ENGLISH
22.05.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Şam’da Güç Kimde?

06.10.2011 08:55:45

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Son dönemde ülke içinde rejim muhalifi seslere karşı gösterdiği aşırı tepki ve orantısız güç nedeniyle Suriye yönetimi, Batı dünyasının, Türkiye ve bazı Arap ülkelerinin eleştirilerine ve uyarılarına muhatap olmaktadır. Türkiye, Arap baharının bir devamı olarak gördüğü Suriye’deki muhalif seslere Şam yönetiminin kulak vermesini ve halka dayanmayan yönetim anlayışını, reformlar yoluyla terk etmesini istemektedir.

 

 
 
Türkiye bu isteğinde ciddi olduğunu üst düzeyde yaptığı girişimler ve diplomasinin her türlü imkânını kullanarak göstermiştir. Son olarak, Suriye dışında yaşayan rejim muhalifi grupların İstanbul’da ‘Suriye Ulusal Konseyi’ni kurması bu politikanın devam ettirildiğinin bir göstergesidir.
 
Suriye’de şiddeti onaylayan ve bu kapsamda ordu birliklerinin kullanılmasına cevaz veren güç, aynı zamanda hayatın normalleşmesine ve sokakların askerden arındırılmasına da karar verecek olan güçtür. Bu bakımdan, dünyanın en kapalı rejimlerinden birisi olan Suriye’de asıl karar verici gücün kimin ya da kimlerin elinde olduğunun irdelenmesi önem kazanmaktadır. Bunun için öncelikle, Suriye’nin Fransız sömürgesi döneminde ve sonrasında sahip olduğu siyasi ve toplumsal parametrelere, halkın yüzde 12-15’ini oluşturan Nusayrilerin (Arap Alevisi) siyasi bir güç olarak nasıl doğduğuna bakılmalıdır.  
 
Bilindiği gibi, I. Dünya savaşının neticelenmesinin hemen sonrasında Osmanlı devletinden koparılarak Fransız sömürgesi haline getirilen Suriye, II. Dünya savaşının yıkıcı etkilerini bütün ağırlığıyla hisseden Fransa’dan 1946 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. Bu dönemde, Fransa ve İngiltere gibi sömürgeci ülkelerin bölgeden fiziken ayrılmasından sonra kurulan yeni Arap hükümetleri, yolsuzluk, adam kayırmacılık, içerde birlik ve beraberliğin sağlanamaması, dış sınırların tehdit altında olması, İsrail’le yaşanan sorunlar ve halk nazarında meşruiyet problemleri gibi pek çok hayati sorunla yüz yüze kalmışlardır. Sömürgeci güçlerden geriye ise, düzenli ve güçlü ordu teşkilatlarından başka pek bir şey kalmamıştır. Bu durum, ülke genelinde yeterli otorite ve güce erişememiş sivil idareler karşısında, iktidar gücünü ele geçirmeyi arzu eden askeri kişilere önemli avantajlar sağlamıştır.    
 
Fransız idaresi döneminden itibaren Suriye ordusuna personel alımında ise, Arap milliyetçiliği karakteri ağır basan Sünni çoğunluk yerine kırsal kesimde yaşayan Nusayriler tercih edilmiştir. Zengin Sünni ailelerin çocuklarını askere göndermek istemeyişleri de bu eğilimi hızlandırmıştır. Genç Nusayriler, toplumda otorite sahibi olmak ve yükselmek için orduya katılmayı en kestirme yol olarak görmüşlerdir. Fransızlardan bağımsızlığın kazanıldığı 1946 yılında kurulan Baas partisi için de benzer bir durum geçerlidir. Sünni çoğunluğa nispeten ekonomik ve siyasi durumları daha kötü durumda olan Nusayriler, sosyal adalet ve eşitlik sloganıyla yola çıkan Baas partisine büyük oranda ilgi duymuşlardır. Nusayrilerin hem Baas partisinde hem de orduda ağırlık kazanmasıyla birlikte ordu ile Baas partisi arasında da gayri remi ilişkiler gelişmiş ve ordunun parti içindeki söz hakkı artmıştır.
 
İktidar mücadelesinin yaşandığı bu dönemde (1946-1970) Suriye’de her 3-4 yılda bir darbe yapılmıştır. Ülkenin Fransız sömürgesi altında olduğu dönemde göreceli bir özerkliğe sahip olan Nusayriler, bağımsızlık sonrası dönemde toplumun geri kalanına entegre edilmeye çalışılmış ve bu da Nusayriler üzerine bir baskı unsuru haline gelmiştir. Bunun en etkili sonucu ise, bu dönemden itibaren Nusayriler arasında daha sıkı ve güçlü bağların kurulmasıdır.
 
