2014 yılına kadarki kısa süreçte Kabil yönetiminin, otoritesini ve meşruiyetini ülke geneline yayacak şekilde güçlenmesi ve bunun önündeki en büyük engellerden birisi olan Taliban ve diğer muhalif silahlı gruplarla masaya oturarak uzlaşma zemini araması gerekmektedir. Ülkedeki etnik dengelerin Hamid Karzai lehine değişebilmesi için de bunun gerçekleşmesi şarttır. Zira ülkede çoğunluğu temsil eden Peştunların yanında Özbek, Tacik, Türkmen ve Hazara gibi farklı ve güçlü etnik gruplar mevcuttur. Kendisi de Peştun olan Karzai’nin etnik olarak Peştun kimliği ağır basan Taliban’ı ikna etmesi, koltuğunu ve iktidarını büyük ölçüde güçlendirecektir.
Afganistan’ın geleceğini şekillendirecek olan bu uzlaşının sağlanamaması halinde, yabancı askeri kuvvetlerin ülkeyi terk etmesinden sonraki dönemde ülkedeki güç ve iktidar mücadelesinin daha kanlı bir hal alma ihtimali yüksektir. Bu durum her türlü dış müdahalenin de devam edeceği anlamına gelir.
Ülke içi barış ve istikrarın sağlanmasında ABD’nin dışında, komşusu Pakistan’a da kritik bir rol düştüğü açıktır. Karzai yönetimi, Pakistan’dan Taliban üzerindeki yönlendirme ve telkin gücünü Afganistan yönetiminin isteği doğrultusunda kullanmasını istemektedir. Ancak son gelişmeler, bunun aksi yönde gerçekleştiğini ve iki ülke arasında karşılıklı suçlama ve çatışma dilinin devreye girdiğini göstermektedir.
Taliban ve diğer silahlı radikal gruplarla, ülkedeki istikrarın sağlanması adına Afganistan’ın eski devlet başkanı Burhaneddin Rabbani başkanlığındaki Yüksek Barış Konseyi’nin sürdürdüğü görüşmeler bu anlamda büyük önem taşımaktaydı. Rabbani’nin geçtiğimiz ay içinde bombalı bir suikasta kurban gitmesiyle birlikte bu müzakere süreci ağır bir yara almıştır.
Rabbani’nin ölümünden Pakistan’ı sorumlu tutan Afganistan, Pakistan’ın kendi içişlerine müdahale etiğini ve bu amaçla Taliban’ı ve diğer silahlı grupları kullandığını ileri sürmüş ve bundan sonra yapılacak ikili görüşmelerin Taliban yerine doğrudan Pakistan’la yapılacağını açıklamıştır. Taliban yerine bundan sonra Pakistan’ın muhatap alınacağını duyurmaktaki amaç, Pakistan’ın Taliban’ın hamisi olarak görüldüğünü dünyaya ilan etmek ve aynı zamanda Taliban üzerindeki baskıyı artırmaktır.
Buna benzer tepkisel başka bir açıklama da ABD’li üst düzey yetkililerden gelmiş ve Pakistan istihbarat servisinin (Inter-Services Intelligence- ISI), Pakistan’ın Afganistan sınırına komşu Kuzey Veziristan bölgesindeki Hakkani Grubu’yla irtibatları olduğu ileri sürülmüştür. ABD, Eylül ayı içinde ABD’nin Kabil Büyükelçiliğine düzenlenen bombalı saldırıdan sorumlu tuttuğu bu gruba karşı, Pakistan ordusunun acilen askeri tedbirler almasını istemektedir.
ABD’nin önümüzdeki dönemde, Pakistan’a her yıl verilen maddi yardımları bir koz olarak öne sürebileceği veya Hakkani Grubunu yabancı terör örgütleri listesine dahil edebileceği ihtimali yüksektir. Amerikan karşıtlığının tarihindeki en üst seviyesinde olan Pakistan’da ise sadece ABD istedi diye ordunun Taliban ve El-Kaide dışında başka bir grup için de kullanılması kararı, çok kolay verilebilecek bir karar değildir.
Tacik kökenli eski devlet başkanı Rabbani’nin öldürülmesine en sert tepkiyi veren ülkelerden birisi de Hindistan olmuştur. Bunun en önemli sebebi, Rabbani’nin ülkenin istikrar ve barışa kavuşmasına yönelik devam ettirdiği müzakere sürecinde Hindistan’ın da görüşlerini ve hassasiyetlerini olabildiğince dikkate almasıydı.
Bilindiği gibi Hindistan, Afganistan’ın geleceğinde daha fazla söz sahibi olabilmek için Taliban’ın 2001 yılında iktidardan düşürülmesinden sonraki dönemde yoğun bir çaba içine girmiş ve bu amaçla ülkedeki konsolosluk sayısını artırmış, Afganistanlı gençlere Hindistan’da cazip eğitim imkânları sunmuş, Afganistan’ın yeniden imarına ciddi anlamda katkıda bulunmuştur.
