuran ve değişimin sembolü olarak kabul edilen internetle birlikte, dünya çapında yeni bir iletişim ağı inşa edilmeye başlanmıştır. Dünya üzerindeki bilgisayarları birbirine bağlayan internet sayesinde kullanıcılar, sınırsız haberleşme ve bilgi paylaşım imkânına kavuşmuştur. İnternetin öne çıkan üstünlüklerinden birisi de, radyo, televizyon ve gazete gibi önceki nesil kitle iletişim araçlarını bünyesine entegre edebilme kabiliyetidir.
İnternet terimi, international (uluslararası) ve network (ağ yapısı) sözcüklerinin birleşmesinden oluşmaktadır. Peki, bu teknoloji nasıl gelişmiştir? Bu sorunun cevabını bulabilmek için 1960’ların ikinci yarısında ABD Savunma Bakanlığı’nın desteklediği askeri bir proje olan ARPANET’e gitmemiz gerekir. Soğuk savaşın en yoğun yaşandığı o yıllarda iki kutup arasında askeri ve siyasi üstünlük kurma mücadelesi ile istihbarat ve silahlanma yarışı da yaşanmaktaydı. ABD, askeri birimlerinin bilgisayar üzerinden birbirleriyle güvenli haberleşmesini sağlamak üzere desteklediği bu projeyle yeni bir keşfin de öncülüğünü etmiştir.
1990’ların başında, çok iyi bir iletişim aracı olmanın yanında cazip bir ticari özelliği olduğu da anlaşılan internet hızlı bir şekilde yaygınlaşarak alışverişten ticarete, bilimsel araştırmalardan, eğlenceye, sivil toplum kuruluşlarının örgütlenmesinden, siyasi partilerin propagandasına kadar hayatın her alanını içine almıştır. İnternetin iktidar ilişkilerinin karakterini de değiştirdiği ileri sürülmektedir. İnternetle birlikte, artık sadece güçlüler ve sermayeyi elinde tutanların bilgiyi kontrol etmesi hiç de kolay değildir. Birçok kişiyi heyecanlandıran da bu durumdur. Bununla birlikte, bireysel özgürlüklere ve özel hayata yönelttiği tehditleri, yasadışı örgüt ve oluşumların propagandası için kullanılmasını, telif hakları, kredi kartı dolandırıcılığı, çocuk pornografisi, sanal saldırılar, virüsler ve istenmeyen e-postalar gibi olumsuzluklarını göz ardı edemeyiz.
Sahip olduğu sosyo-ekonomik ve politik değer sayesinde internet paha biçilmez bir icat haline gelmiştir. İnternet kullanıcı sayısı, bilgisayar ve cep telefonu kullanımının yaygınlaşmasıyla doğru orantılı olarak artmaktadır. Kullanım yaygınlığındaki hızlı artışı göstermek adına; on yıl önce sadece 350 milyon kişinin erişebildiği internete şu anki rakamlara göre 2 milyar kişinin ulaştığını söylemek yeterlidir.
Herhangi bir uluslararası ağın sorunsuz işleyebilmesi için merkezi bir kontrole ihtiyacı vardır. Örneğin küresel telefon sistemi, 1865 yılında kurulan ve daha sonra BM’nin bir parçası haline getirilen ‘Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’ tarafından yönetilmektedir. Bu ihtiyaç internet için de geçerlidir. İnternet için bu küresel kontrol, 1998 yılında ABD’de kurulan ‘Tahsis Edilen İsimler ve Numaralar için İnternet Şirketi (ICANN)’ aracılığıyla başlatılmıştır.
Aynı tarihlerde, dünya çapında interneti kimin kontrol edeceğine dair tartışmalar da yaşanmaya başlamıştır. Siber alanda Amerikan hegemonyası olarak görülen bu şirket yerine, internetin de telefon ağında olduğu gibi çok taraflı bir anlaşma kapsamında çok uluslu bir yapı tarafından işletilmesi birçok ülke tarafından istenmiştir. Brezilya, Güney Afrika, Çin, Fransa bu monopol yapıyı kendi açılarından yüksek sesle eleştirmişlerdir. Hatta bazı Afrika ülkelerine göre, bu sistem neo-kolonizasyondan başka bir amaca hizmet etmemektedir.
BM’nin 2003 yılında Cenevre’de organize ettiği ‘Bilgi Toplumu Zirvesi’nde konu tartışılmaya devam etmiştir. Bu toplantının devamı niteliğinde 2005 yılında Tunus’ta yapılan 2inci zirve toplantısında ABD, yakın destekçisi AB’den de mesafeli bir tutum görmüş; AB’den gelen ‘internetin sağlıklı bir şekilde çalışmasına yönelik prensipleri belirleyecek hükümetler arası bir birimin kurulması’ teklifi karşısında kendisine yeni bir yol haritası çizmiştir. Bu kapsamda en önemli değişiklik 2009 yılında şirketin ABD Ticaret Bakanlığı ile olan bağının zayıflatılması yönünde olmuştur. Peki, interneti bu kadar önemli kılan nedir? Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, SSCB’nin yıkılmasından sonra tek kutuplu dünyanın ana siyasi ve ekonomik manivelası olan küreselleşmenin uygulamaya geçirilmesinde internet, yeri doldurulmaz bir rol üstlenmiştir. Zira, sınırlar arası geçişkenliğin yaşanabildiği en üst nokta internettir. Bu durumu "mesafenin ölümü" olarak tanımlayan F. Cairncross, internetin bir ruhsat veya izin gerektirmeksizin serbestçe herkes tarafından kullanılabilecek bir kamusal alan olduğunu ifade etmektedir.
Öylesine büyük bir kamusal alanın yönetilmesi ve izlenmesi elbette ekranın arkasında olanlara, dünyada meydana gelen siyasi, askeri, toplumsal, ekonomik gelişmeleri takip etmede, yeni toplumsal eğilimleri, tüketim alışkanlıklarını ve toplumların yapılarını anlamada eşsiz bilgiler vermektedir. İnternetin doğduğu yer olan ABD’nin, internetin kontrolü ve yönetimi meselesine bu pencereden bakmaya devam ettiğini söylememiz yanlış olmayacaktır.
Araştırmacı*