Alman siyasiler, Avro krizinin AB’nin tümünü ilgilendiren bir krize dönüştüğü gerekçesiyle, üye devletlerin ulusal parlamentoları ve hükümetlerinin temsilcileri ile Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu temsilcilerinin bir araya geleceği konvansiyonda Kurucu Antlaşmalar ve Antlaşma değişikliklerinin gözden geçirilmesini önermiştir. Hıristiyan demokratlar krizin çözümü için;
*İstikrar ve Büyüme Paktı ihlallerinin Avrupa Adalet Divanı’na götürülmesini
*Borç sınırını ihlal edenlere karşı sert yaptırımlar uygulanmasını
*Borç sorunları olan üye devletler için çok-düzeyli yeniden yapılanma süreci uygulanmasını
*Bakanlar Konseyi’nde oybirliği ile karar alınması gereken alanlarda, nitelikli çoğunluğun yeterli olmasının sağlanarak karar alma kapasitesinin artırılmasını
*Avrupa Parlamentosu’nda sadece Avro alanı parlamenterlerinin yer alacağı ayrı bir kamara oluşturulmasını
*Oluşturulması planlanan Avrupa İstikrar Mekanizması’nın Avrupa Para Fonu’na dönüştürülmesini
önermiştir.
[1] “Yeşiller” ise, Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Parlamentosu tarafından denetlenen ekonomi hükümetine dönüştürülmesini ve Avrupa Komisyonu başkanlığı ile Avrupa Konseyi başkanlığının birleştirilerek, doğrudan halk tarafından seçimle belirlenmesini önermiştir.
[2]
Söz konusu önerilerin Avro krizine çözüm bulmaya yönelik olmakla birlikte, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu’nun yapısında değişikliğe gitmek suretiyle, AB’nin kurumsal mimarisinde ciddi revizyon öngörmekte olduğu ve kapsamlı bir Antlaşma reformu gerektirdiği açıktır. Dolayısıyla Angela Merkel, Ekim ayındaki Zirve’ye kapsamlı bir Antlaşma reformu önerisi ile değil, Avro alanında bütçe disiplini sağlamaya yönelik olarak daha sıkı mali kurallar benimsenebilmesi amacıyla sınırlı Antlaşma değişikliği önerisi ile gitmiştir. Merkel, Antlaşma’da yapılacak sınırlı değişiklik ile, bütçe açığı ve kamu borcu kurallarına riayet etmeyen Avro alanı ülkelerinin Avrupa Adalet Divanı’na götürülmesini ve Birlik içinde mali disiplini sağlamaktan sorumlu Avrupa Komiseri’nin atanmasını istemekte ya da en azından anılan önerilere karşı diğer AB devletlerinin tutumunu yoklamak istemektedir. Zira, Maastricht Antlaşması ile düzenlenen aşırı bütçe açığı prosedürüne ve İstikrar ve Büyüme Paktı kurallarına rağmen, üye devletlerin bütçe açığı ve kamu borcu kurallarına uymadığı, ancak kurallara uymayan üye devletler için yaptırım sisteminin etkili şekilde işletilmediği gözlemlenmektedir. Diğer taraftan Avrupa Komisyonu’na mali disiplini sağlamaktan sorumlu Avrupa Komiseri atanması önerisi, daha önce 7 Eylül 2011 tarihinde Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin Hollanda Parlamentosu’na sunduğu “A Vision on the Future of the Economic and Monetary Union” başlıklı önerisinde de yer almıştır.
Almanya’nın Antlaşma değişikliği önerisi, Fransa tarafından paylaşılıyor olsa da, öneri Birleşik Krallık, Avusturya, İrlanda ve İtalya tarafından açık ifadelerle eleştirilmiştir. 23 Ekim 2011 tarihinde gerçekleştirilen Zirve öncesi, Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron, Antlaşma değişikliğinin gündemde olmadığını belirtmiş; İrlanda Başbakanı Enda Kenny Antlaşma değişikliği fikrini açıkça reddetmiş ve Avusturya Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger Antlaşma değişikliğinin krizin çözümüne yardımcı olamayacağını ifade etmiştir.
[3] İtalya Başbakanı Berlusconi ise, Antlaşma değişikliğinin İtalya halkına anlatılmasının zor olacağı gerekçesiyle, Antlaşma değişikliğine karşı çıkmaktadır.
[4]
Üstelik, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’in, Cameron’a yönelik olarak “Avro alanına girmek istemedin; öyleyse neden bize müdahale etmek istiyorsun!” çıkışı
[5], AB içinde Avro alanı ülkeleri ile Avro alanı dışında kalan AB üyeleri arasında gerginlik yaratacak nitelikte olduğundan, arabuluculuk rolü Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy’a düşmüştür. Rompuy, Antlaşma’da değişiklik yapmaya karar vermeden önce, AB’nin üyelerinin tamamının anlaşması gerektiğini, Antlaşma’da yapılacak sınırlı değişikliğin kurumsal yapının genel revizyona tutulacağı anlamına gelmediğini belirtmiştir.