Baas partisinin iktidara taşınması, 1963 yılında yapılan askeri darbeyle mümkün olmuştur. İktidara gelmesiyle birlikte, partinin uyguladığı millileştirme politikası ve toprak reformu sayesinde devlet, ekonomik hayatın baş aktörü haline gelmiştir. Bu dönemde Suriye’deki ekonomik faaliyetlerin yüzde 60-70’i devletin doğrudan kontrolü altına girmiştir. Bu durum, ülkede yaygın olarak görülen adam kayırmacılık ve yolsuzluğu körüklemiş; devlet görevlilerinin pozisyonlarını, kendi kişisel servetlerini arttırmak için kullanmalarını bir rutin haline getirmiştir.
 
Bilindiği gibi, halkın gücüne ve temsil kabiliyetine dayanmayan otoriter rejimler, kendilerine bağlı bir zümre ortaya çıkarmakta ve devletin kritik görevleri bunlara emanet edilmektedir. Bu zümrenin şekillenmesinde, akrabalık, etnik ve dini, ideolojik ya da mezhepsel yakınlığın önemli bir payı bulunmaktadır. Suriye’de de bu eğilim ve uygulama, Hafız Esad’ın 1970 yılında yaptığı darbe sonrasında yoğun bir şekilde yaşanmıştır. 
 
İktidarını koruma ve güçlendirme adına sert tedbirleri vakit geçirmeksizin devreye sokan Esad, kurduğu yarı monarşik bir düzenle ülkesini baskıcı ve otoriter bir anlayışla 30 yıl boyunca yönetmiştir. Kendisi de bir Nusayri olan ve Baas partisine genç yaşta katılan Hafız Esad, iktidarı boyunca Nusayrileri devlet ve parti içinde etkili pozisyonlara getirmeyi ihmal etmemiştir.
 
Esad’ın karar alma sürecinde, İsrail’e karşı politikalar önemli bir yere sahip olmuştur. 1967 yılında Mısır’la birlikte İsrail’e karşı verilen savaş, Esad’ın Arap dünyasında ve ülke içinde itibar kazanmasına imkân tanımıştır. Savaşta kaybedilen Golan tepelerini 1973 yılında geri almaya çalışan Hafız Esad’ın, bu girişiminde Mısır’dan destek görmemesi kendisinde hayal kırıklığına sebep olmuştur. Askeri anlamda Sovyetler Birliği’yle yakınlaşan Esad, bu yıllarda İsrail ve ABD ile yaşadığı problemler ve Türkiye başta olmak üzere komşu ülkelerle arasının kötü olması, İran’ı bölgesel bir ortak ve denge unsuru olarak görmesine yol açmıştır. Suriye’nin, İran-Irak savaşında İran’ı destekleyen tek Arap ülkesi olması bu anlayışın ve yakınlaşmanın bir sonucudur.
 
2000 yılında babasının ölümünün ardından devlet başkanlığı koltuğuna oturan Beşar Esad, babasının uyguladığı politikalar nedeniyle biriken toplumsal sorunlarla yüz yüze kalmıştır. Beşar Esad şu anda hiç şüphesiz ülkedeki en etkili ve güçlü siyasi figürdür. Ancak Suriye’de karar alma sürecini tek başına temsil ettiğini söylemek güçtür. Karar verici küçük dairenin içinde güvenlik ve istihbarat birimleri, Cumhuriyet Muhafızları ve Beşar Esad’a danışmanlık yapan kişiler de bulunmaktadır. Bunların hepsinde de Nusayri kimliği ön plana çıkmaktadır.
 
Beşar Esad, devlet kurumlarının reformdan geçmesi gerektiğini düşünse de bu planını başarıyla uygulamaya koyamamıştır. İktidarının ilk yıllarında yolsuzlukla mücadele söylemini kullanmış ancak bu tutum, kendisine muhalif olan ya da olabilecek figürleri güç merkezlerinden uzaklaştırmak için kullanılan bir araç haline dönüşmüştür.
 
Hafız Esad’ın karizmatik liderlikle elinde tutmayı başardığı güç merkezlerinin oğul Esad döneminde daha fazla hareket alanı kazandığı açıktır. Buradaki handikap Esad’ın kendi iktidarının meşruiyet kaynağını bu güç merkezlerine dayandırmasıdır. Bugün, Baba Esad döneminin şartlarıyla Suriye’nin içinde bulunduğu şartlar oldukça farklıdır. Dolayısıyla bunun hesaba katılması ve baba mirası baskıcı politikaların artık sonuç vermeyeceğinin anlaşılması ve çoğunluğun siyasi karar alma süreçlerine dâhil edilmesi bu noktada kritik öneme sahiptir.
 
Araştırmacı*

 






SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya