Hollanda’nın Avrupa Birliği’nin (AB) bütçe açığı ve kamu borcu kurallarını ihlal eden üye devletlerin ulusal bütçelerini veto etme yetkisine sahip bir komiserin atanmasına yönelik önerisinin önemli ölçüde yenilikçi, ancak tepki yaratıcı bir fikir olduğu ileri sürülebilir; zira ulusal bütçelerin 2011 yılının Ocak ayından itibaren uygulamaya geçirilen “Avrupa Dönemi” kapsamında Birlik düzeyinde “ex-ante” değerlendirilmesinin bile üye devletlerin maliye politikaları üzerindeki egemenlik haklarını ihlal ettiğine yönelik ciddi tartışmalar mevcut iken, Avrupa Komisyonu’nun bir üyesinin ulusal bütçeleri veto etme yetkisine sahip olması, en azından şimdilik kabul edilebilir görülmemektedir.
Hollanda’nın bütçe kurallarını ihlal eden AB üyelerinin Avro alanından çıkarılması teklifi ise, sık sık gündeme gelmekle birlikte açıkça tartışılmaktan kaçınılan “Avro alanından çıkma” ya da “çıkarılma” ihtimallerini tekrar tartışmaya sokmuş; hatta 19 Ekim 2011 tarihinde, Avrupa Komisyonu eski başkanlarından Jacques Delors’un, Avro alanına dahil üyelerin alandan çıkmasına imkan tanınması amacıyla Kurucu Antlaşmalar’da değişiklik yapılması gerektiğini belirtmesi önemli ölçüde dikkat çekmiştir. Zira Avrupa Komisyonu’na en uzun süre başkanlık yapmış ve başkanlık döneminde İç Pazar’ın tamamlanması ve Tek Para Birimi’nin temellerinin atılması gibi Avrupa entegrasyon hareketinin ivme kazandığı Delors’un bu önerisinin nedeni, Avro alanını “uçurumun kenarında” görüyor olmasıdır.
[1]
Avro alanından çıkma ya da çıkarılmaya ilişkin tartışmaları ateşleyen asıl neden Avro alanına dahil Yunanistan’da yaşanan borç krizi olsa da; uzun vadede oluşan neden, Avro alanının diğer ülkelerinde de, krize varmamakla birlikte bütçe açığı ve kamu borcu rasyolarının İstikrar ve Büyüme Paktı eşik değerlerini aşıyor olması ve bu nedenle Avro alanında ve AB’nin tümünde mali disiplinin sağlanamamasına bağlı olarak ekonomik istikrarın bozulmasıdır. Dolayısıyla Yunanistan’daki borç krizi yaşanmamış olsa dahi, üye ülkelerde mali disiplinin sağlanamamasına bağlı olarak Avro alanında ekonomik istikrarın bozulması, Avro alanında kamu borcu ve bütçe açığına ilişkin kuralları ihlal eden üyelerin Avro’dan çıkması ya da çıkarılması tartışmalarının er ya da geç gündeme gelmesine neden olacaktı. Zira 2010 yılı rakamları uyarınca, 27 üye devletten 22’sinde bütçe açığının GSYH’ye oranı, referans değer olan %3’ün üzerindedir ve İrlanda, Yunanistan, Birleşik Krallık, İspanya ve Portekiz en yüksek bütçe açığı oranlarına sahip ülkelerdir. Ayrıca, 25 üye devlette kamu borcunun GSYH’ye oranı artmaya devam etmektedir. 2009 yılında AB Gayri Safi İç Hâsılasının % 74’ü olan kamu borcu 2010 yılında % 80’e yükselmiş olup, bu oran Avro alanı için % 85,1 dir.
[2]
Hollanda Parlamentosu’na sunulan öneride de, herhangi bir üye devlet ismi net olarak zikredilmemekte, ortak yönetim altında bulunmaya hazır olmayan devletlerin, Avro alanından ayrılma olasılığını kullanmayı tercih edebileceği belirtilmektedir.
[3]
Hollanda Parlamentosu’na sunulan öneriye, Avrupa Komisyonu şiddetle tepki göstermiştir. Komisyon’un tepkisi, Komisyon’a bütçe disiplininden sorumlu Komiser atanması önerisine yönelik olmayıp, Birlik bütçe kurallarını ihlal eden ülkenin Avro alanından çıkarılması teklifine yöneliktir. Komisyon’un ekonomik ve parasal işler sözcüsü Amadeu Altafaj Tardio, Avro alanına girişin geri dönülemez olduğunun altını çizerken, Lizbon Antlaşması uyarınca Avro alanından çıkma ya da çıkarılmanın mümkün olmadığını belirtmektedir.
[4] Konuya ilişkin olarak görüşlerini açıklayan AB yetkilisi, Avro alanının girilip çıkılacak bir kafe olmadığını, mali ve parasal karşılıklı bağımlılık nedeniyle bir ülkenin kaderinin tüm diğerleri için sorun oluşturacağını ifade etmiştir.
[5] Avro alanı liderleri de, ciddi sistemik sorunlara neden olacağı gerekçesiyle, Avro alanından çıkma ya da çıkarılma fikrini kabul edilemez bulmaktadır.
[6]
Avro alanından çıkma ya da çıkarılma, hem üye devletler hem de AB kurumları tarafından kabul edilebilir olsa dahi, Avro alanından çıkma ya da çıkarılmaya imkan tanıyan yasal zemin mevcut değildir. Bir başka deyişle, Avro alanından çıkma ya da çıkarılmaya imkan tanımaya yönelik ortak bir irade mevcut olduğunda, Kurucu Antlaşmalar’da değişiklik yapılması gerekecektir ve bu durum teorik olarak mümkündür. Zira Roma Antlaşması, sınırsız süreli bir Antlaşma olarak akdedilmesi ve üye devletlere çekilme opsiyonu tanımamasına rağmen, 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nın 50. maddesi ile bir üye devlete AB’den çekilme hakkı tanınmıştır. Lizbon Antlaşması’nın 50 maddesinin çekilme prosedürünü düzenleyen ilk iki paragrafı,
“Her üye devlet, kendi anayasal kurallarına uygun olarak Birlik’ten çekilmeye karar verebilir. Çekilme kararı alan üye devlet, niyetini Avrupa Birliği Zirvesi’ne bildirir. Birlik, söz konusu devletle, Avrupa Birliği Zirvesi tarafından belirlenen yönlendirici ilkeler ışığında, bu devletin Birlik ile gelecekteki ilişkisinin çerçevesini dikkate alarak, çekilmeye ilişkin kuralları belirleyen bir anlaşmayı müzakere eder ve akdeder. Bu anlaşma, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 218. maddesinin 3. paragrafına uygun olarak müzakere edilir. Anlaşma, Birlik adına, Avrupa Parlamentosu’nun muvafakatini aldıktan sonra, nitelikli çoğunlukla hareket eden Konsey tarafından akdedilir.”
şeklindedir.
Lizbon Antlaşması’nın 50. maddesinin, çok sayıda üye devletin AB’den aynı anda çekilmesi gibi bir durumu düzenlemediği ve Avro alanına dahil üyelerin AB’den çekilmesine ilişkin özel düzenlemeler de içermediği görülmektedir.
[7]
Anılan hüküm, en azından prosedür açısından, AB’den çekilmenin de, AB’ye katılım kadar zor olduğunu göstermektedir. AB’den çekilme hiç bir üye devletin tercih edeceği bir durum olmasa bile, Antlaşma’da çekilme hükmünün düzenlenmesi, böyle bir ihtimalin mevcudiyetinin öngörülmüş olması açısından anlamlıdır. AB’den çekilme, eğer çekilen üye Avro alanına dahil ise, büyük ihtimalle Avro alanından da çekilme sonucunu doğuracaktır; ancak çekilme prosedürünü düzenleyen 50. maddede, çekilmek isteyen devletin “Birlik ile gelecekteki ilişkisinin çerçevesi”nden ve “çekilmeye ilişkin kuralları belirleyen bir anlaşmadan” bahsedilmesi, Birlikten çekilen devletin Avro alanında kalma ihtimalinin olabileceği ve bu durumun çekilmeyi düzenleyen anlaşma ile düzenlenebileceği izlenimini de yaratmakta, dolayısıyla cevabı zor soruları açığa çıkarmaktadır.
Kısaca, Birlikten çekilmeyi düzenleyen bir maddenin Antlaşma’da yer alması -Birlik’ten çekilmenin siyasi ve ekonomik maliyeti büyük olsa da- Avro alanından çıkma ya da çıkarılmaya yönelik bir maddenin de Antlaşma’da gerekli değişikliklerin yapılması suretiyle yer alabileceği sonucunu çıkarmamıza sebep olmaktadır. Zira AB’den çekilmenin maliyeti, Avro alanından çıkmanın maliyetinden daha az olmasa gerektir.
Ancak, Antlaşma’da Avro alanından çekilmeye ilişkin bir düzenleme yapılsa bile, Avro alanından “çıkma” ve “çıkarılma” arasında ayrıma gitmek gerekecektir; zira “çıkma” Avro alanı ülkesinin kendi iradesiyle alabileceği bir karar iken, “çıkarılma”nın yaptırım niteliği taşıdığı açıktır. Böyle bir “yaptırım” gerçekten uygulanabilir mi? Maastricht Antlaşması ile düzenlenen ve üye devletlerde bütçe disiplininin sağlanmasına yönelik aşırı bütçe açığı prosedürü kapsamında bile, bütçe açığı ve kamu borcu eşik değerleri aşan üye devletlere yaptırım uygulanamadığı düşünülürse, üye devletlerin Birlik bütçe kurallarına uymadığı gerekçesiyle herhangi bir üye devlet için Avro alanından çıkarma yaptırımını uygulamaya kalkışması kolay değildir.
Sonuç olarak, Avro alanından çıkma ya da çıkarılma -teorik olarak AB’den çekilme durumu söz konusu değilse- hukuken mümkün değildir. Lizbon Antlaşması’nda değişiklik yapılması suretiyle Avro alanından çıkma ve çıkarılma prosedürleri düzenlense, bir başka deyişle yasal zemin oluşturulsa bile, Avro alanından çıkma ya da çıkarılma tercih edilebilir ya da uygulanabilir gözükmemektedir.
(Dr. Dilek YİĞİT Şube Müdürü, Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü)
[5] Luke Bake, Analysis...
[7] P. Athanassiou, Withdrawal And Expulsion From The EU And EMU: Some Reflections, Legal Working Paper Series, No 10, December 2009.