[6]
Herman Van Rompuy’un açıklamasında başlıca iki husus bulunmaktadır. Birincisi, Antlaşma’da herhangi bir değişik yapılması için AB üyelerinin tamamının anlaşmaya varması gerektiğidir; zira Antlaşma değişikliği gibi uzun ve zahmetli bir sürecin, üye devletler arasında itirazı olanların mevcudiyeti halinde tamamlanamayacağı tecrübe ile sabittir. Bu süreci kolaylaştırmak adına Lizbon Antlaşması’nda “olağan değiştirme usulü” ve “basitleştirilmiş değiştirme usulleri” ayrımına gidildiği görülmektedir. Avro krizine çözüm için Antlaşma değişikliğine karar verilse bile, bu değişikliğin hangi değiştirme usulüne göre yapılacağı ayrı bir tartışmayı başlatacaktır; zira burada da, Antlaşma’da öngörülen değişikliğin Birliğe verilen yetkileri artırıcı özelliği olup olmadığı üzerine görüş ayrılıkları sorun olabilecektir. İkincisi, Van Rompuy’un yaptığı “sınırlı değişiklik” vurgusudur. Ancak, herhangi bir değişikliğin “sınırlı” olup olmadığı da tartışmaya açıktır; Avrupa Komisyonu’na, bütçe disiplininden sorumlu bir komiserin atanması şeklen “sınırlı” görülebilmesine rağmen, Komisere verilecek yetkilerin niteliği, bu yönde bir değişikliği “sınırlı değişiklik” olarak nitelendirmekten uzaklaştırabilir. Bütçe disiplininden sorumlu komiserin, Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin önerisinde olduğu gibi, üye devletlerin ulusal bütçelerini veto etme yetkisine sahip olmasını, “sınırlı bir değişiklik” olarak nitelendirmek doğru olmasa gerektir.
Avro krizine çözüm amacıyla Antlaşma’da değişiklik önerisi üzerine yürütülen tartışmalar ışığında, 23 Ekim 2011 tarihinde açıklanan Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi’nde; Avrupa Konseyi’nin, Antlaşma’da sınırlı değişiklik yapılması olasılığının araştırılması da dahil olmak üzere, Avro alanı ülkeleri devlet ve hükümet başkanlarının Avro alanında ekonomik uyumun güçlendirilmesi ve mali disiplinin geliştirilmesine yönelik niyetlerini not ettiği ve Antlaşma değişikliğinin 27 üye devlet tarafından kararlaştırılması gerektiği belirtilmiş; ayrıca Avrupa Konseyi Başkanından, Komisyon ve Avrogrup başkanı ile yakın işbirliği içinde bulunarak, konuya ilişkin bir rapor sunması istenmiştir.
[7] Dolayısıyla, hazırlanan rapor temelinde, Aralık ayında gerçekleştirilecek Zirve’de konu tekrar ele alınacaktır. Sonuç Bildirgesi’nin ilgili bölümünde en fazla dikkat çeken husus, Antlaşma değişikliğine 27 üye devlet tarafından karar verilmesi gerektiğinin hatırlatılmasıdır; dolayısıyla doğrudan Avro alanını ilgilendirdiği düşünülen bir soruna Antlaşma değişikliği ile yanıt aranılması durumunda, Avro alanına dahil olmayan ülkelerin süreçten dışlanması mümkün değildir.
26 Ekim 2011 tarihinde açıklanan Avro Zirve Bildirisi’nde de, Antlaşma değişikliğine vurgu yapılmış; Bildiri’de, Avro’nun Avrupa projesinin özü olduğu ve ekonomik birliğin parasal birlik ile orantılı şekilde güçlendirileceği vurgulanmıştır. Bildiri’de ayrıca, Avrupa Konseyi Başkanı’ndan, bu amaca ulaşmak için olası adımları belirlemesi istenmiş ve Antlaşma’da sınırlı değişiklik yapılması olasılığı da dahil olmak üzere, Avro alanında ekonomik uyumun güçlendirilmesi ve mali disiplinin geliştirilmesine yönelik niyet vurgulanmıştır.
[8]
Avro krizine çözüm amacıyla Antlaşma’da değişiklik yapılması hususu, halihazırda hem Avro alanı içinde hem de Avro alanı dışında ciddi görüş ayrılıklarına sebebiyet verdiğine göre, Avro krizi ile mücadelenin AB’yi sancılı bir sürece soktuğu açıktır. Bu noktada Avrupa Konseyi’nin Aralık ayında gerçekleştireceği toplantı, Antlaşma’da öngörülen değişikliğin içeriğinin açıklık kazanması ve değişiklik önerisinin akıbeti açısından büyük önem taşımaktadır.
(Dr. Dilek YİĞİT Şube Müdürü, Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü)
[1] Philipp Wittrock, German Politicians Call for Changes to EU Treaties, 14.10.2011,
www.spiegel.de
[4] Treaty change comes back on EU’s agenda, 23 October 2011, www.euractiv.com
[6] EU leaders discussing limited changes to treaty, 23 October 2011,
www.bbc.co.uk
[7] European Council, 23 October 2011, Conclusions, Brussels, 23 October 2011.
[8] Euro Summit Statement, Brussels, 26 October 2011.