Bu kapsamda Hindistan, Afganistan’da yol, hastane, okul, enerji santrali ve baraj inşaatı gibi halkın güvenini ve sempatisini sağlayacak ve böylece kendisine siyasi kazanım da getirecek sosyal ve ekonomik projelere ağırlık vermiştir. Afganistan’da askeri birlik bulundurmayan Hindistan’ın yumuşak gücünü (soft power) harekete geçirmesi, sadece Pakistan’ın değil Taliban’ın da tepkisini çekmektedir. Taliban tarafından Hindistan’ın Kabil Büyükelçiliği de dâhil olmak üzere diplomatik binalarına ve özel sektör yatırımlarına düzenlenen onlarca saldırı bunu doğrular niteliktedir.
Yakın zamanda Afganistan’ın, Hindistan’ın Afganistan’daki varlığını çok daha güçlendirecek olan stratejik ortaklık anlaşmalarına imza atması, Pakistan’ın bölgede kendisini çok daha güvensiz hissetmesine yol açmaktadır. Bölgedeki dengeleri sarsacak niteliğe sahip bu adımın, büyük ihtimalle ABD’nin onayından geçtiği tahmin edilmektedir.
Hamid Karzai’nin geçen hafta Hindistan’a yaptığı ziyaret esnasında imzalanan anlaşmaların Pakistan’ı hedef almadığı söylense de, Pakistan’a gösterilen husumetin bu iki ülkeyi buluşturduğunda şüphe yoktur. Uluslararası terörizmle ortak mücadele vurgusu yapılan anlaşmanın en önemli unsurlarından birisi, Afganistan ulusal güvenlik güçlerinin eğitimi ve donanımı konusunda Hindistan’a etkili bir pozisyon vermesidir. Anlaşma aynı zamanda, ticari, ekonomik, eğitim, sosyal ve kültürel alanlarda da ikili ilişkilerin geliştirilmesini öngörmektedir.
Anlaşmanın imza töreninde konuşan Afganistan Devlet Başkanının, ‘bazı ülkelerin terörizmi devlet politikası olarak kullandığını söylemesi’, üstü kapalı olarak Pakistan’ı işaret eden ve Hindistan tarafından da uzun süredir desteklenen bir söylemdir. Ancak şu da bir gerçektir ki, Afganistan’ın siyasi tarihinde ve kaderinde Pakistan her zaman önemli bir role sahip olmuştur. 1979 yılında Kızıl ordunun Afganistan’a girmesinden sonra Afgan Mücahitlerce başlatılan direnişin lojistik, silah ve mühimmat anlamında desteklenmesinde ABD ile Pakistan ortak hareket etmiştir. Bu desteğin Afgan Mücahitlere ulaştırılmasında Pakistan İstihbarat Servisi (ISI) aktif görevler üstlenmiştir. Yine Sovyet işgali sonrasında Afganistan’da Taliban’ın siyasi bir güç olarak ortaya çıkması ve kontrolü ele almasında Pakistan’ın desteği ve yönlendirmesi söz konusu olmuştur. Ancak Taliban sonrası Afganistan’ın şekillenmesinde Pakistan’ın etkisi oldukça azalmış durumdadır.
2001 yılından sonraki dönemde El-Kaide’ye destek verdiği gerekçesiyle iktidardan uzaklaştıran ancak yok edilemeyen Taliban ve diğer muhalif gruplara karşı ABD’nin öncülüğünde 10 yıldır devam eden ve bitecek gibi de durmayan bir çatışma ve savaş süreci yaşanmaktadır. Devam eden bu savaşta ABD’nin bölgedeki en önemli destekçisi, çok eleştirilse de Pakistan’dan başkası değildir. Pakistan verdiği bu destek nedeniyle ülkesinde yaygın terör eylemlerine, siyasi istikrarsızlığa, can kayıplarına duçar olduğu da bir gerçektir.
Son günlerde Pakistan istihbaratının, Taliban ve Taliban’la bağlantılı bazı gruplarla ilişkilerini devam ettirdiği iddialarının sıklıkla gündeme getirilmesi, Afganistan’da NATO sonrası dönemde kimlerin etkin rol kapacağı tartışmalarından bağımsız değildir. Keşmir meselesinden dolayı Hindistan’la ciddi gerginlikler ve savaşlar yaşayan Pakistan’ın, Afganistan’da güçlü bir Hindistan mevcudiyetini kendi ulusal güvenliğine bir tehdit olarak algılaması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak, Afganistan’daki istikrarsızlıktan her iki ülkenin de muzdarip olduğu açıktır. Dolayısıyla, Afganistan’da birlik, beraberlik ve siyasi istikrar ve huzurun sağlanmasına önkoşulsuz ve gizli gündemsiz olarak destek verilmesi, komşuluk bağlarıyla birbirine bağlı bu ülkelerin her zaman çıkarına olacaktır.
Araştırmacı*