Çin-Afrika İlişkileri
Çin Halk Cumhuriyeti son yıllarda Afrika’ya özel önem atfeden ülkelerin başında gelmektedir. Gerek ekonomik gerek siyasi ilişkilerle kıtayla tesis ettiği bağları her geçen gün güçlendirmektedir. Gelişen devasa ekonomisiyle, sürekli büyüyen ham madde ve enerji ihtiyacını Afrika’dan karşılama yoluna gitmektedir. Afrika’nın henüz kullanılmayan kaynakları dolayısıyla endüstriyel kalkınmasını gerçekleştirmek üzere bu coğrafyaya uzanan Çin, küresel bir rekabetin de fitilini ateşlemiştir. Halihazırda Afrika kıtasının dış ticari ilişkilerinde Çin, en büyük paya sahip ülke konumundadır.
Çin’in Afrika’ya yönelmesine yol açan en önemli etken kıtanın sahip olduğu zengin yer altı kaynaklarıdır. Kıtada üretilen petrol, doğalgaz ve sanayide kullanılan çeşitli madenlerin en büyük müşterisi Çinlilerdir ve karşılıklı gerçekleştirilen bir dizi ticari anlaşmalarla ilişkilerin ekonomik boyutu geliştirilmektedir. Çin son yirmi yıllık süreçte, ortalama %9 büyüme başarısını göstermiştir. Bu büyümede Afrika kıtası önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca önümüzdeki yirmi yıl boyunca Çin’in petrol ihtiyacı yıllık ortalama % 7,5 gibi bir artışa sahne olacaktır. Petrol kaynaklarının giderek tükeniyor olması, durumun sadece Çin-Afrika ilişkileri bağlamında değil küresel ölçekte de ciddiyetini ortaya koymaktadır.(Tıkla-1)
Çin’in Afrika ilgisi sadece yer altı kaynaklarıyla sınırlı değildir. Çin’de üretilip dünyaya ihraç edilen ucuz ürünlerin alıcıları arasında birçok Afrika ülkesi bulunmaktadır. Ancak Batılıların aksine Afrika’ya yaptığı yardımlarda ve ticari faaliyetlerinde Çin, demokrasi ve insan hakları şartını dayatmamaktadır. Dolayısıyla her iki taraf da diğeri için karlı bir pazar ve ticari partner haline gelmektedir. Fakat Çin’in Afrika ile olan irtibatında baskıcı rejimlere destek veriyor olması, bu ülkenin uluslararası kamuoyu tarafından sıklıkla eleştirilmesine yol açmaktadır. Sudan örneğinde görüldüğü gibi, kimi Afrikalı liderlerin uluslararası adalet mercilerinde mahkum edilmesi, ancak Çin’in bu ülkeler hakkında Güvenlik Konseyi’nde aleyhte oy kullanmaması durumu daha da karmaşıklaştırmaktadır. Zira Çin için Afrika rejimlerinin demokrat ya da baskıcı nitelikte olması önem arzetmemekte, bütünüyle faydacı bir yaklaşımla ilişkilerini devam ettirmektedir. Çin kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmemekle birlikte asıl amacının yardım ve yatırımlar yoluyla kıtanın kalkınmasını desteklemek olduğunu öne sürmektedir. Afrika’nın bu denli büyük boyuttaki Çin ilgisinin hedefi olması, diğer küresel güçlerin de kara kıtaya rekabet saikiyle yönelmelerine yol açmaktadır. Bu durumdan karlı çıkan taraf ise kuşkusuz kıta devletleri olacaktır. Ancak burada asıl yapılması gerekenin, kıtaya dönük geçici yardımlar ve enerji ticareti değil kıtanın ihtiyaç duyduğu ekonomik yatırımların bir an önce hayata geçirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Afrika toplumlarının kendi sanayi altyapılarını dış destek almaksızın kurmalarının hayli zor olduğu göz önüne alınırsa, küresel güçlerin bu noktada sorumluluk üstlenmeleri kaçınılmaz görünmektedir.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan,13 Ekim 2009)