25-30 yıl önce ancak bilim kurgu hikâyelerine konu olabilecek teknolojik gelişmeler, bugün artık askeri operasyonlarda ve savunma uygulamalarında rutin olarak kullanılmaya başlanmıştır. Askeri teknolojide kaydedilen bu hızlı değişim ve gelişimde, savunma sanayine devasa bütçeler ayıran ve yeni silah sistemleri geliştirilmesine yönelik ar-ge faaliyetlerine ağırlık veren ABD’nin öncü rol oynadığını söylemeliyiz.
Afganistan’la Başladı
Günümüzde savaş teknolojisinde gelinen son noktayı temsil eden ‘uzaktan kontrol edilebilen silahlı ya da silahsız hava araçları’ (insansız hava araçları) bu manada geleceğin savaş teknolojisi olarak kabul edilmektedir. İlk defa 10 yıl önce Afganistan semalarında uçmaya başlayan insansız hava araçları, Taliban ve El-Kaide hedeflerinin yok edilmesi amacıyla devreye sokulmuş olmakla birlikte birçok sivilin de hayatına mal olan uygulamalara imza atmıştır.
Bu dönemden itibaren, insansız hava araçlarının kullanıldığı yerler ve seçilen hedefler bakımından uluslararası hukukla bağlantılı bazı tartışmalar gündeme gelmiştir. Silah taşıyan insansız hava araçlarına getirilen en önemli eleştiri, sivil kayıplara sebebiyet vermesi ve bazen de diğer ülkelerin egemenlik haklarıyla bağdaşmayacak şekilde sınır ihlaline konu olmasıdır. Örneğin, ABD’nin Pakistan topraklarında gerçekleştirdiği saldırılar karşısında İslamabad’ın gösterdiği tepki özellikle bu iki eleştiri noktasında yoğunlaşmaktadır.
Güçlü ve Zayıf Yönleri
Bugünkü verilere göre 50’den fazla ülkenin envanterinde, keşif ve bilgi toplama amacıyla kullanılan bu tür hava araçlarına rastlanmaktadır. Bu konuda ülkeler arasındaki temel kırılma noktası, silah taşıma kapasitesine ve gelişmiş sensörlere sahip hava araçlarının şimdilik sadece ABD, İsrail, Çin ve İngiltere gibi birkaç ülkenin sahipliğinde ve kontrolünde bulunmasıdır.
Kanatlı robotların gelişmiş modellerinde var olan gece görüş, kamera ve kayıt sistemleri, her türlü elektronik iletişimi takip ve tespit edebilen sensörler, uzun süre havada kalabilme yeteneği, üretim ve kullanım maliyetinin uçaklara nazaran oldukça düşük olması, silah taşıyabilme özelliği ve kullanan açısından can kaybı ihtimalini ortadan kaldırması, öne çıkan avantajlarıdır. Bunları kullanmak için büyük bir askeri alt yapıya gerek duyulmaması da diğer bir artı özelliğidir.
Bunun yanında, aşırı rüzgârlı, yağmurlu ve karlı havalarda iniş ve kalkışlarda bazı sorunlar yaşaması, uzaktan kontrolünü sağlayan iletişim hatlarında zaman zaman kopuklukların meydana gelmesi, insansız hava araçlarının bilinen zayıf yönleridir.
En Çok Üreten ve Kullanan ABD
ABD’nin elinde, çoğu istihbari amaçla üretilen 7000 civarında insansız hava aracının olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayı 10 yıl önce 50-100 civarındaydı. Şu anda ABD, Afganistan, Pakistan, Irak, Somali ve Yemen gibi ülkelerde bu sistemlerden yararlanmaktadır. Son olarak, NATO bünyesinde yürütülen Libya harekâtı kapsamında Kaddafi güçlerini yok etmek üzere ABD yapımı bu silahlı hava araçları kullanılmıştır.
[1]
Nevada çölündeki askeri bir üste görev yapan ABD hava kuvvetleri pilotları, bu araçların operatörlüğünü uydu teknolojisi aracılığıyla binlerce kilometre öteden yapabilmektedir. Bugün ABD hava kuvvetleri bünyesinde, kanatlı robotları idare etmek üzere yetiştirilen pilot sayısı, klasik pilot eğitimi alanların sayısını geçmiştir. Bu durum ABD’nin savunma ve saldırı stratejisinde, insansız hava araçlarına verdiği önemi net bir biçimde ortaya koymaktadır.
Büyüyen Pazarda Söz Sahibi Olmak
İnsansız hava araçlarının diğer ülkelere satışını sıkı bir kontrol rejimine tabii tutan ABD, geçtiğimiz yıl, muhtemelen ekonomik krizin de etkisiyle insansız hava araçlarının diğer ülkelere kontrollü ihracına yeşil ışık yakmıştır. Bu kapsamda, potansiyel pazarın alanını çizmek ve içeriğini netleştirmek için kapsamlı bir çalışma yapmaktadır.
İnsansız hava araçlarının en çok üretilen modellerinden Predatör (besin olarak diğer canlıları yakalayıp öldüren canlı anlamında) ve Reaper’ın (orak makinesi ya da biçer-döver anlamında) üreticisi olan General Atomics şirketine, Latin Amerika ve Orta Doğu’ya ilk nesil silahsız olan modellerinden ihraç etme izni verilmesi bu yeni anlayışı ortaya koymaktadır. Şirket şu anda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirliği ve Mısır’la görüşmeler yapmaktadır.
İnsansız hava araçları üretiminde ABD’nin en yakın takipçisi İsrail’dir. İsrail, Gazze, Batı Şeria, Güney Lübnan ve Kızıl Deniz’de hem istihbarı hem de saldırı amacıyla bu araçlardan yararlanmaktadır. Ayrıca, bu teknolojinin diğer ülkelere pazarlanması konusunda da oldukça istekli olan İsrail bu kapsamda şimdiye kadar Rusya ve İngiltere dâhil Almanya, Fransa, Gürcistan ve Türkiye gibi pek çok ülkeyle tedarik anlaşmaları imzalamıştır.
Yükselen bölgesel güç olarak Çin’e baktığımızda, Pekin’in hem kendisi için hem de ilgilenen yabancı ülkelere yönelik üretim pazarını geliştirmek istediği görülmektedir. Geçen yıl Çin’de düzenlenen askeri fuarda Çin yapımı 25 farklı insansız hava aracının görücüye çıkması bu düşüncemizi doğrulamaktadır. Çin’in potansiyel müşterileri arasında bazı Afrika ülkeleri ile İran ve Pakistan da bulunmaktadır.
[2]
Türkiye’nin İlgisi ve İhtiyacı
Türkiye de bu teknolojiye ilgi gösteren ülkeler arasındadır. Hatırlanacağı gibi, Başbakan Erdoğan’ın BM Genel Kurulu için gittiği New York’da ABD Başkanı Obama’yla yaptığı ikili görüşmede bu konu da gündeme gelmiş ve Türkiye’nin talebi en üst düzeyde muhatabına iletilmiştir. Bu talebe prensipte olumlu yaklaştığı açıklanan ABD yönetiminin önümüzdeki yılın ortalarına doğru, nitelikleri henüz açıklanmayan bazı insansız hava araçlarını, satış ya da kiralama yoluyla Türkiye’nin kullanımına vereceği söylenmektedir. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise önümüzdeki aylarda kesinlik kazanacaktır.
ABD’nin Irak’taki insansız hava araçlarını Kuzey Irak üzerinde uçurduğu ve PKK terör örgütü unsurlarına yönelik elde ettiği görüntüleri Türk makamlarıyla paylaştığı bilinmektedir. Bu istihbarat paylaşımının ABD’nin Irak’tan muharip birliklerini çekeceği tarih olan 2011 yılı sonu itibariyle de devam edip etmeyeceği ya da ne ölçüde devam edeceği henüz netleşmeyen hususlardır.
Ayrıca, İsrail’den satın alınan Heronların önemli bir kısmının bu ülke tarafından Türkiye’ye iade edilmemesi ve Türkiye’nin henüz kendi insansız hava aracı projesini tam anlamıyla hayata geçirememiş olması, kısa vadede dışarıdan tedarik yolunu öncelikli bir seçenek haline getirmektedir. Bu talep karşılanırsa, ABD, terörle mücadelede Türkiye’ye güçlü bir destek verdiği mesajını iletmiş olacaktır. Ancak her halükarda milli sistemin en kısa zamanda gerekli her türlü donanıma sahip olarak geliştirilmesi ve kullanıma başlanması elzemdir.
Muhtemel Gelişmeler
Silahlı insansız hava araçları pazarının büyük ilgi gördüğü ve hızla büyüme potansiyeline sahip olduğu açıktır. Yakın gelecekte bu teknolojinin hava araçlarıyla sınırlı kalmayıp karada ve denizde çalışabilen modelleri de içine alacağı tahmin edilmektedir. Hali hazırda birkaç ülkede, suyun altında ya da üstünde gidebilen az sayıda insansız deniz aracı mevcuttur. Bunlar istihbarat toplama, izleme, gözetleme, deniz mayınlarının temizlenmesi, büyük savaş gemilerini ve limanları koruma gibi çeşitli görevler üstlenebilecek kapasitededir.
Bu teknolojiye ABD başta olmak üzere Çin, Hindistan, İsrail, İngiltere ve Fransa ilgi göstermektedir.[3]
İnsansız araçlar yaygınlaştıkça bunlara karşı alınabilecek tedbirler de gündeme gelecektir. Nasıl ki uçaklara karşı zaman içerisinde hava savunma sistemleri ve radarlar geliştirildiyse insansız askeri araçlarına karşı da, hava savunma sistemlerine ek olarak, bu araçların kontrolünü sağlayan iletişim hatlarına ve bilgisayar sistemlerine, virüsler ve casus yazılımlar yoluyla siber saldırılar yapılması gündeme gelebilecektir.
Araştırmacı*
[1] http://topics.nytimes.com/top/reference/timestopics/subjects/u/unmanned_aerial_vehicles/index.html
[2] http://www.nytimes.com/2011/10/09/sunday-review/coming-soon-the-drone-arms-race.html
[3] http://www.military.com/news/article/arms-race-building-for-maritime-drones.html